Akademinin gündemi…



18-09-2014 08:51


Nurettin Abacıoğlu

Üniversitelerin önemli bölümü iş başı yaptı…

Sorunlarıyla; dertleriyle ve derin vurdumduymazlık ve aymazlıklar içinde…

Bu bir temcit pilavı hikâyesidir. Her eğitim-öğretim yılının başında, kanayana tuz basma misali dile getirilen bir yığın sorun, sonra da çözümsüzlükleriyle boğuşma. Yıl sonunda da elde olandan geriye eğer aşındırılamamış bir şeyler kaldıysa, bunları da “Pirus zaferi” hesabına deftere şerh düşerek…      

Söz gelimi, benim bulunduğum fakültede “beyaz önlük” töreni ile birinci sınıflara gelen eczacı adayı öğrencilere merhaba dedik…

Ama ne merhaba…

Düne kadar on iki fakültede yapılan eczacılık eğitimi, önce yirmi beşe çıktı; son iki yıl içinde de mantar biter gibi türetilmiş kırk beş fakülteye terfi ettirilmiş vaziyette. Neredeyse tümü özel vakıf üniversitelerinde… Üniversite giriş sınavlarında ilk on iki binden öğrenci alırken, şimdi merdivenin ucunun doksan bine uzandığı ve taşeron-ucuz bir emek gücü oluşturma seferberliğinde eczacılık mesleğinin payına düşen yeni olumsuzluklarla dolu kocaman bir yeni döneme merhaba diyerek başlamak…

Olsun yine de merhaba dememiz gerekiyor işte…   

İşte bu minvalde başlayan bir tören ve kuşkusuz protokol konuşmaları sıraya uygun olarak yapılıyor. Yani başta dekan, meslek ve mezun örgütlerinin temsilcileri ve son söz olarak üniversitenin rektörü kürsü alıyorlar. Beyaz önlük giyilmeden önce, sunuculuğu yapan genç asistan arkadaş söz almak isteyen bir hoca olup olmadığını soruyor. Salonda en ufak kıpırtı ve istek yok…  Oysa ne olup bittiğini henüz kavrayamamış yeni yetme, taze eczacı adayları ve ailelerine hocaların da orada bir şeyler söylemesi uygun olacak.

Ne ki sorun, ne söyleneceği üzerine…  Umuda dairi konuşmak; geleceğin, gençlerin elinde olduğunun altını çizmek; yarınlar için güven tazelemek ve bir mücadele coşkusu yakalamak gerek. Oysa toplumsal yılgınlığın zirve yaptığı, umudun ve onun uğruna mücadele etmenin, kaderciliğin mutlaklığına teslim olduğu bir çağ yangınından geçiyoruz. Tam da bunları düşünürken, bir isteğim, talebim olmamasına karşın adım anons ediliyor… Umarım ki mahallenin delisi sıfatıyla değil de, “Kamber” siz düğün olmaz hesabına… Yani zevahirin kurtuluşu adına kürsüye çıkmaya mecbur bırakılıyorum…

Esasen öğrenciye söylenecek ne çok söz var. Sağlıkla ilgili bir fakülte olduğumuza göre, memleket sağlık işlerinin nasıl bozuk düzen bir minvalde seyrettiğini anlatmak gerek. İlaçla ilgili eğitim veren bir fakülte olduğumuza göre, ilaç işinde vatandaşın iliklerine dek nasıl da sömürüldüğünü güncel örnekleriyle ortaya dökmek gerek. Bir eğitim kurumu olduğumuza göre, yükseköğretim işinin bu ülkede nasıl da alınır, satılır bir mal haline getirildiğini kısaca bir özetlemek gerek.

Yani bin bir tane iç içe geçmiş gerekliliklerle beraber, halka, halkın çocuklarına yalansız, dolansız çıplak gerçekliği açık etmek gerek. Öyle ya, bir de bilimci diye bir san taşıyoruz. Sonunda ölüm bile olsa, korkmadan; eğip, bükmeden; eğilip, bükülmeden;  gerçeği ve yalnız gerçeği söylemek, savunmak ve öğretmek yükümlülüğünü insani bir erdem olarak hesapça omuzlarımızda taşıyoruz.

…  

İşte bunun ağırlığıyla yerimden doğruluyorum. Oturduğum koltuk ile kürsü arasını yürürken sayıyorum; tam on beş adım. Ve ben bu büyük yürüyüş sırasında düşünmeye başlıyorum…

Büyük hayalim aklımdan geçiyor… Kürsüye gelsem ve o genç insanlara desem ki…

Gençler; eşitlikçi, toplum çıkarlarını insan emeğine en yaraşır düzeyde düzenlemiş bir ülkenin evlatları olarak bu gün burada bulunmaktasınız. Anayasamızda yurttaşlar için “siyasi-felsefi düşünce, dini inanış, ırk, mezhep, dil ve hiçbir cinsiyet farkı gözetilmeden her bireyin parasız eğitim hakkına sahip olduğu” yazıyor. Siz de bu basamağa kadar, eğitim-öğretim hayatınız içinde gösterdiğiniz beceri, başarı ve tercihleriniz sonunda bu fakülteye kaydolma hakkını kazandınız. Burada okurken, devletin size karşılıksız olarak vereceği eğitim bursundan yararlanacaksınız. Bütün kitap ve diğer eğitim araç ve gereçleriniz yükseköğrenim kamusal geliştirme fonlarından karşılanacak. Sosyal ve kültürel ihtiyaçlarınız için benzeri fonlardan yararlandırılacaksınız…    

