“500 haftadır seni soruyorum”



23-10-2014 09:43


Mart 1977.

Amerika kıtasının güneyinde, Arjantin’de Plaza de Mayo Meydanında bir grup anne ilk nöbetlerini tutmaya başladılar; 1976 yılında başlayan ve 1983’e dek sürecek olan askeri cunta döneminde kaybolan çocuklarını ve kaybolan çocuklarının kaybettirilen bebeklerini arıyorlardı.

İsimleri sonrasında Plaza de Mayo Anneleri olarak kaldı. Plaza de Mayo Anneleri torunlarını bulmak üzere hala nöbetlerine devam ediyorlar, bugüne dek DNA testleri sayesinde 115 çalınmış “bebeği” tespit edebildiler.

Verdikleri mücadele yalnızca kayıpları aramakla kalmadı, işkencecilerin yargılanmasının yolunu açan o dikenli kapılar onlar sayesinde aralanmaya başlandı.

Arjantin’deki cunta döneminde on binlerce Marksist, sosyalist, komünist, Peronist kaybettirildi.

Mayıs 1995.

Türkiye’de bir grup anne gözaltında kaybettirilen çocuklarını aramak ve faili meçhul cinayetlere kurban giden çocuklarının hesabını sormak için her Cumartesi devam ettirecekleri nöbetlerin ilkini tutmaya başladılar.

Plaza de Mayo Annelerinden esinlenen Türkiyeli annelerin isimleri Cumartesi Anneleri olarak kaldı. Cumartesi Anneleri bu hafta 500. Nöbetlerini tutuyorlar. Dile kolay, “500 haftadır seni soruyorum” diyorlar...

Cumartesi Annelerini harekete geçiren 90’lı yılların “bilanço”suna göz atalım. İnsan Hakları Derneği’nin verilerine göre; 1994-1999 yılları arasında toplam 1250 faili meçhul cinayet ve 1057 gözaltında işkence veya yargısız infaz sonucu ölüm vakası gerçekleşti.

2000’li yıllarda işkence ve kötü muamelenin bu halinde düşüş izlenirken, işkence değişen yüzlerle yeniden üretildi ve özellikle son 2 yıldır ciddi bir artış eğilime girdi. Özellikle resmi gözaltı merkezlerinin dışına çıkarılan açık alanda işkence, neredeyse müdahale edilen her eylem, miting ve gösteride yaşanan bir rutin haline gelmiş durumda.  

Kolluk kuvvetlerinin müdahale yetkileri giderek arttırılırken, işkence ve kötü muamelenin cezasız bırakılması, işkencecilerin yargılanmaması ve hatta kamu görevlerinde terfi ettirilmeleri sorunu da artarak devam ediyor.

İşkence şekil değiştiriyor, yaygınlaşıyor ve cezasız bırakılıyor.

Bir şekilde faili meçhullere kurban gitmemiş veya gözaltında kaybedilmemiş insanları da atlamıyor örgütlü kötülük. Onlar için düşünülmüş özel mi özel mekanlar tasarlıyor; dipdiri insanlar tek başlarına yedi metrekareye düşen kullanım alanları olan hücrelere hapsediliyor.

Çeşitli mücadeleler ve baskılar sonucu kaldırılan idam cezası kendini başka bir şekilde yeniden üretiyor: Ağırlaştırılmış müebbet. Hücrenin kendisi idam sehpası, geçmek bilmeyen zaman ise tutsağın boynundaki ip halini alıyor. “Asmayıp da besleyelim mi”cilerin iktidarı ölüm cezasını işte böyle kaldırıyor: Yaşatmadan hayatta bırakıyor.

2012’de yine İnsan Hakları Derneği’nin yayınladığı bir Toplu Mezar Haritası var bu ülkede, internet sitesinde uygulaması bile yapılmış. Bölge ve il bilgisi giriyorsunuz, size açılmış toplu mezar mı, açılmamış toplu mezar mı, toplu mezar iddiası olan yer mi aradığınızı soruyor uygulama. O kadar çok toplu mezar var yani; öyle ki bunların %10’u bile açılmamış durumda. Toplu mezarlardan çıkarılmayı bekleyen üç bini aşkın ceset olduğu ön görülüyor...

Söz konusu Cumartesi Anneleri olunca yazmak cidden güç; Berfo Anayı anmadan, Bandista’nın “Benim Annem Cumartesi” şarkısına düşmeden, kırmızı karanfillere dokunmadan geçmek illa ki eksik... Bu Cumartesi günü 500. kez “O”nu sormak, “Seni soruyorum” demek ise tarifsiz bir hal...

Anlatmaya çalıştığım, onlar artık bir nöbet kadar değiller, aradıkları evlat kadar olmaktan çıkmışlar, faili meçhullerden taşmışlar... Cumartesi Anneleri tüm bunlarla birlikte, örgütlü kötülüğün tüm şiddet araçlarını ifşa ediyor; toplu mezarları, F tiplerini, yakılan köyleri, göçe zorlanan yoksul insanları, mülteci dahi sayılmayanları, Hasan Ocak’ın, Hrant’ın, Festus’un, Ali İsmail’in, Sivas’ın ve nicelerinin katledilişini diri tutuyorlar. Örgütlü kötülüğün kendini “AK”layamamasını  her Cumartesi günü dünya alemin gözüne sokuyorlar. Üstelik bu mücadele dirimini 500 haftadır kaybolan çocuklarının (varsa) kemiklerini ararken yayıyorlar.

Ölümlerimize göz dikenlere inat, ölülerimizi ararken bile bu dirimi kaybetmemenin ışığını saçan Cumartesi Annelerimize 500 milyonlarca kere selam olsun!

Bu ışık, cümleleri “ama” ile başlayanlara da ders olsun...