16 Temmuz Darbesi ve sol



13-10-2016 09:53


Erkan Baş

Başlıkta bir tashih yok, Türkiye'de 15 Temmuz’da başarısız bir darbe girişimi yaşandı. 16 Temmuz’un ilk saatleri itibariyle bunu “Allah’ın bir lütfu” olarak değerlendiren Tayyip Erdoğan’ın komutasında, AKP/Saray merkezli bir darbe planı hayata geçti ve bu darbenin büyük ölçüde başarılı olduğunu artık saptamak durumundayız. Yasal olarak OHAL adı verilen, içinde bulunduğumuz dönem fiilen AKP/Saray merkezli bir darbe sürecidir.

NEREYE GİDİYORUZ?

Türkiye’de yalnızca güncel siyasal gelişmeleri-olayları takip ederek, yakın gelecekte ülkenin nereye gideceğine dair net fikirler ileri sürmek için kahin olmak gerekir. Örneğin birkaç gün üst üste günlük gazeteleri üstün körü okuduğumuzda, AKP/Saray rejiminin tek kale maç yaptığını ve istediği her şeyi başarabilecek bir konjonktür yakaladığını söyleyebilir, buna dair onlarca örnek verebiliriz.

Biraz daha geniş bir perspektifle baktığımızda yakın dönemin büyük sarsıntılara gebe olduğunu, Saray merkezli süren operasyonlarda, AKP eliyle 15 yıldır devam eden gerici kuşatmanın nihai zaferi için, her tür çılgınlığı yapabileceğini görebiliyoruz.

Uzatmayalım, Türkiye büyük bir kırılma yaşıyor, bu çok ama çok fazla insanın üzerinde ortaklaştığı bir saptama. AKP bu kırılma noktasına elindeki tüm güç ve imkanları sahaya sürerek giriyor.

BU DA GEÇER…

Böylesi bir tablo çizer ve burada bırakırsanız, yapabileceğiniz tek şey sabah akşam İbrahim Tatlıses’in söylediği “bu da geçer arkadaş” şarkısını dinlemek dışında bir şey olmuyor. 

Şaka bir yana, Türkiye’de solun bir kısmı, ciddi ciddi “bu kötü günlerin geçmesini beklemek, önümüzü biraz daha net görebileceğimiz bir dönem gelene kadar geri çekilmeli, beklemeliyiz” gibi sözler sarf edebiliyor.

Bize göre bu yaklaşım başka bir dizi sıkıntıyı da taşıyor ama en önemlisi devrimci değil.

Tam bu noktada “devrimcilik neden önemli?” diye sorulabilir.

Meselenin tarihsel boyutları bir yana, sadece güncel veriler itibariyle söyleyelim: Türkiye içine sürüklendiği bu karanlıktan, bu gerilimli süreçten herhangi bir idare-i maslahatçı yaklaşımla çıkamaz. Bekleyen, uzlaşma yolları arayan, yenilmeye mahkumdur.

Son olarak eklemeden geçmeyelim, Türkiye’yi bu noktaya getirenler, söz konusu tarihsel hesaplaşmanın fazlasıyla farkında görünüyor. Tüm anlık üstün görünümlerine rağmen, bir an durmadan saldırı üstüne saldırı planlayıp, hayata geçirmeye çalışmalarının en önemli nedeni budur.

Sol da, aksi yönden, benzer bir hatta yerleşmek durumunda.

BAŞLANGIÇ NOKTASI

Yazının girişinde, “Türkiye’de yalnızca güncel siyasal gelişmeleri-olayları takip ederek, yakın gelecekte ülkenin nereye gideceğine dair kimi net fikirler ileri sürmek için kahin olmak gerekir” demiştik.

Bu aynı zamanda, sürecin mutlaka AKP’nin istediği gibi ilerleyeceği tezine de teslim olunmaması gerektiği anlamına gelmeli.

Doğrusu, “ne yaparsak istediğimiz, hayal ettiğimiz ülkeyi kurabilir, oraya doğru yürüyüşümüzde kalıcı mevziler kazanabiliriz?’’ sorusunu sormaktır.

Başlangıç noktası budur.

Şu anda güçleri ne olursa olsun, bugün iktidarı elinde tutan işbirlikçilerin, gericilerin, para babalarının iktidarını yıkmadan gerçek bir kurtuluş yolu bulamayız. Bu ülkede alınteriyle, onuruyla ve namusuyla yaşayan milyonların, eşit-özgür, barış içinde ve kardeşçe yaşayacağı laik ve tam bağımsız bir ülke kurmanın tek bir yolu var. Din-dil-ırk farkı gözetmeksizin tüm emekçiler, ülkenin gidişatından rahatsız olan herkes, AKP/Saray iktidarına karşı kendi öz gücü, öz örgütlenmeleri aracılığıyla birlikte mücadele edecek.

Bunun üzerine birbiriyle iç içe geçmiş üç görev tarif edebiliriz.

Birincisi, emekçi halkın ve tüm ilerici güçlerin, tüm mücadele mevzilerinin korunması ve güçlendirilmesidir.

Bununla birlikte idare-i maslahatçılıkla gidilebilecek bir yer olmadığını düşünüyorsak, somut olarak ikinci bir görevi tarif etmemiz gerekiyor. Tüm ilerici güçlerin, bağımsız bir politik hat ekseninde, özel olarak iktidarla hesaplaşma arayışındaki kesimlere umut veren ve onları birlikte hareketin öznesi kılmayı amaçlayan bir ortak mücadele cephesiyle iktidarın üzerine yürümesini sağlamalıyız. Kitlelere, iktidarın tüm baskılarına ve zoruna rağmen mücadelenin sürdürülebileceğini gösteren kitlesel bir halk hareket acil bir ihtiyaçtır.

Ve üç, tüm bu sürece önderlik etmekle, mücadelenin geri düştüğü anlarda hareketi ileri çekmekle, ileri çıkıp kazanımlar elde ettiğinde bunları kalıcılaştırmakla yükümlü devrimci komünist öznenin inşaası ertelenemez bir görevdir.