2. Dolmabahçe mutabakatı



02-03-2015 10:46


Doğan Ergün
5 Mayıs 2007 tarihiyle anılan ilk mutabakatın görünen özneleri, dönemin Başbakanı Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'tı.
 
Cumhurbaşkanlığı seçimine giden süreçte, Cumhuriyet mitingleri yüzbinleri buluştururken ve Türkiye'nin Genişletilmiş Ortadoğu Projesi'nde alacağı pozisyon yeni bir aşamaya doğru ilerlerken, "saray siyaseti" devreye girmişti. 
 
Kapalı kapılar ardında yapılan görüşmeyi, iki önemli devlet adamının kişisel husumeti üzerinden anlamaya çalışmak saflık...
 
Orada AKP'nin "Yeni Türkiye"si, emperyalizmin bölge ihtiyaçlarının karşılanması, Körfez sermayesinin ülkeye akışı, dinselleşme vs. hepsi masadaydı da, konuşulanlar muhtemelen gizli çekim kasetlerin içeriğiydi.
 
Birinci Dolmabahçe Mutubakatı ile, Türkiye için öngörülen yol haritasından bir sapma olmaması sağlandı.
 
Gelelim ikincisine...
 
Bu kez takvimler, 28 Şubat 2015'i gösteriyor. 
 
Gündemde Başkanlık Rejimi ve özerklik var; AKP rejiminin sürekliliği ve Kürdistan hedefinin güncelliği var; İmralı ve Kandil ve Beştepe var; seçimler var; Musul ve Rojava var. 
 
Ayrı gündemler, ayrı perspektifler, özgün ve özgül ağırlıklar, kaotik bir dönemde nüfuz alanını genişletme kaygısı, Dolmabahçe mutabakatının arkaplanını oluşturuyor. 
 
Ve sonra Sayın Buldan açıklıyor...
 
"İç Güvenlik Paketi Meclis'te muhalefet ettiğimiz içerikte geçmeyecek."
 
Eminim birinci mutabakatın ardından Büyükanıt da çevresindekilere şöyle seslenmiştir:
 
"Erdoğan cumhurbaşkanı olmayacak."
 
Bu saray siyaseti, yetmiştir...
 
Saray siyaseti bugün, anayasa pazarlığıdır. 
 
Özerkliği ya da başkanlığı ucuza vermeme çabasıdır.
 
Musul'dur, Rojava'dır, Irak'tır, Suriye'dir.
 
Emekçinin kavgasının, laiklik ve özgürlük davasının saray siyasetinde yeri olmaz.
 
Saraylarda, ülke yurttaşları arasındaki eşitliğin nasıl sağlanacağı konuşulmaz. 
 
Saraylarda, Türkiye'nin, Türkiye yurttaşlarının değil, saraylıların çıkarları masadadır.
 
Emekçi halkın çıkarlarını devreye sokacak bir siyasi odak ihtiyacı gündemdedir. Bu muazzam bir boşluktur. AKP'nin mezarını kazar. Dolmabahçe mutabakatlarının bitişini temsil eder. Saray kapısında haber bekleyenleri hizaya sokar. Herkes hesabını ona göre yapar. 
 
Daha önce de yazdık, şimdi tekrar edelim. 
 
2015 Türkiye'sinde sosyalistler, siyaset alanını kendi dışındaki güçlere bıraktıkları, siyasi bir odak olmaktan imtina ettikleri durumda kaybederler.  
 
Seçim dönemi ve sonrası bunun için de önemlidir.
 
Sokaklarda Hazirancılar ne diyor:
 
Hukuk yoksa Haziran var.
 
Bir kelam da biz ekleyelim:
 
Halep oradaysa arşın burada.
 
Saray siyaseti oradaysa, Haziran burada...