Yürümenin felsefesi üzerine bir ders

"Evet, yürümeliyiz ısrarla ta ki bir gün güneş hiç olmadığı kadar parlak ışıyana, belki de akıllarımızın ve kalplerimizin içine ışıyana ve sonbaharda bir derenin kenarına vurduğu gibi sıcak ve dingin ve altın sarısı ve büyük bir uyanış ışığı ile hayatlarımızı aydınlatana kadar."



18-08-2019 00:09

Şadi Erarslan

Henry David Thoreau 1817 yılında Massachusetts eyaletine bağlı Concord'da doğdu. Okul yıllarında transandantalizmle ve Ralph Waldo Emerson'la ilgilenmeye başladı. The Dial isimli transandantalist dergiye şiir ve nesirleri ile katkıda bulundu. 1845 yılında Concord şehrinin dışında bulunan Walden Gölü kıyısında, Emerson'a ait olan bir arazinin üstüne bir kulübe inşa etti. Burada geçirdiği iki yılın meyvesi olarak "Walden"ı yazdı. Ama yalnız iki yılın bir diğer meyvesi de 1849'da yayınlanan “Concord ve Merrimack Irmakları Üzerinde Bir Hafta” idi.

1854'de yayınladığı başyapıtı "Walden" Amerika'nın en önemli entelektüel akımlarından biri olan New England Transendentalizmi için bir örnek eserdir. Eserde yer alan çevre konusundaki düşünceler ise modern çevreciliğin ve çevre korumanın en önemli satırlarıdır. Amerikan düşünce tarihi, transendentalizm ve natüralizmde bıraktığı izler ne kadar önemliyse "Sivil İtaatsizlik" isimli makalesi de siyasi tarihe bıraktığı iz de o kadar önemlidir. Meksika savaşı yüzünden, ki ona göre bu savaş sadece köleliği geliştirmek içindi, ödemeyi reddettiği vergi sonucu hapiste geçirdiği bir gece, ona "Sivil İtaatsizlik" isimli makalesini yazdırmıştır.

19. yüzyıl Amerikasının önemli entelektüellerinden, ilk çevreci aktivist diyebileceğimiz Thoreau’nun Excursions (Gezintiler) adlı yapıtından seçilen ve birbirini tamamlayan üç denemesi “Yürümek”, “Bir Kış Yürüyüşü”, “Gece ve Ay Işığı” geçtiğimiz aylarda Can Yayınları tarafından basıldı.

Yürümek günlük hayatta bir yere ulaşmak için gerçekleştirdiğimiz bir eylem mi? Yoksa kalabalıklardan uzaklaşmak, sağlıklı düşünmek gibi amaçlar mı taşımaktadır yürümek? Yürümek üzerine çokça şey yazılıp çizilebilir. Teknolojinin gelişmesiyle beraber insanlar yürüme faaliyetini en aza indirmiş, yürümeyi bir spor olarak lüks hale getirmişlerdir. Bir kattan diğerine gitmek için asansörü, en ufak mesafeye gitmek için ise araba veya diğer taşıma araçlarını kullanmaktadırlar. Yürüme faaliyeti bir yana doğadan uzaklaşan insan, insan türünün niteliklerini unutmaya başlamıştır. Doğadan uzaklaşmayı modernlik sayan, bununla da kalmayıp doğaya savaş açan, ne kadar yeşillik varsa betonlaştıran bir insan kuşağı ortaya çıktı. “Yabani Doğa” diye bir tabiri ortaya çıkaran insan, doğadan korunmak için tedbirler almaya başladı. Adına ne kadar “tedbir” desek bile aslında bundan insanlığın sonunu insanın getireceği sonucu çıkmaktadır. İnsanlık doğa sayesinde onca fırsata sahipken bunu görmezden gelmesi, yok etmeye çalışması akıl işi değildir. Elbette kapitalist sistemin doğa talanına dair söyleyecek çok şeyi vardır. Ormanlar, kırlar özelleştirme ile beraber birkaç kişinin eline geçmiş ve rant alanına dönüştürülmüştür. “Yabani doğa” mı yabani yoksa dünyayı kasıp kavuran, betonlaştıran, ormanları yakıp bina dikenler mi? İnsan yabanileştikçe kendi doğasına, özüne dönmesi de o kadar mümkündür aslında.

