ACKA'nın gerçek başarısı...



06-05-2015 08:02


Ahmet Cemal

Önümüzdeki Haziran ayının ilk haftasının sonunda ACKA (Ahmet Cemal Kültür Atölyesi), yaklaşık iki aylık kısa bir yaz tatiline girecek. Ağustos ile birlikte atölyenin ikinci çalışma yılının hazırlıkları başlayacak. 1 Eylül 2015 Salı günü ise yeni çalışma programları işlerlik kazanacak. 

İkinci yılımızın en önemli yeniliği, 1 Eylül 2014’ten beri çalışmalarını sürdüren Edebiyat Bölümü ile Tiyatro Bölümü’nün yanı sıra, ‘Görsel Kültür’ adı altında yeni bir bölümün atölyemizin çatısı altında kapılarını açacak olması. Batı üniversitelerinde ‘Visual Culture’ adı altında giderek ağırlık kazanmakta olan bu çalışma alanı, atölyemizde bildiğim kadarıyla henüz ülkemizdeki hiçbir yüksek öğrenim kurumunda bulunmayan bir programla kapılarını açacak.

Bugün vardığımız nokta, kanımca bir kez daha durup geriye bakmamızı ve bir değerlendirme yapmamızı – gelecek bağlamında – koşul kılıyor. Böyle bir değerlendirmeyi ilk kez yine bu sütunlarda, “Bir Yarıyılın Ardından” başlığı ile içinde bulunduğumuz yılın Ocak ayının başında yapmıştım. O yazıdan bazı satırları alıntılamak istiyorum:

“Gerçekten de daha dün gibi…

ACKA (Ahmet Cemal Kültür Atölyesi), 6 Ocak Çarşamba günü ilk yarıyılının çalışmalarını tamamladı. Yola geride bıraktığımız yılın Eylül ayının ilk günü çıkmıştık. Şimdi, dört ayı geride bırakmışız.

‘Artık hiçbir şeyi önceden kafamda sorgulamadan benimseyemiyorum…’

‘Başka biri olduğumu gittikçe daha çok hissediyorum…daha önce bu kadar tartışmazdım. Şimdi ise çevremdekilerle çok fazla tartışır oldum…’

‘Okumak, okur olabilmek çok farklı bir şeymiş – bunu son birkaç ayda çok net algılamaya başladım…’

‘Yaşadığım ülkenin dününe ve bugününe sanki artık çok farklı bakıyorum, ve her bakışım, benim için yeni bir tartışma konusu…’

‘Bu atölye, benim için hiç bitmeyecek bir yol. Buradaki eğitimim bittikten sonra yolum nereye düşerse düşsün, ben hep burada olacağım…’

Bu alıntılar, atölyedeki çocuklarıma ait. İlk yarıyılımızın bitmesinden hemen önce yaptıkları değerlendirmeler. Ve yine birkaç gün önce atölyedeki kadromuzda olmayan, ama çalışmalarımızı dışarıdan çok dikkatle izleyen bir dostun, üçüncü bir kişiye atölyemizi anlatmak için söyledikleri : ‘Orası bir meslek kursu değil…orada herhangi bir meslek için insan yetiştirilmiyor …Kısaca söylemek gerekirse, orada aydın yetiştiriliyor!’

Bu söz, ilk yarıyılımızın belki de en büyük ödülü … ‘orada aydın yetiştiriliyor!’

Ve ödül sayılabilecek bir söz de yayılımızın son dersinde, çocuklarımdan birinden geliyor – belki yalnızca söz demek yetersiz; daha çok, bütün çabalarımız için yüz akı bir saptama : ‘Eğer ‘Gezi Direnişi’ yaşanmasaydı, böyle bir atölye de kurulmayacaktı, öyle değil mi hocam?’

Boğazıma bir şeyler tıkanıyor. 

Çünkü, öyle!

Parklarında kitaplıklar kuran bir direniş kuşağının yazdığı destanı sonradan sahiplenmenin en soylu yollarından biri, dışarıdan bakanlarınorada aydın yetiştiriliyor!’ diye nitelendirdikleri bir atölye kurmak olabilirdi.

Şimdi bizim de atölyemizde bir kitaplığımız var. Yaklaşık dört yüz kitaplık okuma birikimimiz hızla büyüyor. Böyle giderse, yıl sonunda bin beş yüz kitabı geride bırakmış olacağız.

Bu arada, bütün çalışmalarımızın ortak omurgası olarak Aydınlanma’yı seçtik. İkinci yarıyılımızda, Aydınlanma Seminerleri başlığı altında bağımsız bir çalışmayı da başlatıyoruz…

Salı akşamı, ilk yarıyılın son dersinden çıktıktan sonra, başımı kaldırıp atölyenin pencerelerine bakarken, içimden sanki benden bağımsız bir mırıltı yükseldi : ‘Evet, orada aydın olunuyor!’….”

Evet, bundan yaklaşık dört aydan fazla bir zaman önce bunları yazmışım. Ve şimdi, atölye ilk çalışma yılını tamamlarken, bütün bunların çok ötesine uzanmış bir çizgideyiz. 

Bu söylediklerim ile, bir kusursuzluğu mu dile getirmek istiyorum?

Asla!

Eksiklerimiz var. Hep olacak da. Ve olmalı da! Çünkü yola çıktığımız günlerde çocuklarıma – yani atölyedeki çocuklarıma demek istiyorum – henüz söylememiş olduğum bir söz, kafamdan hiç gitmiyordu. Bu sözün sahibi, Amerika Birleşik Devletleri’nin efsanevi başkanı Abraham Lincoln. Başkan, oğlu ilkokula başladığı ilk gün onun sınıf öğretmenine yazdığı ünlü mektubun bir yerine oğluna atıfta bulunarak öğretmenden şöyle bir ricada bulunur : “Lütfen ona arada hatalar yapma fırsatını da tanıyın!”

Atölyedeki çocuklarım, doğal olarak çok farklı bilgi ve birikim düzeyleri ile geldiler. Bu durumda onlar için Lincon’ın dileğini uygulamaya koymak çok önemliydi. Ve atölyemize ne mutlu ki, bu ilkeye atölyemize hizmet veren bütün değerli öğretim elemanlarımız kendiliklerinden uydular.

Hep adım adım ve atılan her adımı sınayarak ilerledik. Bu temponun çocuklarımıza biraz yavaş geldiği zamanlar da oldu. 

Ama sonunda, bizimle kalanların hepsi anladılar.

Atölyenin ilk günü, onlara şöyle demiştim : “Burada hepiniz, kendinizi varettiğiniz ölçüde varolacaksınız! Ve burada kimse size neleri düşünmeniz gerektiğini ezberletmeye kalkmayacak. Yalnızca size, o da elbet istediğiniz ölçüde, nasıl düşünmeniz gerektiğini öğrenmeniz konusunda yardım edilecek!”

Hepsi anladılar!

Hem de öylesine anladılar ki, ben aralarında kaybolup gittim. 

Şimdi atölyede bugün ve gelecekte neler yapmak istedikleri üzerine tartıştıklarında, ben orada olsam bile, bunu unuttukları oluyor. 

Onlara böyle bir ortam armağan etmek istemiştim. Üstüne olabildiğince sevgi de serpiştirerek.

Aldılar!

ACKA’nın gerçek başarısı – işte bu!