Acemiler ve yeni hayat



02-09-2014 09:56


Üniversitelerin kayıt döneminin başlamasını fırsat bilerek Haziran’dan sonra yoğunlaşan gençlik ve kuşak tartışmalarına bir giriş yapabiliriz.

AKP’li yıllar, politik birikimini, alışkanlıklarını, beklentilerini ve reflekslerini ortak bir tarihsellikle edinmiş bir topluluğun, başka bir deyişle bir kuşağın şekillenmesi için gerekli nesnel zemini ortaya koydu. Haziran sonrasında bu çok daha açık bir biçimde görülebiliyor.

Dahası bu kuşaklaşma dinamiği sadece gençlik mücadelesi içerisinde anlam bulmuyor. Aksine gençlik mücadelesi önceki dönemlere göre çok daha bütünlüklü bir çerçevenin parçası olduğu için önem kazanıyor.

Liselerde Berkin için yürüyen yüz binler, FKF’yi yeniden ayağa kaldıran üniversiteliler, “Gündüz işte gece direnişte” diyerek meydanları dolduran beyaz yakalılar, Haziran’a damgasını vuran çalışan genç kadınlar, mahallelerde eylemlere öncülük eden gençler benzer bir nesnelliğin ürünü.

***

Politik birikimi AKP’nin yeni rejiminde şekillenen ve Haziran’da belirginleşen toplamları şekillendiren nesnelliğin ayırt edici yanlarına gelecek olursak...

80’lere ve 90’lara damgasını vuran karşı devrimci dalga karşısında mücadelede belirleyici olan yaklaşan felakete karşı set çekmeydi. Bu dönemde sola yakınlaşan kitleleri belirleyen ruh hali ise “geçit vermeme” şeklinde özetlenebilir.

Felaketin sonrasına, başka bir deyişle 12 Eylül’ün tamamlanmasına tekabül eden AKP gericiliği döneminde, harekete geçen kitleleri belirleyen ruh halinde bir farklılaşma yaşandı. “Geçit vermeme”nin yerini “reddetme” aldı.

Başka bir deyişle 90’lardaki toplumsal hareketleri işgale karşı mücadeleyle, bugünkü dinamizmi ise işgal sonrası bir direniş hareketiyle özdeşleştirmek mümkün. Benzer biçimde, hattı müdafaanın yerini farklı mücadele başlıklarını içerisinde barındıran bir satıh üzerinde hareket etmenin aldığı da söylenebilir.

Haziran’da ortaya çıkan tabloya damgasını vuran parçalılık ve çeşitlilik de daha geniş bir yüzey üzerinde hareket etmenin gerekliliğini ortaya koyuyor.

***

Yeni dönemin olanaklarını değerlendirmek için AKP’nin kapsayamadığı geniş kesimlerin kendilerini şekillendiren tabloyla kurduğu ilişkiye bakmakta fayda var.

İlk olarak şunu söylemek gerekiyor: Reddetme her zaman siyasallaşmayı beraberinde getirmiyor. Gerici kuşatma karşısında nefes alıp verilebilecek korunaklı alan arayışları da gündeme gelebiliyor.

Birçok örnekte gerici iktidarın tam saha presi karşısında karşılıksız kalan bu arayışlar, bazı örneklerde ise siyasallaşma potansiyeli taşıyabiliyor.

Gezi Parkı’nda örgütlenen dayanışmacı kültür bu arayışların siyasal alanda karşılık bulduğu örnekler arasında sayılabilir.

Yeni dönemin mücadelesinin sığınacak korunaklı alanlar bulmak üzerinden yaratılamayacağı açık.

İhtiyacımız olan bir karşı saldırının örgütlenmesi.

Öte yandan, içerisinde bulunduğumuz dönemde, mücadele eden insanı ayakta tutacak toplumsal mekanizmaları üretmeden yol almanın sınırları var. Örgütlenecek karşı saldırının geniş kesimlerde var olan “nefes alıp verme” arayışıyla ilişki kurması ve bu arayışı siyasal bir zeminde yeniden üretmesi mümkün.

Bunun koşulu ise seslenmeye sıkışmayan ve alanlarda siyasal, ideolojik ve kültürel mevziler açmaya odaklanan bir tarzın öne çıkması.

***

Üniversiteler, bu tarzın somut karşılıklarının üretilebileceği alanların başında geliyor.

Gençlik içerisinde AKP karşıtı siyasal tepkiler önemli bir alan tutmaya devam ediyor. Düzenin ideolojik ve kültürel olarak gençliğe bir çerçeve sunamaması solun müdahale edebileceği geniş boşluklar oluşturuyor.

Bu tabloya etkili müdahalelerde bulunan bir solun üniversitenin iç atmosferini ve toplumsal alanda oynadığı rolü siyasal olarak belirlemesi olanaklı.

Mevcut tablonun hakkını vermek için solun üniversitelerde, alancılık yapmadan alan tutmayı başarması gerekiyor.

Önümüzdeki döneme, üniversitelerde tek bir noktaya odaklanarak koparabildiğini koparmaya çalışan bir sadelik damgasını vuramaz. Üniversitelerde buluşulacak kaynakları çoğaltan bir araç ve ilgili alanın zenginliğine ihtiyaç var.

AKP karşıtı mücadeleyi besleyecek ek mekanizmaların hafife alınmaması ve siyasetle doğru ilişkilendirilmesi kritik bir öneme sahip.

Yeni dönemde gençliğin ülke gündemine yönelik siyasal çıkışları, kulüplerde yaratılan birikimin derinleştirilmesi ve üniversitelerde oluşturulan dayanışmacı pratiklerin arttırılması birlikte ele alınmalı.

Alanlarda yarattığı birikimden beslenmeyen bir siyasetin ise ülkeye etki etmesi ve gençliğin temsiliyetini alması mümkün değil.