Yeteneklerinize göre her türlü sportif ve sanatsal etkinliklere katılmak ve bu alanlara ilişkin rehberlik hizmetleri almak öğrencilik haklarınız arasında bulunuyor. Öğrenci kimliklerinizle bütün kamusal nakliye araç ve hizmetlerinden parasız olarak yararlanma hakkınız var. Barınma, doyunma ve tüm sağlık hizmeti gereksinmeleriniz, kamusal öğrenci özel fonlarından karşılanmakta…

İşte bu ortamda eczacılık eğitimine başlıyorsunuz.

Ayrıca devlet, mezuniyetiniz sonrasında, her yurttaşın çalışma hakkına uygun olarak sizleri istihdam etmekle yükümlü. Böylece, alanınızla ilgili kazandığınız mesleki bilgi, beceri ve yetenekleriniz, toplum sağlığı hizmetleri içinde en verimli biçimde değerlendirilecek…

Gençler, bildiğiniz üzere ülkemizde her yurttaşın sağlıklı yaşam hakkı, bedelsiz olarak devlet garantisi altında. Anayasamız, sağlığın ve hizmetlerinin bir kar aracı haline getirilmesini yasaklamış ve yurttaşların esenlik içinde bir hayat sürmesi için kamusal düzenlemeleri öngörmüş durumda.

Hastanın ilaca erişimi ve bozulmuş olan sağlığının gerek farmasötik ve gerekse diğer tıbbi bakım hizmet sistemleriyle düzenlenmiş ve garanti altına alınmış olması, sizin de mesleki bilgilerinizin sürekli güncellenmesini ve meslek içi eğitimlerle geliştirilmesini zorunlu kılmış bulunuyor. Bu anlamda, kişisel gayretlerinizi ve mesleğinizi topluma en iyi biçimde sunma sorumluluğunuzu, hem öğrencilik döneminizde ve hem de sonraki meslek yaşamında en iyisiyle yapmak ve geliştirmek durumundasınız…

Üniversitelerimiz, aydınlanmanın ve bilimin üretildiği ve toplum yararına sunulduğu en gelişmiş kurumlar olarak toplumsal yaşamda yer alıyorlar. Üniversitelerimizin en önemli rekabetçi uğraşısı, alanlarında en üst uluslararası düzeyi tutturmaya odaklanmış vaziyette. Ülkenin her türlü kaynağı bilim, eğitim ve araştırma çalışmalarına eksiksiz kanalize edilmiş durumda.

Ülkemizin toplumsal kurtuluşu ve kalkınması yolunda, bu kurumlarda sürdürülen fedakâr çalışmalar, sadece ulusal ölçekte değil, dünyaya örnek olacak bir düzeye doğru sürekli gelişme gösteriyor. Biz üniversite hocaları, bilimciler, araştırmacılar, öğretmenler olarak daha verimli olmak ve daha çok üretmek ve derinleşmek yolunda toplumsal kaynaklardan en gelişmiş biçimde yararlandırılıyoruz. Bu anlamda sizlere de kazanımlarımızı eksiksiz olarak sunmaya gayret edeceğiz…

Adımlar bitiyor…

Kürsüden salona şöyle bir bakıyorum. Neredeyse yeni gelen öğrenci kızlarımızın tamama yakını, inancı nedeniyle olsa gerek; allı, morlu gösterişli eşarplarla başını örtmüş…

Yukarıda düşlediklerimin gerçekleşmesi için söz nasıl söylenirse, ona dairi kelam etmeye çalışıyorum. Arkadaşların dediğine göre, birkaç yerde sesim titriyor.

Sağlığın doğuştan kazanılan insan hakkı olduğunu söylüyorum. Onun, alınır satılır bir mal olmadığından dem vuruyorum. Üniversitelerin, aydınlanmanın ve bilimin en tahkimatlı kaleleri olduğunu, olması gerektiğini ifade ediyorum. Hastanın müşteri değil, sağlığını kaybetmenin çaresizliğinden çekilip çıkarılacak insan olduğunu ve bu uğraşta hekime, eczacıya da önemli görevler düştüğünü belirtiyorum…

Beyazın arınma, doğruluk, dürüstlük, insana ve topluma karşılıksız hizmetin arı bir su gibi emek sembolü olduğundan bahsediyorum…

Kendimizi ve toplumu, buralardan çekip, kurtarmak ve yeni bir dünya kurmak için çok çalışmamız gerektiğini söylüyorum…

Söyleneceklerin tümünü belki söyleyemiyorum. Vakit dar; insanlara bu laflar masal gibi geliyor. Öğrenci derse girecek. Yöneticiler belki başka törenlere yetişecek…

Üniversitelerin bildik gündemi başlıyor…

Kısacası aydınlanma mücadelesini, toplumsal kurtuluşa tahvil edecek bir gayret gerek. Ve hadi tamamlayalım. Bunun için de örgütlenmek…

Laflar da, tespitler de güzel; ne ki artık karın doyurmuyor…  

Akademinin bildik gündemi başlıyor…

nuriabaci@gmail.com