ABD uçakları, peşmerge ve Kobane



21-10-2014 09:04


IŞİD'in Kobane'ye yönelik saldırılarının 36. günü iki önemli gelişmeye sahne oldu. ABD uçaklarının kentte savaşan YPG güçlerine silah, mühimmat desteği ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun "Peşmergelerin Kobani’ye geçmesi için yardım ediyoruz" açıklaması.

Kuşkusuz birlikte değerlendirilmesi gereken bu iki gelişmeyi anlamak için bölgede son bir haftada yaşananlara daha yakından bakmamız gerekiyor.

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'ne (IKBY) bağlı Duhok kentinde Barzani çizgisine yakın Suriye Kürt Ulusal Meclisi (ENKS) ve PYD'nin de içinde bulunduğu Demokratik Toplum Hareketi (TEV-DEM)  temsilcileri  arasında bir haftadır devam eden görüşmeler sürecin gidişatı konusunda kritik bir rol oynadı.

Mesut Barzani ve Salih Müslim'in de katıldığı görüşmelerde gündeme gelen tartışma başlıkları arasında en önemlileri ise birlik modelinin meclisteki sandalye dağılımı ve oluşturulacak askeri yapı oldu.

Görüşmelerle paralel olarak, IKBY Parlamentosu'nda da Rojava'ya destek kararı alındı.

Sandalye dağılımı konusunda uzlaşmaya varan taraflar PYD ve ENKS'nin yüzde 40'ar paya sahip olduğu geri kalan yüzde 20'nin ise diğer gruplar arasında paylaştırıldığı bir model üzerinde anlaştılar.

Anlaşılan bu model, 2012 Temmuz ayında imzalanan Erbil Anlaşması'nda iki tarafın da yüzde 50 paya sahip olmasını öngören modelle paralellik taşıyor. Uygulamaya geçirilemeyen bu anlaşma sonrasında taraflar birbirini suçlamış ve PYD'nin tek hakim olduğu Rojava modeli bugüne kadar devam etmişti.

Masadaki bir diğer önemli başlık ise Rojava'da oluşturulacak askeri yapıydı. Barzanici çizgi, iki tarafın da Rojava'da kendi silahlı gücüne sahip olmasını önerirken PYD, bu modelin iç çatışmalara yol açacağını belirterek YPG'nin ortak bir silahlı güç olarak yapılandırılmasını öneriyor. Masadaki bir diğer seçenek ise YPG isminin Barzanicilerin de katılımıyla "Kürdistan Koruma Birlikleri" olarak değiştirilmesi.

Tarafların bu konudaki anlaşmazlıklarını nasıl çözdüğü veya çözüp çözemediği ise henüz netlik kazanmış değil.

Ancak, ortaya çıkan üç seçenek de Barzani çizgisinin Rojava'da bir birlik çatısı altında ya da ayrı örgütlenmiş bir askeri varlığa sahip olacağını gösteriyor.

Dün Barzani cephesinden "Kobane'ye savaşçı göndermeye hazırız" açıklaması gelirken basında peşmergenin iki gün içerisinde Kobane'ye ulaşacağı yönünde haberler yer aldı.

Öte yandan, Türkiye tarafından açılacak koridordan Rojava'ya geçecek peşmergelerin 2012'de Suriyeli Kürtler arasından toplanarak Barzani tarafından eğitilenler olacağı iddia ediliyor. Bu iddia bölgeye sevk edilecek peşmergelerin kalıcı bir varlığa sahip olacağı tezini güçlendiriyor.

PYD cephesinden Enver Müslim'in "Peşmerge kendi bölgesinde IŞİD'e karşı savaşsın, bize silah da göndersin" sözleri ise bu konuda bir gerilimin varlığına işaret ediyor.

*****

ABD ve PYD arasında bu hafta basına yansıyan görüşmeler ise iki başlık açısından önem taşıyordu. PYD'nin Barzani ve ÖSO'da temsil edilen bölge gericiliğiyle ilişkisi ve Suriye yönetimine karşı alacağı tavır.

Barzani cephesiyle ilişkiler konusunda bu hafta atılan adımları özetledik. Özellikle ABD bombardımanlarının başlamasından sonra, PYD'nin ÖSO ve Suriye yönetimine yönelik açıklamalarında vurgu kaymaları dikkat çekti.

PYD'den gelen açıklamalarda "Kobane'de IŞİD'e karşı savaşta ÖSO'ya bağlı gruplar da var" vurgusundaki artışa açıklamalarda yer bulan "Biz de Esad'la savaştık" ifadeleri eşlik etmeye başladı.

Pazar gecesi İleri'ye konuşan PYD Dış İlişkiler Temsilcisi Zuhat Kobani'nin "Zaten YPG ile birlikte birçok güç hareket ediyor. Cephe El Akrad, Burkan Volkanı ve 10 yakın tabur. YPG ile birlikte hareket ediyor. ÖSO ile birlikte IŞİD’e karşı savaşıyoruz" sözleri ÖSO konusundaki vurgu kaymasına örnek gösterilebilir.

Denklemin ÖSO ve Barzani'yle ilişkiler kısmına baktığımızda PYD'nin tutum değişikliğinin bölgede bu iki aktörün daha geniş bir hareket alanına sahip olmasını sağlayacağını söyleyebiliriz.

