Yoksulluk ve baskıya karşı verilen bir mücadele: Paulo Freire

 Paulo Freire’nin pedagojisi Brezilya’nın ezilen ve okuma yazma bilmeyen yetişkinleri için geliştirilirken, aynı zamanda dünyanın her yerindeki öğretmenlere ve halk eğitim eğitmenlerine de ilham oldu.



22-03-2021 01:11

Çeviren: Selin Yegin

BANKACI EĞİTİM MODELİNİN DEĞİŞTİRİLMESİ

“Öğretmen bir eğitmendir ve öğrenciler, öğretmen tarafından doldurulması gereken birer kaptırlar. Öğretmen kaba ne kadar çok şey koyarsa, o kadar iyi bir öğretmen olur. Ve kaplar ne kadar uysal bir şekilde doldurulursa, öğrenciler de o kadar iyi olurlar.”

Brezilyalı pedagog Paulo Freire, tipik öğretim durumunu dersler, ödevler ve soru sorma şeklinde böyle tarif etmiştir. Kendisi, bu tür öğretim ve öğrenimi değiştirmeye hayatını adamıştır.

Freire, öğrencinin bilincinin, öğretmenin bilgi yatırdığı bir “banka” olarak değerlendirildiği öğretim şeklinin ezici olduğunu düşünüyordu. Kendisi, bu öğretim şekline “bankacı eğitim modeli” diyordu. Bu model hem öğrencileri hem de bilişi öğretmenin kendi isteğine göre manipüle edebileceği nesnelere indirger.

ELEŞTİREL PEDAGOJİ

Paulo Freire, öğretmenin öğretmediği, aksine öğrenciyle diyalog içerisindeyken öğrendiği ve öğrencilerin de öğretirken öğrendikleri “eleştirel pedagoji”yi yaratmıştır. Eleştirel pedagojide öğrencinin eylemleri öğretmenin birikimlerini almak, sınıflandırmak ve saklamakla sınırlı değildir. Tam tersine, öğrenci gerçeğin farkına varmak için ve o farkındalığa göre hareket etmek için gerçek bir fırsata sahiptir.

YOKSULLUK VE BASKIYA KARŞI VERİLEN BİR MÜCADELE

Paulo Freire, Brezilya’da üst orta sınıf bir ailede dünyaya geldi, ancak ailesi 1929’daki büyük buhran sırasında tüm paralarını kaybedince, kendisi erken yaşlarda yoksulluk içinde yaşamak zorunda kaldı. Bu üzücü yaşantı, yoksulluk ve baskıya karşı ömür boyu süren savaşının temellerini attı.

Genç Freire ilk başlarda hukuk okumak istiyordu, ancak mahkeme sisteminin sadece üst sınıfa hizmet ettiğini fark etti. Bunun yerine pedagog oldu, fakir ve ezilmiş çiftçiler arasında bir okuryazarlık projesi başlatmak için ilk adımı çoktan 1947 yılında atmıştı. O zamanlar Brezilya’nın 30 milyonluk nüfusunun yaklaşık yarısı okuma yazma bilmiyordu. Bu durum karşısında Freire, kendi pedagojik ilkelerini geliştirdi.

“Bilgi, ancak buluş ve yeniden buluş yoluyla, insanların dünyada, dünyayla ve birbirleriyle sürdürdükleri durmadan, sabırsızca, sürekli, umutlu sorgulama yoluyla ortaya çıkar.”

DESTEKLEYİCİ İLKE OLARAK DİYALOG

Çiftlik çalışanlarının dikkate değer gerçekliği, Freire’nin metodu için başlama noktasıydı. Okuryazarlık sınıfları son derece duygu yüklü olan ve öğrencilerin yaşam durumlarını ifade eden seçilmiş kelimelerle başladı.

Bu nedenle diyalog destekleyici ilkeydi ya da Freire’nin ifade ettiği gibi “Öğretim, karşı kutupları uzlaştırarak öğretmen/öğrenci çelişkisini çözmekle başlamalıdır. Böylece, her iki taraf da aynı anda hem öğretmen hem de öğrenci olur. Ve bu, öğrencilerin yaratıcı yeteneğinin küçümsenmediği veya mahvedilmediği ve güvenilirliklerinin arttığı şekilde olmalıdır”.

HAPSE ATILDI VE İŞKENCEYE MARUZ KALDI

Paulo Freire’ye göre, öğretimin amacı öğrencinin eleştirel algısını desteklemektir. Bu yüzden de onlara hâkim olmak kolay değildir fakat harekete geçebilirler. Ve bu ezicilerin ilgisi dâhilinde değildir, der Freire. Tam aksine, eziciler sadece ezilenlerin düşünce yapısını değiştirmeye çalışırlar. Onları ezen durumları değiştirmeye çalışmazlar.

EZİLENLERİN PEDAGOJİSİ

“Geniş toplumlarda ezilenler; münferit vakalar, ‘iyi, örgütlü ve adil’ toplumların genel görünüşünden sapan marjinal bireyler olarak muamele görmekteler. Bu nedenle, bu ‘yeteneksiz ve tembel’ halkı, düşünce yapısını değiştirerek, kendi kalıplarına göre ayarlaması gereken sağlıklı bir toplumun hastalığı olarak düşünülmekteler.” Freire bunları kendisinin manifestosu olan “Ezilenlerin Pedagojisi” adlı kitapta yazar.

Çözüm, ezilenleri baskı mekanizmasının içine entegre etmek değil, aksine o mekanizmayı “kendileri için olan varlıklar” haline getirecek şekilde dönüştürmektir.

ZULÜM VE SÜRGÜN

Bunlar gibi olan radikal pedagojik fikirler, 1964’te Brezilya’da gücü elinde tutan askeri diktatörlük tarafından hoş karşılanmadı. Askeri darbenin ardından Freire zulüm gördü, hapse atıldı ve işkenceye maruz kaldı, ta ki Şili’ye kaçana kadar. Burada Birleşmiş Milletler altındaki bir okuryazarlık programının lideri oldu ve Salvador Allende’nin sosyalist hükümeti onun fikirlerini kendi eğitim planlamalarında kullandı.

Ancak, 1973’te seçilen sosyalist Şili hükümeti, CIA tarafından desteklenen bir askeri darbeyle devrildi. Bu durumda Paulo Freire, eşi ve beş çocuğunun yeniden kaçması gerekiyordu. Freire, Harvard Üniversitesi’nde bir yıl boyunca çalıştı. Daha sonrasında Gine-Bissau, Nikaragua ve Angola’da spesifik öğretim ilkeleri geliştirirken, merkezi Cenevre’de bulunan Dünya Kiliseler Konseyi’ne danışman oldu.

Sürgünde geçen 15 yılın ardından Freire, 1979 yılında Brezilya’ya geri döndü ve ölümüne kadar Sao Paolo’daki Katolik Üniversitesi’nde ders verdi.  

DÜNYA ÇAPINDA İLERİCİ EĞİTİMCİLERE İLHAM VERİYOR

Freire’nin öğretim ilkeleri, özellikle aşırı sömürülen birçok ülkenin yer aldığı Küresel Güney’de olan, dünyadaki ilerici hareketlere ilham vermiştir.

Freire’nin fikirleri, diyaloğun öneminin ve herhangi bir öğretimi öğrencinin kendi yaşadıklarına ve deneyimlediklerine dayanan gerekliliğin farkına varan dünya çapındaki öğretmenlere, halk eğitim eğitmenlerine ve pedagoglara ilham vermeye devam etmektedir.

 

Kaynak: Pedagogy for Change