Yüksekdağ'ın tutukluluğunun devamına karar verildi

HDP'nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ'ın tutuklu yargılandığı davada 14. duruşma yapıldı. Duruşmada Yüksekdağ'ın tutukluluğunun devamına karar verildi.



26-07-2019 21:56

Halkların Demokratik Partisi (HDP) önceki dönem Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın tutuklu yargılandığı ve hakkındaki 7 ayrı fezlekenin birleştirilmesiyle açılan davanın 14. duruşması Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Sincan Kampüsü’nde görüldü. Duruşmada, Yüksekdağ'ın tutukluluğunun devamına karar verildi.

Yüksekdağ’ın Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldığı duruşmaya, HDP Adana Milletvekili Kemal Peköz, HDP Ankara İl Örgütü ile çok sayıda izleyici katıldı.

Yüksekdağ, salondaki izleyicileri selamlamasının ardından savunmasına başladı. Hakkında hazırlanan fezlekelere tepki gösteren Yüksekdağ “Fezlekelere bakınca özerklik ve öz yönetim kavramlarını biz icat etmişiz gibi bahsediliyor. Bu kavramlar tarihsel olarak incelendiğinde dışarıdan alınmış değil, Türkiye toplumunun tarihinde var olan kavramlar olduğu ortadadır. Osmanlı tarihine baktığımızda Kürdistan eyaletinin daha özgün ve ayrıcalıklı bir statüsü olmuştur. Resmi tarihte bunu görmek zor olsa da sadece satır araları okunarak dahi bu gerçek ortaya çıkmaktadır” dedi.

Yüksekdağ, siyasi iktidarın antidemokratik uygulamaları sonucunda ve var olan hukuk kurallarının hiçe sayılmasıyla tutuklandıklarını belirtti. HDP’lileri tutuklayarak tasfiye etmeye çalıştıklarını belirten Yüksekdağ, “Geride bıraktığımız bu sürede bizler tasfiye olmadık. Bizleri tasfiye etmeye çalışanların siyaseti tasfiye oldu. Bizleri halktan koparmaya çalışanlar halktan koptu. Biz seçimleri birlikte kazandık. Şimdi de demokrasiyi birlikte kazanmanın zamanıdır. Aynı başarıyı, demokrasiyi kazanmak için göstermeliyiz” dedi.

‘İKTİDAR DOLAMBAÇLI YOLLARA GİRMESİN’

Yüksekdağ, savunmasına şöyle sürdürdü:

 “Bizlerin bu kadar çok yargılanması Abdullah Öcalan’ın barış müzakerelerinde yer almaktı. Bizler bu zamana kadar yaptıklarımızı inkar etmedik, arkasında duruyoruz. Kamuoyunda çok daha şeffaf süreçler yaşanmasını istedik. Siyasi iktidar İmralı ile bitirilen görüşmelerden sonra, o süreçte yer aldığımız için yargılanıyoruz. Öcalan’ın fikirlerini söylemekle yargılanıyoruz. Aradan geçen 4 yıllık sürede İmralı tecridi mecburen kaldırıldı. Açlık grevleri vardı, bir adım atılması gerekiyordu. İkincisi seçim sürecinde çıkarları için izinler verildi. Öcalan’ın mesajını götürdüğümüz için yargılanıyoruz. Aradan geçen 4 yıllık süreçte gelen mektupla siyasi iktidar ‘Öcalan’ı ciddiye almıyorsunuz’ diyor. Barış meselesini bu kadar pasif bir şekilde ele almaya çalışıyorlar. Buna siyasi istismar deniliyor. İktidar böyle dolambaçlı yollara girmesin.

Siyasi iktidar çözüm sürecini oyun olmaktan çıkarmalıdır. Kürt toplumu çok güçlü bir şekilde dedi ki ‘çözüm sürecini oyun olarak kullanmayacaksın, izin vermiyoruz’ dedi. Kürt toplumu ‘kendine gel’ uyarısını AKP ve batı toplumuna güçlü bir mesaj olarak verdi. ‘Gelin Kürt sorunun birlikte çözelim’ dedi. Kürt toplumu, çözüm sürecini AKP’nin tekelinden çıkardı. Herkesin düşünüp adım atması lazım. CHP, İYİ Parti, yeni parti oluşumları, parlamento Kürt sorununa sahip çıkacak mı? Ortada bırakılamaz. Kürt sorunu ortada kalırsa, bir daha ‘İstanbul’ demez. Toplumun demokrasi sürecini omuzlaması gerekiyor.

‘MUSTAFA KEMAL SIRTINI KÜRDİSTAN’A DAYIYORDU’

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş hikayesinin başına baktığımız zaman Kürdistan ve Lazistan Eyaleti vardır. Mustafa Kemal Atatürk’ün en çok yanında olduğu Kürdistan ve Kürt toplumudur. Kültürel olarak da Kürt yapısı daha çok güçlüdür. Lazistan’da Potnuslardan, Rumlardan söz ederken, Kürdistan’da tek bir toplumu görmekteyiz. Mustafa Kemal sırtını Kürdistan’a dayamıştır.