Suriye yönetimine karşı alınacak tutum konusunda ise farklı yönlere işaret eden açıklamalar var.

Zuhat Kobani'nin İleri'ye yaptığı açıklamalarda yer alan ifadeler PYD'nin sürecin başından beri tutturduğu çizginin bir devamı niteliğinde: "YPG’nin stratejisi meşru savunma üzerine kuruludur. Kim YPG’ye saldırırsa ona karşı kendini savunur. Ama sırf ABD istedi Esad YPG’ye saldırmadıkça biz de saldırmayız."

Öte yandan Rudaw'da yer alan PYD açıklamasında "Rojava ve Suriye konusundaki sorumluluklarımızı karşılayacağız" dendi.

Esad'la savaşmama ama Suriye'nin bütününe yönelik sorumlulukları karşılama çizgisinin "ileride Esad'a karşı savaşma potansiyeli taşıyan" güçlere bölgede siyasal olarak alan açma (Barzani) ve lojistik anlamda engeller çıkarmama (ÖSO) olarak sonuçlanması olası.

Emperyalizmin silah ve mühimmat yardımı ortaya çıkan bu tablonun bir ürünü.

*****

Sahada IŞİD'le bir ayı aşkın süredir devam eden savaşın Barış Anlaşması'nın ABD ve Barzani ile yapılması Kobane'ye yönelik kuşatmanın siyasal niteliğini, gericilik ve emperyalizm arasındaki bağı bütün açıklığıyla ortaya koyuyor.

Emperyalizmin IŞİD'in Kobane'ye yönelik saldırılarını, PYD'nin hareket alanını daraltmak ve bu aktörü kendi açısından daha öngörülebilir kılmak için bir fırsat olarak değerlendirdiğini daha önce İleri'de yazmıştık. ABD'nin bu anlamda kendisi açısından daha avantajlı bir dengeye ulaştığı söylenebilir.

Ancak, oluşturulacak yeni denklemin sürtünmeleri ortadan kaldırmayacağı da ortada. Duhok'ta anlaşılan başlıkların hayata geçmesi durumunda, Rojava'da siyasal anlamda inisiyatif kazanarak masadan kalkan Barzani çizgisinin oluşacak yeni dengede siyasal etkisini toplumsal karşılığa dönüştürmeye devam etmeye çalışması, Rojava'daki örgütlü gücüne ve toplumsal plandaki ağırlığına güvenen PYD'nin ise oluşan tüm fırsatlarda boşalttığı alanı yeniden kazanmaya yönelik zorlamalarda bulunması beklenebilir.

PKK-PYD çizgisinin bölge gericiliği ve emperyalizmle kuracağı dengenin krizlere açık olduğunu (dengenin varlığını önemsizleştirmeden) söylemek gerekir.

*****

Süreçte inisiyatif kaybeden bir diğer aktör ise AKP... Erdoğan'ın "PYD şu anda bizim için PKK ile eştir" açıklamalarının sonrasında, Türkiye'nin peşmergelerin geçişine izin vermesi AKP'nin bölge politikası açısından ciddi bir başarısızlık. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Marie Harf'ın "Türkiye’den rıza almadık, bildirdik" sözlerini ve sürecin Türkiye'nin parçası olmadığı pazarlıklarda şekillenmesini de ekleyince fiyaskonun boyutları daha net ortaya çıkıyor.

Erdoğan'ın düştüğü pozisyondan çıkarılabilecek önemli bir ders ise Kürt düşmanlığının emperyalizmin bölge politikalarına yedeklenmeye bir engel teşkil etmediği.

*****

ABD uçaklarından atılan silahlarda ve peşmergenin bölgedeki varlığında cisimleşen bu tablonun bizim açımızdan olumlu bir gelişme olarak algılanamayacağı ise açık.

Son gelişmelerin sol adına Kobane'nin kurtuluşu yönünde bir adım olarak karşılanması ve emperyalizmden silah yardımı almanın bir zorunluluk olarak tanımlanması ise kabullenilemez. Daha da ötesi, bu tez Kürtlerin ontolojik olarak ABD işbirlikçisi olduğunu öne süren ulusalcı varsayımla akrabadır.

Ortadoğu'da Kürtler ve diğer halklar için bir seçenek vardı ve emperyalizm bölgede istikrarı sağlayamadığı ölçüde var olmayı sürdürecek.

Sosyalistler, tam da bu seçeneğin varlığından dolayı Kobane'ye yönelik saldırganlığın karşısına dikildi.

Ortadoğu'da kalıcı ve gerçek bir barışın sağlanması bölgedeki ilerici ve yurtsever güçlerin etrafında bir hattın şekillenmesiyle mümkün.

Türkiyeli sosyalistler açısından bu hatta verilecek en önemli katkı AKP'nin bölgede üstlendiği misyonları ortadan kaldırmak.

Emperyalizmin ve AKP'nin bölgede yaşayacağı yeni sıkışmalara daha güçlü yanıtlar üretmek için AKP iktidarının bölge politikaları karşısında sol bir alternatifin örgütlenmesi yönünde adımları hızlandırmak gerekiyor.