Zamana sığmayan öyküler

Bir düşün içeriğini oluşturan tüm malzeme, Düşlerin Yorumu’nda Freud’un dediği gibi bir biçimde yaşantıdan türetiliyorsa, düş içinde yeniden üretiliyor ya da anımsanıyorsa ve aynı şekilde bir düş bir isteğin doyurulmasıysa, kimi düşsel ânlar karakterlerin arzulayıp eyleyemediklerine karşı bir savunma mekanizması olarak yorumlanabileceğini de düşündürüyor.



27-06-2021 00:22

Dilek Yılmaz

Bundan iki yıl önce, hakkında basında yazılanların derlendiği Murat Gülsoy: Edebiyatta 30 yıl kitabını duyduğumda, şaşkınlıkla, oldu mu o kadar, demiştim. Hayalet Gemi’nin yayın tarihine bakınca gördüm ki, zaman gerçekten insafsız. Pdf’i olan göndersin günlerine henüz yolumuzun olduğu, bir cümleden yola çıkıp dünyayı dönmeye teşne olduğumuz, hevesle selamlanan yeni bir derginin eski sayılarının tabana kuvvet peşine düştüğümüz 90’lardan bugüne -hayır, dönem övmeyeceğim- takip ettiğim sayılı yazardan biri Gülsoy.

İlk öykülerini bir araya getiren Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul’den bu yana Can Yayınları’ndan ayrılmayan yazarın, on bir yıl aradan sonra öyküye döndüğü Belirsiz Bir Ânın Kıyısında da gene aynı yayınevi tarafından geçtiğimiz mayıs ayında okurla buluşturuldu.

Belirsiz Bir Ânın Kıyısında güvenli sulardan uzak kurgusuyla okurun zihnini epeyce meşgul edecek yedi öyküden oluşuyor. Her bir öykünün girişinde yer alan, ben anlatıcıdan okuduğumuz açıklayıcı metin, kiminde tamamlayıcı, kiminde hikâyenin kaynağını imler görünse de bütünde meseleye dair uyaran işlevi gördüğü, hatta okurun dikkatini özellikle isteyen durumlarda yönlendirici olduğu da söylenebilir.

Öyküler arası en belirgin ortaklık, kitabın adında da somutlandığı üzere her bir metnin üstüne kurulduğu zamanın belirsizliği ve ân’a dâhil olan kişilerin, nesnelerin de zaman gibi belirsizlikten nasibini alması.

Kitabın ilk öyküsü Sınav Sabahı’nın kahramanı Ömer geciktiği müfettişlik sınavına yetişmek için yoldadır ve ilk gördüğümüz, trafik kilitlenince koşturmacanın başladığıdır. Ömer, özgürlük arayışıyla bir şeylere yetişme telaşının yenişemediği, herkesin rolünü bildiği “normal” hayatın gereğini yerine getirmek için ne olursa olsun hedefe ulaşmaya kararlıdır. Ancak hayat her zaman planımızı sormaz. Ömer’i sınava güdüleyen katı gerçeklik üzerine örülen kaza sonrası, aslında kitabın diğer öykülerinin kurgusuna dair de haberci. Kahramanın, sınav yolunda başlayan ve gerçeklikle bağın git gide zayıfladığı ölüm kalım arasındaki sıra dışı gezintisinde tanık oldukları, muhtemelen kimi okurda yetişkin dönemin gece eziyeti, bitirilememiş, içinde donup kalınan, bir türlü varılamayan ya da bir şeylerin ters gittiği sınav rüyalarını hatırlatmasıyla, tanıdık hisler uyandıracaktır. Ölüm öncesi iyimserlikle, o son ânın içindeki sonsuzluğa uyarılmış olarak okuduğumuz öyküde, bilinç dışı uğraklarda yaşadıkları Ömer’i ya da anlatıcı bizi her ne kadar sonunda giremediği sınavı geçtiğine inandırsa da, muhtemelen ikinci hayatını da hayal ettiği gibi değil alıştığı gibi yaşayacağını duyarız.

Karakterler yakınsalar da çoğunlukla özlemlerinin farkındalar. Bir düşün içeriğini oluşturan tüm malzeme, Düşlerin Yorumu’nda Freud’un dediği gibi bir biçimde yaşantıdan türetiliyorsa, düş içinde yeniden üretiliyor ya da anımsanıyorsa ve aynı şekilde bir düş bir isteğin doyurulmasıysa, kimi düşsel ânlar karakterlerin arzulayıp eyleyemediklerine karşı bir savunma mekanizması olarak yorumlanabileceğini de düşündürüyor.

