8 Mart mı? Hadi canım!



07-03-2016 08:15


Öznur Özkaya

İktidarın tepeden aşağı inen kesin bir komuta zinciriyle işlemediği, uyguladığı politikalar vesilesiyle her bireye tek tek nüfuz ettiği, dolayısıyla da artık tavandan tabana değil tabandan tavana doğru yayıldığı su götürmez bir gerçek. Kadınlara nasıl yaşayıp nasıl görünmesi, ne kadar yiyip ne kadar konuşması gerektiğini kendince belletmeye çalışan erk 'Annelik en kutsal kariyerdir," diyerek kadının kaç çocuk doğurması ve nasıl bir anne olması gerektiğini de zorla kabul ettirme derdinde. Kadın bedeni, hayatı ve annelik olgusunun kapitalist sistemin öncelikli müdahale alanı haline gelmesiyle sistem kadını 'ideal anne' formatında çarkları arasında sıkıştırmaya başladı. Hamilelikle başlayan şu yenir, bu yenmez, öyle nefes alınmaz diktesiyle baş gösteren ve şöyle yedirilir, böyle uyutulur, öyle yetiştirilir mi hiç? tarzındaki modellemeleriyle kadınların kafalarını allak bullak ederek kadını evin içine çekmeye, üretim hayatından koparıp salt tüketimin parçası haline getirmeye hevesli iktidar, evde yoğurt mayalamayıp ekmek pişirmeyen anneye suçluluk duygusu aşılamaya çabalayıp çalışma hayatındaki varlığını sürdürmesine engel oluyor.

Sonuçta  kadın sistemin dayattığı süper anne modelini benimsiyorsa annelikten sonra kadına ne yazık ki hayat yok. Halbuki tazelenen beden ve dimağla kadının çok daha başarılı ve verimli olması mümkün. Ancak esnek çalışma koşulları gibi güya iyilik timsali reformlar düzenlenerek kadının üretimdeki adı baltalanmaya, kutsallık ve fedakȃrlık göklere çıkartılarak kadının özgürleşme yolu tıkanmaya devam ediyor. Çocuk bakımı - ev işleri - çalışma hayatı üçgeninde sıkışıp kalan kadın ancak evi çekip çevirdiği, mutlu bir koca ve harika çocuklar yarattığı takdirde yüceltiliyor. Çünkü kadın bu başarıya imza atarken nerede susup nerede konuşacağını, ne yapıp ne yapmayacağını harfiyen biliyor, bunlardan birinde aksama yaşanması halinde vicdan azabından ölüyor!

Edebiyat dünyasında da kadın yazarlara karşı duyulan hazımsızlık kadın yazarın kadınlık ve annelik serüvenini etkilemekte. Söz gelimi, Wirginia Wolf 'Kendine Ait Bir Oda' arzularken Tomris Uyar da 'Gündökümü - Bir Uyumsuzun Notları'nda kadın ve anne olarak vazifelerinden dem vurur. 1 Aralık 1975 tarihli notunda ettiği sözler birçok kadın yazarın adına söylenmiş gibidir: “Çalıştığım, iyi, düzenli bir aile kadını olduğum bir gün. Yayıntıları topladım, odaları düzene koydum, makasları, anahtarları, makbuzları, eski saatleri, ortalıkta kalmış dergileri yerlerine yerleştirdim; mektupları eledim. Hiçbir yere çıkmadım ama hiçbir yerde de değildim.” 9 Eylül 1982 tarihli notunda Yazarlar Sendikası’nın kurucu üyeleri olarak Selimiye’ye ifade vermeye gitmeden önce yine kadın ve anne kimliğinin gerekliliklerini yerine getirdiğini belirtir: “Evi tepeden tırnağa temizledim, kitapların tozunu aldım, çamaşırları yıkadım, herhangi bir tutuklanma olasılığına karşı ufak bir çıkın hazırladım; oğluma, kimlere başvurabileceğini bellettim sıkı sıkı.”

