Ahval ve şerait



06-05-2016 08:10


Defne Bülbül

10 Ağustos'ta Cumhurbaşkanı Erdoğan mevcut durumu parlamenter rejimin buzdolabına alındığı sözleriyle ifade etti. Bu tabir gerçekliğe işaret ediyordu. Anayasal anlamda yargı, yasama, yürütme erkleri arasındaki biçimsel ayrım ortadan kalkmış, parlamenter rejimin olağan denetleme mekanizmaları devre dışı bırakılmış, devlet aygıtı içerisinde erklerin anayasal sınırlar içerisinde görev yapmasını niyet eden yargı erki oğlan bizim-kız bizim ifadesinde vücut bulduğu üzere tek adamın iradesini esas alır şekilde yapılanmıştı. Görünüm bir tek adam rejimiydi, parti-devlet olarak yakın bir zamana kadar ifade bulabilecek olan sistem, neredeyse kişisel denilebilecek bir güven saplantısı altında dar bir kadroya terkedilmiş, parti içi ortak akıl da bir süredir iktidar mekanizması içerisinde varlığını hissettiremez hale gelmişti. Nasıl ki güvenlik paradigması üzerinden toplumsal özgürlük alanları daraltılıyorsa, toplumsal özgürlük alanlarındaki daralmaya paralel şekilde iktidarın da kendi içinde daralmaya gittiğini, aynı güvenlik paradigmasının iktidarın yani sırça fanusun daha da daralarak parti-devletten tek adam rejimine gittiğini söylemek yanlış olmaz. Anayasal kurumlarla birlikte hukuk düzeni de fiilen askıya alındı. İç savaş görüntüsü altında toplumun güvenlik duygusu hedef alınarak “istikrar” anahtar kelimesiyle girilen seçim iktidar partisi için başarı getirse de, hedeflenen başkanlık rejimi altında ifade edilen tek adam rejimi hukuksal olarak zemin bulmamıştı. Hedef başkanlık rejimiydi, bu da açık bir şekilde ifade ediliyordu.

Toplumsal kırılmalar, özellikle Kürtlerin duygusal kopuş yaşadıklarına ilişkin ifadeleri, toplumun büyük bir kesiminin kendisini güvencesiz hissetmesi, Avrupa Parlamentosu'nun ve Avrupa'daki demokrasi ve insan hakları yapılanmalarının demokrasi ve insan hakları açısından ciddi olarak rahatsızlıklarını dile getiren ifadelerine rağmen bu serzenişlerin giderilmesi için siyasi iktidarın ciddi bir girişimi olmadığı görülmekte. Siyaseten daha rasyonel ve insan hakları bağlamında hukuk içerisinde yürütülebilecek süreçlerin irrasyonel bir şekilde yönetildiği gerçeği ile karşı karşıyayız. Açıkçası başkanlık rejimi adı altında tek adamın güvencesinin olduğu rejime doğru yol alan iktidar pratiğinin siyaset biliminin alanını terkedip politik psikolojinin konusu olduğu inancına kapıldığımı söylemeden de geçemeyeceğim. İktidarın kriminal bir alana kayarak, kendi derin devletini oluşturduğu her süreçte olduğu gibi güvenlik arzusu ve beklentisi, iktidarını güvence altına alma kaygısı rasyonel alandan irrasyonel alana doğru kayıyor. Ancak bu alanda ifade özgürlüklerinin önünün açılmadığı, her söz veya ifadenin cumhurbaşkanına hakaret kapsamında olağanüstü yargılama pratiğine dönüştüğü zeminde bu yöndeki sorularımızın karşılığı bilinmeyen bir zamanı bekliyor.

Başkanlık rejimi adı altında hedefe kilitlenen iktidar mekanizmasının son dönemeçteki ani virajı öncelikle yargı eliyle siyaset mekanizmalarının sürece müdahale ettirileceği bir yola girdi. MHP'nin olağanüstü kurultay yolunun Tosya ve Gemerek mahkemeleriyle kesilmesi, gözlerin Yargıtay'a çevrilmesi... Bununla birlikte siyasi uzlaşı alanı tamamen terkedilerek dokunulmazlıkların kaldırılması altında aslında anayasal anlamda geçici süreliğine anayasanın askıya alınması anlamına gelen HDP'li vekillerin yargılanmalarının ve dolayısıyla meclis içi aritmetiği değiştirmeyi hedef alan girişimle de birlikte, siyaset alanının bir kez daha yargı eliyle dizayn edilmeye çalışılacağı süreci izleyeceğiz. Siyasi iktidarın geçmiş dönemlerinde de bir toplum mühendisliği aygıtı olarak kurgulanan yargı, önümüzdeki günlerde de siyasi mühendislik aygıtı olarak sisteme müdahale edecek. Afili sözlere de gerek yok, onların söylediği gibi: oğlan bizim kız bizim..

İktidar mekanizması tek adam rejimine doğru giderken iktidarı paylaşan iktidarın başkanıın adamları da teker teker fanusun dışına çıkıyor. Son olarak başbakan Davutoğlu'na yol verip %50 oy alan bir parti yedi ay gibi bir süre zarfında olağanüstü genel kurula gidiyorsa, süreci yönetenin siyaseten gücü elinde bulundurmadan daha çok mevcut fiili durumu hukuksal zemine çevirme arzusudur. Yani başkanlık rejimi adı altında bir tek adam rejimini hukuksal statüye dönüştürme arzusudur. Süreç tıpkı o masaldaki gibi derin bir krize doğru yol alıyor, sırça fanusun dışına itilen her iktidar öğesiyle birlikte sırça fanus iktidar derinleşiyor ve sertleşiyor, hedefe kitlenen tek adam rejimi beklentisi toplumsal kriz ve çatışmaları da göze aldığını, baskı ve şiddetin ağırlaşacağını işaret ediyor. Sonuçları derin ve acılı olacağı gibi, bu muhtemel çatışma ve baskı ortamı toplumsal bir eşitlik ve özgürlük yolunu da açmaya muktedir. Uzun vadede bu toplumun, kadim büyük Anadolu'nun basiret ve feraseti, toplumun ekmek, özgürlük, güvenlik ve barış isteyen aklı selimi bize bu yolu açacaktır. Memleketin ahval ve şeraiti soğuk bir Ankara sabahı böyle gözükmekte... Sabahın ilk ışığını görüp uyuyacağım.