Yazarın külliyatında farklı bir dönemin belirginleştiği Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet’le uzak bir akrabalık bağını duyuran Unheimlich’i de ayrı bir yere koymalı. Gülsoy sözlüğünde ilk sırayı muhtemelen tekinsizlik alır. Evvelden de aşina olduğumuz, doğrudan ya da dolaylı gösterildiği kadar, sözcüğün sık kullanımıyla da pekiştirilen tekinsizlik halinin bu sefer bir öyküye adının verildiğini görüyoruz. İzlemiş olan herkesin aralarında benzerlikler kuracağı ve öyküye de bu çağrışımla dâhil olan Her filmiyle kesişmeler, belirli bir aşamaya kadar okuru benzer hislere taşıyor. Ötesine dair henüz okumamış olanların merakını söndürmemek üzere, yapay zekânın kendi geçmişini yazabileceği tekinsiz geleceğin yabancılaşma seslerini yüksek sesle duyurduğunu söylemekle yetineyim.

Her biri, üzerine uzun uzun konuşulmayı hak etse de ağrının şiddetine birden ona kadar on bir verdiğim boyun fıtığı atağıma denk gelen okuma deneyimiyle, Selim’in bel fıtığı ameliyatı üzerinden kurgulanan Anestezi öyküsü başa yazılabilir. Geçmiş, şimdi ve geleceğin sırasız değişiminde, durum, nesneler ve karakterler de Selim’in zihninde dönüşür. Kahramanın tanımlamakta zorlandığı gerçek zamanın eksik parçası o “başka türlü tuhaflığı” okura da duyuran öykü, ân’a dönüldüğündeyse taşların yerli yerine oturduğu enfes bir kurguya sahip.

Öyküler arası tematik kesişmeler Gülsoy metinleri için yeni değil. Akıcı ve acelesiz bir dilin hâkim olduğu ve kurgunun okura kendi okuma deneyiminde bilimsel, düşsel ve kimi zaman bir arada karşılık arayabileceği özgür bir alan bıraktığı, gerçekle gerçek üstü arasında bir ipte yürüyen öykülerin, meraklısını bazı kavramların peşinde farklı okumalara sevk etmesi de muhtemel. Bir değişimin başladığını da haber veren taksi, uçak gibi araçların içinde yolculuklarda, labirente benzeyen çıkılamayan odalarda, geri dönen bir ölü yanında, delilik sınırında, uykuyla uyanıklık, yaşamla ölüm arasında uzayan sıkışmalarda, zemin kayganlaştıkça okurun elinden tutan kimi ipuçları da var.

Çocukluğun biriciklik inanışından ıskartaya çıkılan geç evreye yaşam dönemlerinin yaygın ruh halleri, yüzeysel şeylere değer vermeyenlerin hep geride kalması, başkalarının günahlarını unutmaya çabalamakla geçen hayatlar, memleket meselelerine karışanların üniversitelerde süründürülmesi gibi, çoğunlukla odak dışı görünen alanda da okuru bastığı zeminin sağlamlığına inandıran hikâyeleme tarzı, belirsiz ân’ların neden boşluğa dönüşmediğinin de yanıtlarından birini oluşturuyor.

Aynı zamanda Boğaziçi Direnişi’ni dirayetle sürdüren akademisyenler arasında yer alan yazarın şahsında, aydınlık bir dünya umudumuza merhem olan tüm hocalarımızın inadını da tam burada bir kez daha selamlayalım.

Uzun yıllardır yazma ve okuma üstüne atölyeler yürüten bir yazarın kendi metinlerinin eleştirel gözle okunması kaçınılmaz ve okura ulaşan her metnin bu ağırlığı da üzerinde taşıdığını düşünürüm. Yazar, “yapamayan öğretir”i çok önce boşa düşürmüştü, Belirsiz Bir Ânın Kıyısında’nın ustalıklı öyküleri de o yükü hiç zorlanmadan taşıyor.

 

KÜNYE: Belirsiz Bir Ânın Kıyısında, Murat Gülsoy, Can Yayınları, 2021, 262 Sayfa.