Radikal'in 28 / 11 / 2007 tarihli araştırmasında "Annelikle yazarlık arasında bir seçim yapılmalı mı ve ikisi birlikte yürür mü?" sorusuna da pek çok farklı yanıt verilmiş. Örneğin, Nazlı Eray "Annelik ve yazarlık pek de güzel yürür. 28 kitap sahibi ve ikiz çocuk annesi olarak bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Annelik insanı zenginleştirir. Yaşadığınız deneyim yazınınıza da etkili olur. Daha derinlemesine yazarsanız. Zaten bir insan gerçekten yazarsa mutlaka ve mutlaka içindekileri kâğıda dökecek zamanı bulur. Çocuk olup olmaması buna asla ve asla engel olamaz. Bu soru aslında Borges'in kör olup olmaması gibi bir şey. Borges hem kör hem yazardı. Dolayısıyla bu karşılaştırma ya da ikilem benim anlayabileceğim bir şey değil," derken Gaye Boralıoğlu "Bu ülkede sadece yazarlar değil, insanlar niye çocuk yaparlar anlamıyorum hiç. Sahipsiz onca çocuk varken, çocuk büyütmek okul peşinde yarış atı yetiştirmekle eşdeğer hale gelmişken, çocuğun sorumluluğunu paylaşan hiçbir sosyal düzen, sağlık, eğitim sistemi yokken, insanlar neden çocuk yapar? Doğalarına yenik düşüyorlar herhalde!" diye yanıt vermiş. Ancak kanımca Leyla Erbil'in "Doğaya aykırı bir tercih yaparak kazanç sağlanacağını ben düşünmüyorum. Çocuğum olduğu için çok mutluyum bana pek çok zenginlik kazandırdığını düşünüyorum. Ve bunların yazılarıma yansıdığını, beni değiştirdiğini... İkisi birlikte gayet tabii yürür. Ancak ekonomik zorluklar her zaman birinci plandadır. Eğer ekonomik olarak zaten zor bir durumdaysanız iki-üç çocuğu peşine takarsanız ne zaman yazarsınız, o başka. Marx'ın söylediği gibi belirleyici olan ekonomidir," cümleleri çok daha gerçekçi.

Ahh, şu an saat gecenin biri. Yazıyı bitirip kitabı zamanında teslim edebilmem için bu gece en az on beş sayfa daha çeviri yapmam şart. Mesaiye yetişebilmem sabah saat yedide evden çıkmama bağlı. İşten çıkıp koşarak kızımı kreşten almam, onda gün boyu süren yokluğumun yarattığı huzursuzluğu hafifletmek amacıyla parklarda koşturmam, sonra eve girmeye ikna edip akşam yemeği hazırlamam, anne ve eş olarak gülen yüzümün solmaması için çabalamam gerek. Hafta sonları da ayrı bir terane. Yaşı itibariyle sürekli "Eğlenelim, gezelim," modunda olan kızıma her zaman bunu yapamayacağımızı, bu kadar para harcayamayacağımızı, evden çıkamayacak kadar çok işim olduğunu söylediğimde korkarım gün gelecek kızım bana "Neden hayvanların hayvanat bahçesinden, senin de bu evden çıkmana izin yok anne?" (Luiselli, 2016: 95) diye soracak.

Bir arkadaşım söz verip de üç senedir ziyaretine gidemediğim, kendime vakit ayırmayı beceremediğim, mekan değişikliği yaşamadığımdan içime kapanmaya başladığım, yeterince yazmadığım için kimi zaman söylenip durur. Hakkını teslim ediyorum Zübeyde ama "Artık geceleri yazıyorum; sigara ve içki içmek ya da içeriyi havalandırmak çocukların uyumasıyla meşrulaştığında. Eskiden her an, canımın istediği her saatte yazardım çünkü bedenim bana aitti. O zamanlar bacaklarım uzun, güçlü ve inceydi. Onları göstermenin hiçbir mahsuru yoktu. İster birilerine, ister yazıya." (Luiselli, 2016: 10 - 11) Yarın 8 Mart mı? Hadi canım. Elbette karanfil elden ele ama bir gün yetmez, Zübeyde! Kazanana dek mücadele!

* Kalabalıkta Yüzler, Valeria Luiselli, Çev: Seda Ersavcı, Siren Yayınları, 2016.

* Gündökümü - Bir Uyumsuzun Notları I, Tomris Uyar, YKY, 2003.

* http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=240067