68'in mirası



08-05-2015 09:01


6 Mayıs ve 30 Mart gibi tarihler bizim açımızdan "takvim eylemleri" olmanın ötesinde mücadelenin tarihsel sürekliğinin ve "başladığı işi bitirme" iddiasının öne çıktığı günler olageldi.

Süreklilik, başka bir deyişle bir mirası geleceğe taşımak, onu bugünün siyasal sorunlarına bir çözüm olarak yeniden üretmekle mümkün.

Bu yapılamadığında en  büyük sıçramaların ardından durgunluk dönemleriyle ve beklentilerin boşa çıkmasıyla karşılaşmak kaçınılmaz. 

6 Mayıs geçerken devrimci gençlik hareketinden umutlu olmak adına her türlü nedene sahibiz. Daha da ileriye giderek bu 6 Mayıs'ın önümüzdeki dönem başlayacak yükselişin başlangıç noktası olarak anılacağını söyleyebiliriz. 

2011 sonrasında ivmesini kaybeden AKP gençlikten iki önemli darbe aldı. Bunların ilki, 2011 YGS eylemleriydi. Ancak, büyük ölçüde buradaki enerjiyi ileriye taşıyacak siyasal araçların geliştirilememesinden kaynaklı olarak, tepe noktasının ardından liseli gençlik hareketi bir düşüş eğilimi içerisine girdi. Bu eğilimin özellikle bu senenin başından beri tersine dönme işaretleri göstermeye başlaması ise büyük ölçüde Haziran sonrası Türkiyesi'ne uygun bir tarzın hayata geçmesinden kaynaklandı. 

2012 senesinin sonunda başlayan ODTÜ eylemleri ise benzer bir kaderi paylaşmadı. Solun tarihsel örgütü FKF'yi yeniden ayağa kaldıran gençler, yeni dönemin taşıyıcılığını üstlenebileceklerini birçok kere gösterdi. 

Haziran'dan sonra daha fazla dile getirilen "12 Eylül'le açılan dönemin kapandığı" ifadesi, en önemli karşılığını devrimci gençlik hareketi içerisinde buldu.

Sosyalizm, sol ve devrimciliğin aslında ne olduğu üzerine yapılan ve bir noktadan sonra geriletici olmaya başlayan tartışmalarla zaman geçirmeyi değil solu örgütlemeyi, "Kim ne der?", "Nasıl haklı çıkarız?" demeden etkili siyaset yapmayı önüne koyan; Türkiye'nin ilerici birikimini ve devrimci hareketin tarihini kompleksiz bir biçimde sahiplenen ve ileriye taşımaya çalışan bir kuşağın işaretleri ortaya çıktı. 

Mirası ileriye taşıma aynı zamanda yerli yerine oturtma anlamına da geliyor. Bu kuşağın önündeki en önemli fırsatlardan biri de bu. 

68 sonrasında yolları ayrışan sosyalist devrimci hatla, devrimci gençlik hareketinin rotalarının yeniden buluşması başlı başına önemli bir kazanım. 

Bu kazanımın kalıcı hale getirilmesi ve daha ileri mevzilere taşınması için ise mirasın yerli yerine oturtulması kaçınılmaz.

Bir köşe yazısının sınırlarını aşmamak adına iki temel noktadan bahsedebiliriz:

İlk olarak, sosyalist sol, devrimci gençlik hareketinin Mahir Çayan ve Deniz Gezmiş gibi tarihsel sembollerini kendi geleneğine dışsal olarak tanımlama hatasına düşmemelidir. Mahir ve Deniz samimi ve yiğit devrimciler olmanın ötesinde mirasımızın önemli parçalarından olan bir arayışçılığın da temsilcisidir. Bu arayışın önemi ve sonuçları, uzunca bir süredir solun gündeminden düşmüş MDD, PASS, suni denge gibi tartışmalara kurban edilmemelidir. 

İkinci olarak, sosyalist öznenin, gençliğin devrimci enerjisi karşısında takınacağı pozisyon bir çeşit "uyarıcılık-frenleyicilik" olarak tanımlanamaz.  Bizim açımızdan söz konusu olan, bu enerjinin sosyalist siyasete güç katmasının yollarını aramak ve bulmaktır. 

Diğerini, hayatının önemli bir kısmını örgütlülük düşmanlığına ayırmasına karşın gençliğin devrimci enerjisinden korktuğunda aklına "parti" vurgusu yapmak gelen 75 senesinin Murat Belge'sine bırakalım: "Çin Sovyet çekişmesinin olumsuz sonuçlar tüm dünyada parti dışı sosyalizmin hızlanmasına yol açtı (...) Proletaryadan kopuk bir gençlik hareketinin küçük burjuva niteliği ve ütopikliği(sırasında provokasyonculuğu) artık biliniyor (...) Proletarya partisinin militanı olmak için o gencin gençlik özelliklerinden mümkün olduğu kadar çıkması ve başka bir etkinlik biçiminin kalıbına girmesi gerekir."*

Pek devrimci görünen bu sözlerin ardında ise siyasetsizlik ve kolaycılık gizlidir. Örneğin, "proletaryadan kopuk gençlik hareketinin başına ne geleceği" sorusu, "gençlik hareketinin işçi sınıfı mücadelesine nasıl enerji taşıyacağı" sorusuna kıyasla olduka garantili bir yanıta sahiptir. Gençlik olmayan bir gençlik örgütleme çabası ise işçi sınıfı partisinin gençlik hareketinden vazgeçmesinin teorizasyonudur. Hakkını yemeyelim, teorizasyon Belge'nin kendisine değil esinlendiği Batılı marksistlere aittir. Bugün de gençlik alanında etkisizliği kabullenenlerin tezlerinde, Belge tarzı bir kolaycılığın izlerini görmemiz rastlantı değildir. 

Bugüne gelirsek... 90 kuşağının önünde tek başına eşik atlama fırsatına engel olan yenilgi dönemi örgütsel alışkanlıkların kırılması yok. "Farkındalık yaratma-haklı çıkma" döngüsüne dayalı, söylem belirlenimli bir siyasal ve ideolojik "mücadele" tarzının aşılması da en az genişlemeyi engelleyen örgütsel kalıpların kırılması kadar önemli. Son olarak, "kabuk kırmaktan", yeni kabuğun oluşturulmasına geçiş, yeni dönemin teorik sorunları üzerine yaratıcı çözümler sunulmasını gerektiriyor. Bu görev, tek başına bir kuşağın üzerine yıkılamayacak olsa da 90'lılar da bu alanda bir adım öne çıkmalı. Gerçek anlamıyla bir 90 kuşağından bahsedilmesi; ancak örgüt, siyaset, ideoloji ve teori cephelerinde verilecek kavganın ürünü olabilir. 

Umut ilkesi, iradenin iyimserliği gibi farklı adlar verilebilir. İsteyen "Bir umudum sende" demeyi tercih edebilir.  Başta söylediğimiz gibi, devrimci gençlik hareketinden umutlu olmak adına her türlü nedene sahibiz...

* Murat Belge'nin “Üniversitelerde Devrimci Gençlik Sorunu” adlı yazısının yer aldığı Birikim'in 1975 tarihli ilk sayısının bütünü “gençliğe nasıl bakılmaması gerektiği” konusunda iyi bir örnek http://www.birikimdergisi.com/sites/default/files/70/1/universitelerde_devrimci_genclik_sorunu_.pdf