29 Ekim: Dün, bugün, yarın



28-10-2014 08:59


İnsanlık tarihinin iç tutarlılığı, Ece Ayhan'ın ifadesiyle "Tarihi düzünden okumaya ayaklanan çocuklar" için her zaman önemli oldu. 

Benzer bir durum ülkelerinin tarihi için de geçerliydi. İç tutarlılığı geriye dönük işlemlerle oluşturmanın mümkün olmadığını bilenler, hep ileriye baktı. İleriye bakarak bugüne müdahale etti. Geçmişte ayağını basacağı noktaları da gelecek arayışı çerçevesinde belirledi.

Bu memleketin devrimcilerinin sosyalizme uzanma süreci, ülkenin ilerici birikimine yönelik topyekün bir reddiye üzerinden şekillenmedi.

Aksine, sürece ülkedeki kamucu, aydınlanmacı ve bağımsızlıkçı birikimi daha ileriye taşıma çabası damga vurdu. Beraberinde daha gelişkin zemin arayışlarını getirdi.  

Cumhuriyet'in yarattığı birikimin eksikli olması onu tam hale getirme iradesini ortaya çıkardı. Tam hale getirme, yeni ve daha gelişkin bir zeminde yeniden üretme anlamına geldiği ölçüde kopuş ve sosyalizm gündeme geldi. 

******

1980 darbesinden AKP'li yıllara gelen süreçte liberalizmin kurduğu etki, iç tutarlılık arayışında geriye dönük bir modelin alan bulmasına yol açtı. 

Daha gelişkin bir zemine sıçramak için ayağını toprağa basma arayışlarının yerini toprağı kazma çabaları aldı. 

İnsanlık ve Türkiye tarihi kazıldı. 

Sovyetler'de işlenen günahlar keşfedildi. Sonuç daha gelişkin bir sosyalizm değil sosyalizmden kopuş oldu.

Yeri geldikçe Fransız Devrimi'ni, mümkünse Jakobenleri, eleştirmek entelektüel bir moda halini alsa da buradan ne tarz bir devrimcilik çıktığı henüz görülemedi.

Arkeolojik incelemelerden sosyalist örgütler ve onların geçmiş pratikleri de payını aldı. Örgütsüzlük övgüsü boy verdi. 

Türkiye'deki burjuva devrimi sürecine bakışta da benzer bir yaklaşım etkili oldu. Önce eksikler bulundu. Sonra eksikler üzerinden eksik olmayan kısımlar da değersiz ilan edildi. 

"Cumhuriyet iyi, güzel ama Türkiye'deki burjuva devriminin tepeden inmeci yönleriyle hesaplaşmak lazım" sözleriyle başlayan rota Yeni Osmanlıcı AKP iktidarının destekçiliğine uzandı.

Birinci Cumhuriyet'in devletçiliğinin sermaye birikimi yaratma hedefiyle ortaya çıktığı gibi bir doğru üzerinden başlayan yoldan kamuculuğun reddi çıktı.

Genç Cumhuriyet'in bağımsızlık mücadelesi sonrasında emperyalist sistemle ilişki kurma çabalarının bağımsızlıkçılığı sakatladığı tespit edilir edilmez bağımsızlık mücadelesinin yarattığı birikime de sırt çevrildi.

Cumhuriyet bir ilerleme olmadığı için laikliği de ilerleme olarak tariflemek anlamsızdı. Gericilik karşısında gardını indirenler ceberut devlet tarafından ezilen mütedeyyin kesimleri keşfetmeye başladı.

Tutarlılık sağlanamadıkça devam edildi. 

İleriye dönük arayışlar, yerini bitmek bilmeyen günah çıkarmalara bıraktı. 

Geçmişten geleceğe uzanan bir yol bulamayanlar köksüzleşti, ellerini toprağa basıp doğrulma yeteneğini yitirdi. 

*****

Haziran pek çok şeyle beraber bu tezleri de toprak altında bıraktı. 

Önümüzdeki döneme, yüzünü geleceğe dönerek yeniyi arayanlar damgasını vuracak. Ülkenin geçmişine ve bugününe baktığında sadece hesaplaşılması gereken arızalar görerek ilerlemek olanaklı değil.

Gezi Parkı eylemleriyle başlayan ve tüm yurda yayılan direniş, Türkiye'de yeni ve sosyalist bir cumhuriyetin üzerine inşa edilebileceği güçlü damarlar olduğunu gösterdi. Sosyalistlerin mücadele ettikleri toprakla bağlarını sağlamlaştırdı.

Türkiyeliliği atılması gereken bir ağırlık olarak görmeyen bir sosyalist çizginin önümüzdeki süreçte eşik atlaması mümkün.

Bunun için, eşitlik ve özgürlük başlıklarında sergilenen özgüvenin iş laiklik, yurtseverlik ve cumhuriyetçiliğe geldiğinde yitirilmemesi gerekiyor.  

Sosyalist cumhuriyet hedefinin emperyalizme ve gericiliğe karşı önemli bir ileri atılımı ifade eden 29 Ekim tarihiyle arasına mesafe koymasının ölü doğum anlamına geleceği açık.

Bu konuda en cüretli adımın Haziran'da sahneye çıkan kuşaktan gelmesi ise şaşırtıcı değil. FKF'nin 29 Ekim için yaptığı 'Saltanata Son Ver' çağrısı yeni mücadele kuşağının ülkesinin ilerici birikimine güvenerek yola koyulduğunu gösteriyor.