ABD karşıtlığı ve anti-emperyalizm



27-11-2014 11:00


Mehmet Karaoğlu

Geçtiğimiz haftalarda İstanbul’da ABD askerlerine yönelik yapılan “çuval geçirme” eylemi ABD karşıtlığı ile anti-emperyalist mücadele arasındaki ilişkiye dair bazı konuları ele alma ihtiyacı doğurdu.

ABD karşıtlığı anti-emperyalist mücadelenin bir parçası olsa da, kapladığı yer ve bağlam ülkeden ülkeye ve tarihsel kesite göre değişim gösterdi. Bunun nedeni esasen emperyalizmin dönemsel önceliklerine ve güncel siyasal açılımlarına yanıt üretme zorunluluğundan kaynaklandı.

Bugünkü duruma bakmadan önce yakın geçmişteki bazı kesitlerden örnekleri hatırlamak bu bağlamda yararlı olacaktır. Örneğin 2000’li yılların başlarında AB’ye üyelik süreci rüzgarları eserken bu emperyalist odağa karşı almak önemli bir görevdi. Bu süreçte Avrupa’da ve Türkiye’de kimi liberal “sol” çevreler ise ABD karşıtlığını o yıllardan itibaren AB yandaşlığına kılıf haline getirmeye çalıştı. Tezleri şuydu: “ABD militaristtir ve işgalcidir, AB ise buna alternatif ‘barışçıl’ bir odaktır”. ABD karşıtlığı, anti-emperyalizmin o dönemki güncel görevinin altını oymak için kullanılmaya çalışıldı.

Afganistan ve Irak işgalleriyle birlikte emperyalist sistemin koç başı olma görevi ABD ordusuna verildiğinde ise işgale karşı mücadele hayati bir başlık haline geldi. ABD karşıtlığı ve anti-emperyalizmin birbirini beslediği ve güçlendirdiği bu yıllarda, zayıflatıcı etki bu sefer milliyetçi yaklaşımlardan geldi. ABD’nin Irak işgaline yalnızca bu ülkeyi böldüğü ve Kuzey Irak’ta bölgesel bir Kürdistan’ın ortaya çıkmasına zemin hazırladığı gerekçesiyle karşı çıkan bir yaklaşım söz konusuydu. Bu yaklaşımın altında yatan, Irak halkıyla dayanışma gösterme, işgal ve sömürüye karşı tutum alma değil, Kürt halkına yönelik bir tavırdı. Dolayısıyla Türk milliyetçiliği ABD karşıtlığının anti-emperyalizme dönüşmesi karşısında bir bariyer görevi gördü.

Türk milliyetçiliğinin bu olumsuz etkisinin anti-simetriği ise Kürt milliyetçiliğinden kaynaklandı. Bu sefer tersinden Kürdistan’a zemin hazırladığı gerekçesiyle ABD işgaline karşı çıkmayan veya bunu yalnızca söylem düzeyiyle sınırlı tutan bir yaklaşım söz konusuydu. Bu süreçte Kürt milliyetçiliği “ulusal çıkarlar” adına ABD karşıtlığını zayıflatan bir etkide bulundu ve bunun doğal sonucu olarak anti-emperyalizmin Kürt emekçileri arasında yaygınlaşması zayıfladı.

Sonuç olarak anti-emperyalist mücadelenin emperyalizmin güncel siyasi saldırılarına yanıt üretebilmesi ABD karşıtlığı başlığında liberal sol, Türk milliyetçiliği ve Kürt milliyetçiliği gibi siyasi çizgilerle mücadeleyi de beraberinde getirdi.

Yakın geçmişe dair bu hatırlatmaları yaptıktan sonra bugüne bakalım. Anti-emperyalist mücadelenin bugün Ortadoğu’daki durum bağlamındaki önceliklerini ve ABD karşıtlığı ile ilişkisini ele alalım.

- ABD Irak direnişini bastıramayacağını anladığı 2000’lerin ortalarından itibaren bölgesel çatışmaları artırma politikası izliyor. Bu bilindiği gibi hem mezhepsel, hem de milliyetçi düşmanlıkların körüklenmesini içermektedir. Bu nedenle anti-emperyalist mücadele Alevi-Sünni düşmanlığı ile Kürt-Arap ve Kürt-Türk düşmanlığını besleyen her türlü yaklaşıma karşı aktif tavır almalıdır. Mezhepçiliğe ve milliyetçiliğe karşı mücadele edilmediği takdirde tek başına ABD karşıtlığının anti-emperyalizme güç katması imkansızdır.

