Yılmaz savaşçı: Ernesto Che Guevara

Yılmaz savaşçı: Ernesto Che Guevara

Che’ye göre Sovyet ekonomisinin merkezinde yer alan materyal teşvik ve karlılık gibi hususlar sosyalizm davasını ileri götüremezdi. Kapitalizmin araçlarını kullanarak sosyalizme ulaşma çabasını bir kuruntu olarak değerlendiriyordu. Komünizme yeni insan aracılığı ile ulaşmanın daha iyi, daha etkili bir yol olacağını düşünüyordu. Yeni insan, kişinin bencil ve bireyci bir şey olarak, maddi varlıkların birikimi için çalışmaması gerektiğini anlayacak, toplum için çalışmanın özgeci, ahlaki bir görev olduğunu, sırası geldiğinde de toplumun ona ve ailesine bakacağını bilecekti. Che yarınlar uğruna öldü ve bu sebeple de her zaman olmak istediği 21. Yüzyıl insanı oldu. Amacı önce kendini değiştirerek uygar bir toplum yaratmak, böylelikle de bir başkasının da aynı şeyi yapabileceğinin mümkün olduğunu göstermekti.

Ufuk Tuna Akkuş

Hakkında pek çok kitap yazılan, belgesellere ve filmlere konu olan, Arjantin’li büyük devrimci Che Guevara için yeni olarak ne söylenbilir ki artık. Gerek kendi yazdıkları kitaplar, gerekse hakkında yazılan kitap ve makaleler evrensel ikon haline gelmiş Che’nin hayatına ve mücadelesine dair pek çok bilgiyi ortaya koymuştur. Ayrıntı Yayınları, Latin Amerika’dan Buenos Aires’li bir kadının yazdığı “Che Guevara’nın Yaşam Öyküsü” adlı kitabı çevirip yayınlayarak Che’nin hayatına ve mücadelesine farklı bir açıdan bakmamızı sağlıyor. Lucia Alverez De Toledo yazdığı bu kitapta, Che’nin öfkeli ve kararlı bakışlarının kara kızıl bir bayrak üzerinde Buenos Aires’ten Berlin’e, Katmandu’ya hangi sebeple gösterilerin başında göründüğü, konusunda bir fikir vermeyi umduğunu söyler. Onu Latin Amerika bağlamında ele almak ve bunun Avrupa, Kuzey Amerika ve dünyanın geri kalanındaki okurlar için ne anlama geleceğini aktarmak istediğini ve kitlelerin ona olan hayranlık duygusunun  devrimci şiddete, onun ekonomik doktrinlerine, ve siyasi inançlarına sempati duymayan insanlar tarafından da paylaşıldığını vurgular. 

Toledo, bu kitabı Che hakkında 4 dilde yayınlanmış materyalleri gözden geçirerek ve kendi deyimiyle içeriden birinin yazmış olduğu kişisel bir kitap olarak niteler. Bu içeriden bakışın göstergesi olarak Che ile aynı şehirde ve aynı mahallede çocukluğunu ve ergenliğini geçirmesi ve aynı mekanlara ve etkinliklere gitmeleri ile açıklar. Toledo, Che’nin öyküsünü çocukluğundan başlayarak Bolivya’da katledildiği zamana kadar kronolojik olarak ayrıntıları ile anlatır. Bu anlatıda Che’nin hem kişisel dünyası hem de politik yaşamı ve devrimci mücadelesi harmanlanarak sunulur. Toledo, Ernesto’nun ölüm karşısındaki tavrının çocukluğunda astım hastalığına yakalanması ve ölümle yüzyüze gelmesi, hem de Alman şair Rilke’den etkilenmesi ile şekillendiğini savunur. Ölümü, hayatın sadece karanlık yüzü olarak gören ve ölümün belirsizliği ile barışmak gerektiğini savunan Rilke’nin bu düşüncesinin Che’yi etkilediğini öne süren Toledo, onun ölümden korkmaması ve  ölümü kaçınılmaz bir şey olarak görmemesinin davranışlarını şekillendirdiğini ve bunun belki de düşmanları karşısında onu avantajlı konuma getirdiğini iddia eder. Che, Tıp öğrenciliği esnasında gerek tek başına gerekse de arkadaşı ile çıktığı Latin Amerika gezilerinde başka hayatlara tanıklık etmiş ve ülkesinin yerli halkının yoksunluğunu ve aşırı yoksulluğunu ilk defa doğrudan gözlemleme imkanı bulmuştu. Ernesto’ya göre; bir halkın ruhu hastanede yatan hastalara, karakolda gözaltında tutulanlara, ve seyahatleri sırasında sohbet ettiği gezginlere sirayet eden bir şeydi. Aynı tarihlerde genç bir avukat Fidel Castro, kardeşi Raul ve bir avuç gençle birlikte ABD’nin göz yumduğu bir askeri darbe ile 1952’de iktidarı ele geçiren Batista’nın hükümetini düşürmek için 1953’te Moncado kışlasına bir baskın girişiminde bulunurlar. Ancak başarısızlıkla sonuçlanır. Castro kardeşler cezaevine atılır, yoldaşlarının bir bölümü göz altına alınır, bir bölümü ise öldürülür. Che ile Castro’nun yolları daha sonra Meksiko’da kesişir. Ernesto utangaç ve içine kapanık ama tutkuluydu. Fidel ise tamamen dışa dönüktü ve konuşmayı severdi. Che hem eylem insanı hem de bir düşünürdü. Fidel bir pragmatist, Che sonuçları ne olursa olsun ilkelerinden ödün vermeyen biriydi. Bununla birlikte her ikisi de Ada’nın İspanya’dan bağımsızlığı için 1895 yılında girdiği çatışmada öldürülen Küba’lı bilgin ve vatansever Jose Marti’ye karşı derin bir sevgi besliyorlardı. Marti’nin 28 ciltlik külliyatı her Küba’lının eğitiminin temelini oluşturmaktadır. Küba Devrimini zafere götüren süreçte Castro ve Che omuz omuza mücadele etmişlerdir. Devrimden sonra Che, Küba Merkez Bankasının başına getirilmiştir. Kaynak yönetimi veya bankacılık konusunda herhangi bir deneyimi olmayan Che keskin zekası sayesinde Küba’nın değerli varlıklarının kaybının önüne geçen ileri görüşlü bir karar aldı. Fort Knox’da tutulan Küba altınlarını ve dolarını birbirinden farklı birkaç döviz cinsine çeviren ve daha sonra da bunlari İsviçre ve Kanada bankalarına transfer eden Che böyle yapmakla da ABD’deki Küba malvarlığının büyük bir bölümünü el koyulmaktan kurtarmıştı. Görevi hakkınfa şüpheye yer bırakmamak adına bir profesörden Matematik dersi almaya karar veren Che, 3 yıldan fazla bir süre boyunca çalışma saatinden önce her sabah 7 ile 8 arasında matematik dersi aldı.Sosyalist devrimin inşasında da önemli görevler alan Che, gönüllü hafta sonu çalışmasını başlatmıştı. İşçilerin düzenli olarak katıldığı ve şeker kamışı kesmeyi kapsayan gönüllü hafta sonu çalışması hakkında annesine kamış kesmenin kendisi için bir tür zihinsel rahatlama faaliyeti, tüm kaygıları geride bırakmanın bir yolu ve de iyi bir fiziksel ekzersiz olduğunu anlattı. Nitekim Che’den önce, hem Lenin hem de Mao, sosyalizmin inşası adına yararlı olacağına dikkat çekerek el emeğiyle yürütülen faaliyetlerde yer almak gerektiğini savunmuşlardı.  