‘’Yaşam yabanıllıkla uyumludur. En yabani olan en yaşam dolu olandır. İnsana henüz boyun eğmemiş varlığıyla onu tazeler.’’

YABAN DOĞADA BİR GEZGİN

Thoreau ‘’Yürümek’’ adlı denemesinde doğal kaynakların bir yerden sonra tükenebileceğinin üzerinde durur ve kendisi dahil herkes için ‘’Basit Yaşamak’’ formülünü önererek çevreciliğin ilk temsilcilerinden olur. Thoreau’ya göre doğayı “koklayan, tadan, duyan, hisseden bir Kızılderilinin bilgisine ve öngörüsüne sahip” biçimde yazılar yazmak, aydının görevidir.

Thoreau; Ortaçağ'da ülkeyi dolaşarak Kutsal Topraklara, Sainte Terre’e gitme bahanesiyle bağış toplayan insanların yürüyüş sanatını örnek göstererek gezginlerin yolculuklarının kutsal topraklarda bitmeyeceğini, dünyada herhangi bir yerin kendi evlerinin olmadığını, bütün dünyanın onlara ev sahipliği yaptığını dile getirir. Yürümek eyleminin birkaç dakika ya da saatlerle sınırlı olmadığını, insanın bunu günlük bir faaliyet haline getirerek - gerçek anlamıyla doğayla bütünleşerek yapmasını söylemiştir. İnsanın kendini doğanın yabaniliğine teslim etmesini ve ancak bu şekilde kendi özünün farkına varacağını, yabanileştikçe özgürleşeceğini, yürüyüş yaptıkça kendini bulacağını ifade ederek insanın kendini küçük bir mekana hapsetmemesini, doğa tam anlamıyla talan edilmeden önce buna karşı çıkmalarını ifade etmiştir. Yürümenin sadece bir eylem olmadığını, gerçek ve mecazi anlamda birçok şey ifade ettiğini, sadece bir yeri mekan bilmek yerine dünyanın bizim olduğunu, güneş doğana dek yürümemiz gerektiğini şiirsel bir dille anlatmaktadır. Kitabı okurken sadece yürümenin verdiği huzuru değil; aynı zamanda nasıl yaşamamız gerektiğini, dünyaya kendimizden çok özen göstermemiz gerektiğini anlıyoruz. Thoreau’yla beraber çıkacağınız bu yolculukta ıssız ormanların içinden geçecek, insan ayağının basmadığı topraklara gidecek, şelalelerin gürül gürül aktığını, gece karanlığının verdiği sakinliği ve gökte parlayan ayın içinize dolduracağı huzuru keşfedeceksiniz.

“Evet, yürümeliyiz ısrarla ta ki bir gün güneş hiç olmadığı kadar parlak ışıyana, belki de akıllarımızın ve kalplerimizin içine ışıyana ve sonbaharda bir derenin kenarına vurduğu gibi sıcak ve dingin ve altın sarısı ve büyük bir uyanış ışığı ile hayatlarımızı aydınlatana kadar.''

İyi bir ayrıntı ustası olan Thoreau her ne kadar kendisine şair bozuntusu dese de doğayı şiirsel bir dille anlatmış. Denemelerindeki imgeler ve şiirsel dil de bunun sonucu olarak karşımıza çıkar. Thoreau doğa anlatırken belgesel izliyormuş hissine kapılmamak elde değil.

KÜNYE: Yürümek, Henry David Thoreau, Çev. Selçuk Işık, Can Yayınları, 2019, 88 sayfa.