‘BÜTÜN DÜNYA KÜRTLERE DOST’

Bütün dünya Kürtlere dost. Kürtler emperyal güçlerin dost olmadığını biliyor. Bugün Rojava’da çok önemli gelişmeler meydana geldi. Buna rağmen siyasi iktidar, işgalci güçlerle dost olup yeni yaşama düşman oluyor. Yüzyıl önce Osmanlı ve yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti, Kürtlerle beraber olduğu için kurtuldu. Yüzyıl daha bunları yapmazsak asla kurtulamayız. Siyasi iktidar 21’nci yüzyılda varlığını böyle yaşatamaz. Kürtleri ne yapacaksınız? Kovacak mısınız? Kovsanız da gitmezler. Hepsini öldürecek misiniz? Hepsini öldüremezsiniz.”

DURUŞMAYA ARA VERİLDİ

Mahkeme heyeti duruşmaya saat 14.00’e kadar ara verdi.

‘BİZİM DERDİMİZ TARİHE MAHKUM OLMAMAK’

Aranın ardından savunmasına kaldığı yerden devan eden Yüksekdağ, sokağa çıkma yasakları döneminde yaptığı konuşmalar ile ilgili hakkında hazırlanan fezlekeler üzerinde durdu.

Yüksekdağ, savunmasını şöyle sürdürdü:

“Kürt sorunun çözümü için 1922’de Kürt Özerklik Kanunu çıkarıldı. 18 maddelik bir kanundu ve Meclis’te kabul edildi. Bu çok büyük bir statüdür. Bir Kürt Milli Meclisi’nin özerk bölgede oluşacağı, Kürt dilinin okullarda okutulacağı gibi birçok hak tanınmıştı. Bugün ‘bu çatışma, savaş, ölüm silsilesi neden devam ediyor’ diyorlar. Buna siyasi iktidarın vereceği cevap yok. Ama tarih çok net bir cevap veriyor. Mustafa Kemal; ‘Kürt sorunun çözmeliyiz’ diyor.  O dönem tartışılan sorunu çözme çabası var ama bugün biz konuşamıyoruz. Bugün bu sorunu ağzımıza aldığımızda yargılanıyoruz. Mahkûm ediliyoruz, edilmek isteniyoruz. Bizim asıl derdimiz tarihe mahkûm olmamak. Misak-i Milli de, Kürtler için yapılan bir sözleşmedir. O dönemde Kürt ve Türk önderleri karşılıklı anlaşmışlardır. Kürt önderleri o sözleşmeye sadık kalmışlardır ama Türk önderleri sadık kalmamıştır. Karşılıklı tarihsel sözleşmelerin yapıldığı süreçlerden söz ediyoruz. Ağzımıza alamadığımız kavramlar o dönem kullanılıp sözleşme yapılmıştır. Tarih ve bugüne baktığımızda bir trajedi görebiliriz. Ama bu trajedi HDP’nin, Kürtlerin, demokrasi güçlerinin değil, siyasi iktidarın trajedisidir.

‘DEVRİMİCİ ARAYIŞLARIN ZAMANI GELMİŞTİR’

1921 Anayasası, 1922 Kürt Özerklik Kanunu, Kürtlerin ağır bedeller vererek haklarını aldığı zamanlardır. Kürtler halen en ağır bedelleri vermeye devam ediyor. 1925 Şeyh Sait İsyanı, Misak-ı Milli Sözleşmesinin yıkılmasına karşıdır. Ama bu gerçeği kimse yansıtmaz. Kürtlerin ağır bedellerle aldığı haklarına ilişkin bir kalkınmadır. 1924 Anayasası hala Kürtlerde derin yaralar açan bir anayasadır. Sonrasında Şark Islahat Planları başlamış, sadece Kürtleri değil Alevileri de kapsamıştır. Bugün hala bu kötü planlar peşimizi bırakmıyor. Çünkü hala yüzleşmiş değiliz. Toplumda artık gericilik siyasi iktidar tarafından bu kadar yapılıyorsa, devrimci arayışların zamanı gelmiştir. Biz özerklik ve özyönetimi icat etmedik, tarihsel bir kavramdır. İnsanlar kendi inancını yaşamak istemesine rağmen siyasi iktidar bu halkın beklentisine cevap vermiyor. Diğer yandan milliyetçiliği, ırkçılığı insanların kafasına alıştırmaya çalışıyor. Bugün sadece Kürt halkı değil, Türkiye halklarının kendi kaderini tayin etme hakkı vardır.

BİR TALEP HARİÇ, DİĞER TALEPLERE RET

Yüksekdağ’ın savunmasını tamamlamasının ardından söz alan avukatlar, mahkeme heyetinden 6-7-8 Ekim olaylarında Yüksekdağ’ın ilişki halinde olduğu 8 tanığın dinlenilmesi, Van Büyükşehir Belediyesi’nin park açılısında yaptığı konuşmanın çözülüp dosyaya eklenmesi, Sur ve Cizre olaylarında orada bulunan kamu görevlilerinin 15 Temmuz darbe girişiminde görevde olup olmadığının araştırılmasını talep etti.

Ardından iddia makamının mütalaası alındı. Duruşma savcısı, Yüksekdağ’ın Van’da yaptığı konuşmasının çözümünün yapılıp dosyaya eklenmesi dışındaki diğer bütün taleplerin reddedilmesi yönünde mütalaa verdi.

DURUŞMA 27 EYLÜL’E ERTELENDİ

Mahkeme heyeti açıkladığı ara kararında Yüksekdağ’ın tutukluluğunun devamına karar vererek, bir sonraki duruşmayı 27 Eylül tarihine erteledi. (MA)