- ABD son dönemde açıktan destek açıklamaktan çekinse de, dinci gericiliğin tarihsel olarak bölgede her zaman emperyalizme alan açan bir rol oynadığı unutulmamalıdır. Bu nedenle çeşitli gerekçelerle AKP’ye veya diğer gerici örgütlere olumlu bakan bir yaklaşım anti-emperyalizme güç katmaz, aksine ona zarar verir. Geçtiğimiz dönemde bunun iki başlık üzerinden yapıldığına tanık olduk: Filistin sorunu ve Rojava direnişi.

Filistin’de İsrail karşıtlığı üzerinden AKP’ye olumlu bakan, Rojava’da ise genel olarak Kürt düşmanlığı veya Barzani karşıtlığı üzerinden AKP’ye ve hatta IŞİD’e olumlu bakan Batı karşıtı yaklaşımlar ile karşılaştık. İlki gerici, ikincisi ise milliyetçi kesimlerde yaygınlık kazandı.

İsrail’in ve Barzani yönetiminin emperyalizmin işbirlikçileri olarak anti-emperyalist mücadelenin hedefinde durması gerektiği açık olsa da, bunları gerekçe göstererek AKP veya IŞİD’e olumlu yaklaşımların geliştirilmesi kabul edilebilir bir tutum değildir. Dinci gericiliğe karşı mücadele anti-emperyalizm için olmazsa olmazdır.

- ABD son dönemde doğrudan askeri müdahale yerine, silah yardımları, askeri eğitimler, mali yardımlar sunma vb. yöntemlerle işbirlikçileri üzerinden yol almaktadır. Bu nedenle emperyalist ülkelerle kurulan siyasi ve askeri ilişkilere dikkat çekmek giderek daha önemli hale gelmektedir. Bu kapsamda AKP ile ABD arasında yapılan ve Suriyeli muhaliflerin Türkiye’de eğitilmesini öngören “eğit-donat” anlaşmasına karşı tavır alınmalıdır. Bunun “IŞİD’le mücadele” kisvesi altında yapılması bir şey değiştirmemektedir.

- Bölgede artan dinci baskıdan bunalan kentli ve seküler kesimlere karşı emperyalist devletler kendilerini bir umut ve kurtuluş olarak göstermektedir. Burada bir dolayım olarak liberal çevreler önemli rol oynamaktadır. Bu kesimlere, dinci gericiliğin güçlenmesinde emperyalist devletlerin ve liberal hareketlerin rol oynadığı daima hatırlatılmalıdır. Gericilikle mücadelede Batılı ülkelerin bir umut olarak görülmesini engellemek için gericiliğin karşısında örgütlü bir halk mücadelesi yükseltilmelidir. Bu süreçte seküler işbirlikçilerin kendilerini alternatif olarak sunmalarına da izin verilmemelidir.

- Emperyalist devletler Ortadoğu’yu savaşlarla yıkarken yaptıkları masrafları çıkarmak için ve yatırımcıların bölgeden tatlı kârlar elde etmesi için her türlü adımın atılmasını sağlamaya çalışıyor. Basına fazla yansımasa da bölge emekçiler için gerçek bir cehennem haline getirilmiştir. Anti-emperyalist mücadelede bölgeye dayatılan emek düşmanı her türlü uygulama hedef alınmalıdır. Burada sermaye sınıfına karşı açık ve tereddütsüz bir tavır alınmalıdır.

Ancak ve ancak emperyalizmin Ortadoğu’ya yönelik bu güncel siyasi hamlelerine karşı bütünlüklü bir mücadele yürütüldüğü takdirde ABD askerlerine yönelik çuval geçirme gibi eylemlerin anti-emperyalist mücadeleye gerçekten katkı koyması mümkün hale gelir. Biz anti-emperyalist mücadelenin bu bütünlüklü ve karmaşık görevlerini yerine getirmek için geçmişte olduğu gibi bugün ileriye doğru adımlar atıyoruz ve önümüzdeki günlerde de atacağız.