Che ile Castro’nun ayrıştığı çok önemli bir nokta vardı. Castro devrimini yapmış ve bütün her şeyi artık Küba halkı için kullanacaktı. Che ise kapitalizmin, emperyalizmin, sömürünün, ırkçılığın, açlığın ve eğitimsizliğin sonunu bütün dünyada getirmek istiyordu. Bunun için ölmeye bile hazırdı. Buradan hareketle 1965 yılında Küba’dan ayrıldı ve Kongo’ya gitti. Che için Küba’daki kendisi açısından görev tamamlanmıştı. Devrimci mücadele ise devam etmeliydi. Başarısız Kongo deneyiminden sonra Che yönünü Bolivya’ya çevirdi. Oradaki gerilla mücadelesinde yaralandı ve akabinde katledidi. Toledo’ya göre; Che gençlik yıllarında pasif direnişi savunan Mahatma Gandi’nin fikirlerinden etkilenmişti. Gelgelelim 39 yaşında Bolivya’da yakalandığında eli silahlıydı. Avrupa ve ABD tahakkümüne direnmekte şidet dışında başvurulacak herhangi bir başka bir yolun beyhude olduğu kararını erken yaşlarda verdikten sonra yüzünü şiddete doğru çevirdi. Che fikirlerinin peşinde giden, fikirlerini test edebilen, kendisini bir rol model haline getirmeyi başarabilen biriydi. Bir çok biyografi yazarının kaçırdığı şey ise Che’nin hayatının her dakikasını keyif alarak yaşaması oldu. Görevi olarak gördüğü şeyi yapıyordu ancak yine de bunun yerine yapmayı tercih ettiği başka bir şey de olmayacaktı. 

Che’yi bu kadar çekici kılan, fotoğraflarının niçin bugünün gençleri için güç verici bir şey olarak kalmaya devam ettiğini açıklayan şey, onun kendi inançlarına uygun bir şekilde hareket etmesinden ileri geliyordu. Kendisine yakışır bir şekilde neredeyse neşeli bir şekilde ölüme gitti. ”Ölüm nereden gelirse gelsin, savaş sloganlarımız kulaktan kulağa yayılacaksa, silahlarımız elden ele dolaşacaksa ölüm hoş geldi safa geldi” derken kastettiği şey tam olarak buydu.

Kendini ideallerine adamış, yoksulluğun ve sömürünün dünya çapında ortadan kalkması için mücadele eden güzel insan Che’nin yaşamını ve mücadelesini Toledo, çok akıcı, güzel ve masalsı bir şekilde aktarmış.

KÜNYE: Lucia Alvarez de Toledo, Che Guevara’nın Yaşam Öyküsü, İngilizceden çeviren: Behzat Hıroğlu, 2021, Ayrıntı Yayınları İstanbul, 528 Sayfa.