1 Kasım ve sorumluluğumuz



02-09-2015 08:10


Erkan Baş

Türkiye solunun devrimci cephesinin en anlamsız biçimde sürdürülen tartışmalarından birisi seçimler. Dikkat ederseniz, tartışmanın bir tarafı sürekli olarak sadece seçimlerle hiç bir sorunun gerçek anlamıyla çözülemeyeceğini söylüyor ve esas olarak başka bir şey söylemiyor. Yıllardır seçimlerin gerçek çözümler getireceğini söyleyen tek bir devrimci ile karşılaşmadığımız halde tartışmaların hep bu eksene sıkışmasına “insan bazen gerçekten hayret ediyor.”

Yine de eğer ille tartışmak isteyen varsa diye, başlarken bir iki not düşmek istiyorum. Sosyalizmi toplumsal-siyasal bir güç haline getirme iddiası taşıyan herkes seçimleri de ciddiye almalı ve önemsemelidir. Biz, seçimleri sosyalizm seçeneğinin toplumsallaşması, politikleşen geniş toplumsal kesimlerle ilişkilerin yaygınlaştırılması ve derinleştirilmesi için önemli buluyoruz.

Üstelik Türkiye gibi halkın büyük çoğunluğunun oy kullandığı ve AKP’nin en önemli meşruiyet kaynaklarından birisi olarak sandık sonuçlarını kullandığı bir ülkeden söz ediyorsak bu iki  kat doğrudur.

Örneğin “7 Haziran seçimleri, seçimlerin önemsiz olduğunu gösterdi. AKP tek başına iktidar kuramamasına rağmen ülkeyi yönetmeye, hatta daha baskıcı biçimde yönetmeye devam ediyor. Bu da AKP’nin seçimlerle yenilmeyeceğini göstermiştir.” vb. cümlelerle ifade edilen yaklaşımda son cümle kesinlikle doğru, bu düşünce biçimi ise kesinlikle yanlıştır. Başka şeyler bir yana, Erdoğan’ın 7 Haziran’da istediğini almış olması durumunda bugün nasıl bir Türkiye’de yaşıyor olacağımızı bilemediğimiz için...

Dolayısıyla önümüzdeki seçim açısından da temel gündemlerimizden birisi AKP’nin ve Erdoğan’ın istediğini alamaması olmalıdır.

1 Kasım’a giderken...

1 Kasım’a giderken şu üç noktada mutlak bir netliğe ihtiyacımız var.

Bir, 1 Kasım seçimleri, sermaye sınıfının yaşadığı siyasi krizin önemli bir uğrağıdır.  

İki, bu genel seçimlerden istikrar yaratacak bir sonuçla çıkılabilmesi mümkün değildir.

Üç, AKP ve Erdoğan açısından ortaya çıkacak sonuçlar, şiddet politikalarının ve baskıcı-otoriter yönetim anlayışının sürdürülebilmesi ile Türkiye’ye, dünyaya verilecek mesaj açısından önemlidir.

1 Kasım’da komünistler

Seçimlerden sonra oluşacak tablonun, sosyalistlere olanaklar açmaya devam edeceğini tespit etmek önemli bir başlangıç noktasıdır. Türkiye’de solun önünün genel olarak kapalı olduğunu düşünen ve bunun bir uzantısı olarak içe dönme eğilimi gösteren çizgiyle aramıza kalın bir çizgi çekmek durumundayız. Öte yandan, etkili bir müdahalede bulunamadığımız bir durumda, düzen açısından var olan sorunların kısa vadede çözülebilmesi yine mümkün olmasa da, ileri bir zemine alan açacak tablonun kendiliğinden oluşması çok mümkün görünmemektedir.

Sosyalist hareket bir güç olamadığı durumda, bölge siyasetindeki gelişmeler ve Türk-Kürt çatışması gibi gündemler var olan gerilimi sosyalistler açısından olumsuz yöne çekecektir.

Eğer böyleyse, önümüzdeki süreçte Türkiye sosyalist hareketini güçlü bir aktör olarak siyaset sahnesine taşımak en önemli sorumluluklarımızdan birisi. Bunun için öncelik elbette gerçek bir halk örgütlülüğünün sağlanması, siyasi taleplerin ve müdahale alanlarının belirginleştirilmesidir. Öte yandan, etkili bir seçim çalışması yapmak ve sosyalist kulvarın belirginleşmesi, öne çıkarılması, politik etkimiz ve örgütlülüğümüzün güçlenmesi bakımından çok önemlidir.

İttifak gündemdedir

Bu tabloda komünistlerin bütün olanaklarını zorlayarak, belirli ilkeler çerçevesinde ve Türkiye’de sosyalist hattı büyütmek üzere cesur bir adım atması gerekiyor.

İlkeleri, nihai bağımsızlığı ve kendi hattını güçlendirme perspektifi konusunda netlik sağlamış olan komünistler, sosyalistler, sosyalizmi toplumsal bir güç haline getirme hedefiyle bir “seçim ittifakı” stratejisi geliştirmeyi de gündemlerine almalıdır.

Bunun en önemli nedeni AKP'den kurtulma isteği taşıyan geniş bir kesimin varlığını korumasına rağmen AKP'nin suçlarından hesap soracak bir siyasi kulvarın hala tam olarak doldurulamamış olmasıdır. Öncelikle AKP'yi geriletmek ve hemen ardından AKP'yi yıkacak iradenin mevzilerini arttırmak için Türkiye’nin mevcut siyasal tablosuna mutlaka etkili bir sosyalist odağın müdahalesi gerekiyor.

Somut hedef

AKP’nin tek başına iktidara gelebileceği bir seçim sonucunun emekçi sınıflar bakımından bedelleri ağır olacaktır. Bu durumda 1 Kasım seçimlerinin devrimciler açısından gerçekleşebilir somut hedefi bellidir: AKP'nin planlarını bozmak ve tek parti iktidarının engellenmesi, bu yolla burjuva rejiminin siyasi krizinin derinleştirilmesi.

Tüm seçim politikası ve taktikler bu somut hedefi gözeten bir yaklaşımla düşünülmelidir. Bu başarıldığı takdirde, 7 Haziran sonrasından farklı olarak, AKP ile gerçek bir hesaplaşmanın zemini açılabilir. AKP'nin geriletilmesi ile yetinilmeyerek aydınlanmacı, cumhuriyetçi ve ilerici bir hattın daha etkili bir biçimde güçlenmesi sağlanabilir. Yeni bir aydınlanma ve özgürleşme hareketi böyle bir zeminde örgütlenebilir.

Önümüzdeki kısa ama yoğun süreçte, tartışmaya ve çok daha en önemlisi yürümeye devam etmek zorundayız...