Ağır yazı molası



24-01-2017 05:19


Metin Çulhaoğlu

Ülke kritik bir dönemece doğru gidiyor; solun da önümüzdeki sürece odaklanması gerekiyor. 

Yukarıda söylenen doğru olsa da bir gerçeği unutmamak gerekiyor: Bu noktadan sonra yapılması gereken, evlerde, sokaklarda, kahvelerde, alanlarda, özellikle bize uzak gibi duran kesimler arasında yürütülecek “hayır” çalışmasıdır. 

Asıl önemli ve belirleyici olan budur. 

Daha açığı, ortaya çıkabilecek önemli yeni durumlar dışında, kimi konularda laf yarıştırmanın fazla anlamı kalmamıştır. Örneğin, rejimin başkanlık sistemini “aslında” neden istediği; geri planda hangi odakların olduğu; “evet” çıkması halinde bir şeyin değişip değişmeyeceği; “hayır” olursa bizi nelerin beklediği gibi başlıklarda gereğinden fazla yazıp çizmenin bir yararı olacağını sanmıyoruz. 

“Derin analiz” merakı yüzünden durduk yere kafa karıştırma tehlikesi bile vardır. 

O halde bir mola alalım ve bu yazıda biraz “ağır” denebilecek başka bir konuya girelim. 

***

Konu, bu ülkedeki sosyalistlerin düşünsel faaliyet ve üretimlerinin önemli bir bölümünü bir yerlerde kendilerine karşı tasarlandığı varsayılan oyunlara, tuzaklara, kumpaslara, tezgâhlara ayırmalarıdır… Ülkede sosyalizm uzunca bir zamandır “güçsüz” olduğu için elbette bunların hepsi “yılanın başını küçükken ezmeye” yöneliktir. Yani “bir yerler”, sürekli gün gelip sosyalizmin güç kazanacağı kaygısı içinde olduklarından tuzaklarını şimdiden kurmaktadır. 

Kuşkusuz, “karşı tarafta” bu tür kaygıların hiç olmadığını, “ön kesme”, “kuşatma”, “ehlileştirme” gibi yolların hiç düşünülmediğini söyleyemeyiz. Ne ki, geçmişte kalanlara ve daha yakın döneme bakıldığında bunların hepsinin ülkenin siyasal yaşamında sol tarafından teşhisi ve tedavisi o kadar da güç olmayan girişimler olarak kaldığını görürüz. 

Sorulacaktır:

“Ne yani, 1960’lardaki ‘ortanın solu’ sosyalizmin önünü kesmeye yönelik bir çıkış değil miydi?” 

“Ya son dönemlerin liberalizmi? Sol kesimde yarattığı büyük tahribatı küçümseyelim mi?”

İşte, konunun “ağır” yanı bu sorulara verilecek yanıttadır. Kendi yanıtımız şöyledir: 60’ların “ortanın solu” da, son çeyrek yüzyılın liberalizmi de temelde kapitalist üretim ve birikim süreçlerinin siyaset ve ideoloji alanlarına yansımaları olarak, yani belirli nesnellikler sonucu ortaya çıkmıştır. Bu ideolojik ve siyasal çizgilerin sosyalist düşünce ve harekete karşı kullanılması ise ortaya çıkışlarının nedeni değil sonucudur

Yeterince “ağır” olmadıysa biraz daha derine inelim.

***

Sosyalizmin, kapitalizme bir alternatif olarak tarih sahnesine çıkmasından bu yana (tarih olarak neyi verirseniz verin) kapitalizm cephesindeki tüm siyasal-ideolojik oluşumların içeriğini ve biçimini peşinen, en baştan sosyalizm karşıtlığı temelinde bulduğu düşüncesi idealizmdir.  

Toplumsal pratiğin ve süreçlerin, kendi özgün dinamiklerine sahip olmadan, bir önsel veri/durum üzerinden şekillendiği imasını taşıdığı için idealizmdir. 

Anti-marksisttir... 

Egemen sınıfın düşünürlerinin, ideologlarının ve siyasal temsilcilerinin, temsil ettikleri sınıf adına ürettikleri ideolojilerde “görünene takılma”, “özle biçimi ayırt edememe” ve “yanılsama” gibi boyutları tamamen boşlayıp meseleyi salt “düşmanın önünü kesme” niyetine indirgediği için anti-marksisttir. 

Bir iki örnek üzerinden düşünelim: 

1960’lardaki “ortanın solu”, örneğin 1920 yılında Ankara tarafından kurdurulan “resmi” Türkiye Komünist Fırkası ile aynı sepete konulup aynı sistem içinde değerlendirilebilir mi?

Dünya kapitalizmine İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde damgasını vuran “Keynesçi politikaların” gene aynı dönemin ürünü olan soğuk savaşla kuşkusuz belirli ilişkileri vardır; ama ikisini de aynı öznel “ön kesme”, “kuşatma”, “saptırma” vb. potasına koyup öyle değerlendirebilir miyiz? 

***

“Aslında dedikleriniz doğru; ama öbür türlü yapıldığında sosyalistlere ‘bakın biz ne kadar önemliyiz’ özgüveni kazandırmış oluyoruz…” diyenler mutlaka olacaktır. 

Ancak, sosyalist mücadele söz konusu olduğunda son dönemlerin genç kuşakları yoğun bir giriş-çıkış sirkülasyonundan geçiyorsa, bu “özgüven” motifinin pek işe yaramadığı sonucuna varmak gerekecektir. 

Daha kötüsü ise, belirli bir birikime sahip sosyalistlerin kendi akıllarının suretini karşı tarafta bulup (ben onların yerinde olsam şöyle yapardım) ha bire oyun, tezgâh, tuzak, kumpas vb. çeşitlemelerine dalmalarıdır. 

Karşı tarafa gereksiz akıl izafesi, sonuçta izafe edeni aptallaştıracağı, olmasa bile mutlaka pasifleştireceği için…