Akıldışılık üzerine



29-11-2014 08:30


Metin Çulhaoğlu

Bugün Türkiye’de sol adına verilecek mücadelenin mevcut duruma ilişkin sağlıklı analizleri temel alıp “akılcı” biçimde yürütülmesi gerektiğini herhalde herkes kabul edecektir. 

Bu gereklilikleri boşa düşürüp “yersiz” kılacak herhangi bir durum tasavvur etmek güçtür. Çünkü mücadelenin hedefinde duran tarafın da şöyle ya da böyle bir “aklı” olması gerekir. O da kendince birtakım analizler yapmakta, adımlarını inceden inceye hesaplayarak atmaktadır.  Siz de bunları tespit eder, değerlendirir, kendi karşı politikalarınızı buna göre “akılcı” biçimde belirlersiniz…

İyi güzel de, ya karşı tarafa akıl izafesi güçleşmişse?

***

Ergin Yıldızoğlu 26 Kasım günü Cumhuriyet’te yayınlanan yazısında (Tezgâhta ‘Varoluşun Dayanılmaz Hafifliği’) iktidardaki AKP’nin “projesini” değerlendirirken, yerleşik siyaset terminolojisinin dışında kavramlara başvurmak zorunda kalmış: “Histerik telaş”, “paranoya”, “büyüklük kompleksi”, “narsisizm” gibi… 

Haksız olduğunu, durumu abarttığını söyleyebilir misiniz? 

Elbette, çok istenirse Amerika kıtasını kimin keşfettiği, kadınların kahkaha atmasının münasip olup olmadığı ve bunun gibi başka konularda söylenenlerde de belirli bir “siyasal akıl” bulunabilir. “Bunların arkasında şöyle bir siyasal hesap yatıyor” denebilir.

Ancak, bu kadarının zorlanması bir noktadan sonra yersiz “akıl izafesi” olacaktır. 

Kısacası, bu tür akıldışılıkların bileşkesinden “akılcı” çıkarsamalar yapıp mücadele hattını bunların üzerine oturtmanın giderek güçleştiğini söylüyoruz. 

O zaman?

O zaman sol muhalefetin de karşısındaki akıldışılığa kendi akıldışılığıyla yanıt vermesi mi gerekiyor? 

***

Kuşkusuz böyle değil. 

Kastedilen şudur: Giderek sıklaşacağa benzeyen akıldışılıkların her birinin karşısına yerleşik aklı (ve bilimi) çıkaran bir mücadele hattı siyaseten etkisiz kalacaktır. 

Amerika kıtasının keşfi dedi, ağzının payı verildi…

Kadın erkekle eşit olamaz dedi, yanıtını aldı…

Vesaire…

Hep böyle mi gitsin?   

Yani bu işi münazara usulü mü götürelim?

Türkiye’de siyasal iktidarlarının aklı, emperyalizmin özel girdilerinin yanı sıra sermaye sınıfının, düzenin yerleşik kurumlarının ve nihayet düzen içi ve dışı muhalefetin hassasiyet ve karşıtlıklarının türevi olarak oluşagelmiştir.  

Bunların hepsinden hareketle, büsbütün akıldışı durumların nispeten törpülendiği bir “akıl” ortaya çıkabiliyordu…

Bugün durum farklıdır. 

Emperyalizmin “özel girdileri” ha bire değişmekte, ayrıca siyasal iktidar emperyalizme “bu da benim sana özel girdim” deme ısrarından vaz geçmemektedir. Düzenin yerleşik kurumları ve sermaye sınıfı ise “ayar vermek” bir yana kendileri ayar yiyip fethedilmiş durumdadır. CHP ve MHP, akıldışılıkları dâhil, iktidara benzeme uğraşı içindedir. Belirli bir siyasal aklı temsil ettiği söylenebilecek olan Kürt siyaseti de diyalog-müzakere aşkına kendini muhatabının akıldışılıklarına adapte etmeye çalışmaktadır. 

Yıldızoğlu’na dönersek, “histerik telaş”, “paranoya”, “büyüklük kompleksi”, “narsisizm” gibi işaretlerin kaynağı yukarıdaki durumdur. Kendi aklının başka her tür aklı ikame ettiğine duyulan güvenin getirdiği bir akıldışılıktır.  

Değişeceğe de benzememektedir. 

***

Geriye sol muhalefet kalıyor; o ne yapsın, bunca akıldışılık karşısında nasıl edip de akla sığınsın? 

Sol, “sıkıntılı” görünen bu durumun önemli fırsatlar da yaratabileceğini dikkate almalıdır. 

Karşı tarafın akıldışılıkları ne kadar sıklaşırsa, bunların üzerine yerleşik aklın işaret ettiklerinin ya da “çok gerçekçi”, “hemen yapılabilir” görünenlerin ötesinde, daha kapsamlı, ileri ve radikal hamlelerle yürüme olanakları da o kadar artacaktır. Artık minima rationalis (asgari akıl) hattında ilerleyen bir tarafın karşısına salt “akılcı” düzeltmelerle, tarihsel gerçeklere ve bilime yapılan nokta göndermelerle çıkmak, politik değil pedagojik bir tutum olacaktır.

Tekrar ediyoruz: Eğer karşı taraf kendi akıldışı fantezilerine fazlaca gömülmüşse, bunun karşılığı aklın ve sağduyunun işaret ettiği basit “düzeltmeler” ve talepler olamaz. Bu saatten sonra yapılması gereken, şimdilik “en fazlasını” olmasa bile “çok daha fazlasını” düşünmek, istemek ve bu yönde hareket etmektir.  

Ülkedeki sosyalist odakların/partilerin yanı sıra, Birleşik Haziran Hareketi gibi “cephesel” girişimlerin de dikkate alması gereken bir durumdur.