Zafer İlken yazdı | Gelecek de gelecek



31-05-2020 00:50

Zafer İlken

Bir önceki yazımda, salgın sürecinde yönetimlerin kullandıkları yetki ve yöntemlerin sonrasında daha totaliter rejimlere yol açabileceği kaygısını paylaşmış ve ” bu durumlara engel olmak için neler yapmalıyız, neler yapabiliriz ? Bu konuyu da bir sonraki yazıda ele alacağım” diyerek yazıyı noktalamıştım.

Ancak bu süreçte elime geçen bir bilgi konuyu biraz daha genişletmeme neden oldu. Bu ülkenin insanları olarak yıllardır yaşadığımız onca sıkıntı, üzüntü, uğradığımız haksızlık, hukuksuzluk ve benzeri kelimelerle ifade edilebilecek onca rezillik varken ana muhalefet partisinin bir il başkanı örgütüne bir mesaj göndererek şunları yazmış: “Sizlerin, öncelikle yöneticileriniz ve meclis üyelerinizi sosyal medya kullanımı konusunda ve hakaret içeren, suç teşkil eden partimizi ve kendilerini hedef yapabilecek paylaşımlardan kaçınmaları konusunda uyarmanızı sonra da görevlendireceğiniz arkadaşlar vasıtasıyla tüm ilçe örgütünün telefonla aranarak (SMS atmak ve/veya sosyal medya paylaşımı yapmak hukuken ve siyaseten sakıncalı olabilir) tüm üyelerimizi bu konuda uyarmanızı istiyorum” .

Ülkenin aydınlığa çıkması düzleminde ilerici unsurların (veya kendini öyle sananların) belirli konularda ortak davranması gerekliliği tartışılırken, “gözünün üstünde kaşın var” lafının bile neredeyse hakaret sayıldığı bir ortamda zülfü yâre dokunmadan muhalefet yapmak ve iktidar olunabileceğini zannetmek. Faşizmin seçimle gelebileceğini ama seçimle gitmeyeceğini bilememek ve yönetimin ikna süreçleri ile olumlu hale gelip hakları vereceğini zannetmek, imza kampanyalarıyla sorunların iletilebileceğini hayal etmek ve çok laf ediyor gibi gözüküp eylem noktasında kalakalmak. Bir an için kendimi kötü hissettim; totalitarizmi nasıl engelleriz konusunda yazacaklarım birer fantezi gibi geldi. Neyse ki, yılların hayal kırıklığı yaşatma konusunda sağladığı yoğun deneyimim kısa sürede kendime gelmeme yetti; mücadele konusunda güvendiğim asli unsurlara, bilimsel sosyalistlere olan inancım kısa sürede baskın çıktı

***

Sivil İtaatsizlik, yurttaşların hukuka aykırı olan belirli yasalara, ülke yönetimi tarafından dayatılan bazı taleplere, yasaklara ve emirlere inançlı bir karşı koyuş olarak tanımlanmaktadır. Koronavirüs salgını sürecinde uygulanan kimi tedbirlerin gerekliliği birçok ülkede tartışılmakta, tıp çevreleri bile tam olarak nelerin doğru olduğuna karar verememekte, komplo teorilerini de içeren farklı görüşler ortalıkta uçuşmaktadır. Birçok batı ülkesinde, hatta ABD’de bile sivil itaatsizlik olarak nitelenebilecek protestolar gündemdedir. Cheryl K. Chumley imzasıyla The Washington Times gazetesinde 16 Nisan’da yayınlanan bir yazıdan özetle alıntılayayım: “ Birçok Amerikalı koronavirüs salgınından ilk haberdar olduklarında doğru şeyleri yapmaya çalıştılar; komşularına, sosyal çevrelerine, akrabalarına yardım etmeye çalıştılar. Virüsün yayılması konusunda yönetimce yapılan uyarıları dikkate aldılar. İş insanları girişim özgürlüklerini bir süre için rafa kaldırdılar. Okullar kapandı, resmî kurumlar hizmetlerini kısıtladı v.b. Fakat sonradan ne olduysa oldu ve yönetim sert ve çelişkili tedbirler almaya başladı. Evde kalın, maske takın, sosyal mesafeyi koruyun türü önlemler bazen şiddet kullanarak uygulanmaya başlandı ve herşey aptalca gelişti, hükümet aklını yitirdi (bizim duruma çok benziyor). Ancak sivil itaatsizlik koronavirüs aptallığına son verebilir”.

Bir salgını bahane ederek uygulanan baskıcı yöntemlerin halk üzerinde bir sosyal deney olarak kullanılmasının ileride daha totatiter rejimlere geçişte bir ara dönem olarak değerlendirilebileceği kaygısını geçen yazıda dile getirmiştim. Bu salgın günlerinde gündeme gelebilecek kimi sivil itaatsizliklerin de (örgütlüsü tercihimizdir) ileride karşılaşılabilecek totalitarizm yöntemlerine karşı birer prova olup olamayacağını ciddi şekilde düşünmek gerekiyor.

Sivil itaatsizliğin sınırları ve kendi içindeki nüans farklılıklarının yarattığı ayrışmalar, uzun yıllar süren tartışmalar sonucunda farklı tanımlamaları da ortaya çıkarmıştır : Devrimci olmayan sivil itaatsizlik, kişilerin yasa önünde bireysel vicdana aykırı hükmedilmeleri, bazı etkisiz yasaların kişiyi haksız duruma düşürmesi, politik görüşlere baskı uygulanması gibi  durumlarda çoğu bireysel protestolardan oluşan basit itaatsizlikler olarak tanımlanmakta, devrimci itaatsizlik ise politik unsurların yanı sıra kültürel ve sosyal görenekleri, dinsel inançları değiştirmeyi hedefleyen bir kültür devrimi hareketi olarak nitelendirilmektedir. Bu bağlamda, Gandhi’nin eylemleri devrimci itaatsizliğe örnek olarak gösterilmiştir. Tanımı ve sınırları ne olursa olsun itaatsizlik eylemlerinin kilit noktası protestonun özünün sonuna kadar korunmasıdır. Bir süre sonra pişmanlık belirten tavırlar içine girmek protesto edilen şeyin ciddiyetini küçültür.

Evet, ne yapmalı sorusunun yanıtını sanırım kendimce verdim: Süreç içerisinde giderek gelişecek örgütlü bir sivil itaatsizlik.

Gezi direnişine, dimdik ayakta duran ve “yaşamak direnmektir” diyen gezicilere selam olsun.

Sevgiyle, dostlukla kalın.