Yobaz Yusuf Kaplan'dan küfür yazısı: 'Laiklik bir tasmadır'

Yandaş Yeni Şafak'ın yobaz yazarı Yusuf Kaplan, bugün köşesinde hem Cumhuriyet'e hem de laikliğe hakaretlerini sıraladığı bir yazı kaleme aldı. Kaplan, "laiklik bir tasmadır" ifadelerini kullandı.



12-08-2016 13:12
İleri Haber

Yandaş Yeni Şafak'ın yobaz yazarı Yusuf Kaplan, bugün köşesinde hem Cumhuriyet'e hem de laikliğe hakaretlerini sıraladığı bir yazı kaleme aldı. 

Kaplan yazısında laiklikle ilgili şu ifadeleri kullandı: " Laiklik, bu toplumun bin yıllık bu ruh atılımını durdurmayı amaçlayan, boynumuza geçirilmiş bir tasmadır."

Rusya'yla ilişkilere de değinen Kaplan, Türkiye'nin İslami yörüngeye kavuşması için önce Rusya'yla denge stratejisi izleneceğini, sonra da İslam Birliği projesinin hayata geçirileceğini iddia etti. 

Yusuf Kaplan'ın "Önce denge stratejisi izleyeceğiz, sonra dengeleri biz belirleyeceğiz..." başlıklı yazısından kimi bölümler şu şekilde:

'UZUN VADELİ PROJEMİZ İSLAM BİRLİĞİDİR'

"Türkiye'nin uzun vadeli projesi, elbette ki, İslâm Birliği projesi olmak zorundadır. İslâm Birliği, şu ân hayal gibi gözükebilir ama sadece ülkemizin ve bölgemizin değil bütün dünyanın sulha, sükûna, huzura kavuşabilmesinin yegâne anahtarı İslâm Birliği'dir.
(...)

Selçuklu'nun başlattığı, Osmanlı'nın zirveye ulaştırdığı bu büyük medeniyet atılımı, tarihte ilk ve son defa bin yıl gibi uzunca bir süre üç kıtaya gerçek anlamda barışı, huzuru armağan etti. En önemlisi de farklı dinleri, kültürleri, medeniyetleri Batılılar gibi yok etme ilkelliğine soyunmadan nasıl bir arada, birbirlerinden beslenerek yaşatabileceğini gösteren henüz anlaşılamamış ve aşılamamış büyük bir atılım gerçekleştirdi.

Bugün bize farklı kültürleri, inançları bir arada yaşatabilmenin tek yolunun laiklik olduğunu söyleyen, zihni çağdaş hurafeler çöplüğüne dönüşen, tarih bilinci linç edilmiş sözümona aydınlarımıza bu bin yıllık muazzez medeniyet tecrübesini dizlerini büküp adam gibi incelemeyi tavsiye ediyorum.

LAİKLİK TASMADIR, MEDİNE'DEN SÜT EMEN BİR RUH ATILIMI GEREK BİZE...

Özünü, özsuyunu Peygamberimizin (sav) Medine modelinden alan, Medine'den süt emen bu bin yıllık medeniyet tecrübesini Roma tecrübesinden de, Çin, Hint medeniyet tecrübelerinden de ve nihayet dört asırdır dünyaya hükmeden, dünyanın kanını emen, bütün medeniyetlerin kökünü kazıyan seküler Batı uygarlığı tecrübesinden de ayıran en önemli yanı herkese hayat hakkı tanıyan, bütün medeniyetlerden beslenen ve hepsini besleyen muazzam bir ruh atılımı olmasıdır.

O yüzden kimse bize “farklılıkları korumak için laikliğe ihtiyacımız var, laiklik olmazsa olmaz,” diye dayatmasın. Yeniden keşfedilmeyi, yenilenerek geliştirilmeyi bekleyen bu muazzam ruh atılımına enlemesine ve boylamasına derinden bakılsın.

Ve şu aslâ unutulmasın: Laiklik, bu toplumun bin yıllık bu ruh atılımını durdurmayı amaçlayan, boynumuza geçirilmiş bir tasmadır.

Laiklikle biz bir yere gidemeyiz: Laiklikte ısrar edersek bu toplumun varlık nedenini oluşturan, tarih yapmasını mümkün kılan İslâm'ın sunduğu ruhunu yok etmekten, ruh köklerini kurutmaktan başka bir şey yapmış olmayız. Sonuçta bu toplumda yapay sorunlar icat edip bu toplumun tarihî bir yürüyüşe soyunmasının önüne takoz dikmiş oluruz.

Laiklik, bize ait bir tecrübe değildir. Dışardan devşirilmiş, bu topraklarda hiç bir karşılığı olmayan, Batı'da da kıyasıya tartışılan ithal bir projedir. İthal projelerle tarih yapıldığını gösteren bir örnek yok tarihte.

MEKKE SÜRECİDİR BU...

(...)
Önce, dalga-kırılacak, çakıl taşları temizlenecek: Mekke sürecidir bu.

Sonra dalga-kurulacak, yapı taşları döşenecek: Bu da, Medine sürecidir.

Ancak iki yolculuk tamamlandıktan sonra bir medeniyet atılımı gerçekleştirebilmemiz ve İslâm dünyasının birleşmesini sağlayacak adımları hayata geçirmemiz mümkün olabilir.

(...)

Türkiye, laik bir ülkedir. Altını çizerek tekrarlıyorum: Laiklik bir tasmadır. O yüzden bir asırdır bu milletin burnundan getiriyorlar!

Yine o yüzden istiklal ve istikbal mücadelesi veriyoruz. Her türlü tasma'dan kurtulabilmek için.

Türkiye, İslâmî bir yörüngeye oturuncaya ve her bakımdan güçleninceye kadar denge stratejisi izlemek zorundadır.

O yüzden Rusya'yla denge stratejisi üzerinden yeniden kurulan ilişkiler, bizim orta ve uzun vadede bölgemizin ve dünyanın tarihini şekillendirecek dengeleri kuracak bir konuma ulaşmamıza imkân tanıyacaktır.

Özetle burada anlattıklarıma kör kütük karşı çıkan “aydın” olamaz, bu ülkenin önünü tıkayan “karanlık bir takoz” olur yalnızca.