'Yaşasın adalet! diyorum' diyen Barış Akademisyeni'ne hapis cezası

Barış bildirisini imzaladığı için hakkında 'terör örgütü propagandası yapmak' suçlamasıyla ihraç edilen 1128 akademisyenden emekli Prof. Dr. Haldun Gülalp mahkeme karşısına çıktı. Gülalp'in 'Yaşasın adalet' sözlerine ise Mahkeme Başkanı 'Çok iddialı şeyler söylemeyin' şeklinde karşılık verdi.



09-01-2019 21:20

Yıldız Teknik Üniversitesi’nden emekli Prof. Dr. Haldun Gülalp,  'Bu suça ortak olmayacağız' başlıklı barış bildirisini imzaladığı için 'terör örgütü propagandası yapmak' suçlamasıyla hakkında dava açılan 1128 akademisyenden biri olarak İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi'nde hakim karşısına çıktı. Duruşmadaki beyanında dikkat çekici başlıklar bulunan Gülalp’e son sözü sorulduğunda  "Beraatimi istiyorum. ‘Yaşasın adalet!’ diyorum" şeklinde konuştu.  Mahkeme Başkanı ise Gülalp’in ‘Yaşasın adalet’ söylemi üzerine  'Çok iddialı şeyler söylemeyin' yanıtını verdi. Davada Gülalp hakkında 1 yıl 3 ay hapis cezası verilirken hükmün açıklanması geriye bırakıldı.

Prof. Dr. Haldun Gülalp’in duruşmadaki beyanından şu ifadeler öne çıkıyor:

"Sizler, eğitiminiz ve göreviniz gereği, her toplum için ve tarihin her döneminde, adaletin ne kadar yüce bir değer, hukukun ve hukukçuluğun ne kadar ciddiyet ve titizlik gerektiren konular olduğunu, iş olsun diye çalakalem yazılmış iddianameler, mütalaalar veya kararların da tarihe bırakılmış birer belge olduğunu; bunların bugün değilse bile zaman içerisinde hak ettiği yeri bulacağını bilirsiniz. Günü geldiğinde bu gibi belgelerin yazarları açısından birer mahcubiyet vesilesi değil kıvanç kaynağı olması gerektiğinin önemini de takdir edersiniz.

‘DEVLET SUÇ İŞLER Mİ?’

Önce, imzaladığım bildiriyi iyice okuyup okumadığım ve içinde ne olduğunu anlayıp anlamadığım soruldu (doğrusu, bu bir profesöre sorulmaması gereken bir soru olduğu halde, kötü niyet taşımadığını düşünüyorum); ardından, “devlet suç işler mi?” diye ek bir soru yöneltildi. 

Bu sorudaki ima şu anlama gelir: Devletin suç işleyeceğini düşünüp bunu alenen ifade etmekle, ben kendim suç işlemiş oluyorum! 

Davanın özünün bununla ilgili olduğu zaten dava konusu olan bildirinin başlığından da bellidir: 'Bu suça ortak olmayacağız' ibaresiyle, imzacı akademisyenler, devleti suçlamış ve anlaşılan bu nedenle suç işlemiş olarak kabul edilmiştir. 

Bir an için varsayalım ki devlet kusursuz, yüce bir varlıktır, dolayısıyla suç işlemesi söz konusu olamaz; ancak ne var ki ben yanlış bir düşünceyle suç işlemesi mümkün olmayan bu varlığın suç işlediği sanısına kapılmış ve bu yanlış kanaatimi alenen ilan etmişim.  Şimdi bu durumda benim hapse mi atılmam gerekir? 

Dolayısıyla, devletin bazı unsurlarının işlediği suçlar veya insan hakları ihlalleri, sadece devletin diğer unsurlarını değil, vatandaşların tamamını ilgilendirir. 

Demokratik toplumlarda, devletin işlediği düşünülen herhangi bir suç karşısında vatandaşlar devleti uyarabilirler; üstelik ahlaki açıdan uyarmakla yükümlüdürler. 

Eğer Anayasamızda yazdığı gibi demokratik bir hukuk devletine sahipsek, vatandaşlar, devlet görevlilerinin işlediği herhangi bir suça ortak olmak istemediklerini ilan etme hakkına sahiplerdir. 

Yukarıda da belirttiğim gibi, bu davada intikama konu olan nokta, devletin suç işlediği ifadesidir.  Böyle bir ifade karşısında demokratik bir hukuk devletini yönetenlerin görevi, o ifadede bulunanları cezalandırmak değil, vatandaşlara kendi eylemlerini tatmin edici bir şekilde açıklamaktır. 

Gerçekten suçlu olmadığına inanan kişi veya kurumsal özne, şimdi benim yaptığım gibi, açıkça ortaya çıkar ve suçlu olmadığını gerekçeleriyle birlikte açıklar. 

Oysa, herhangi bir kişi veya kurumsal özne, bir yandan suçunu inkâr ederken bir yandan da suçlamayı yapan veya yapabilecek olanları susturmaya veya etkisiz kılmaya çalışırsa, bu durum onun suçlu olduğunu bildiği ve bununla yüzleşmekten çekindiğini düşündürür. 

‘DEVLETİ, HÜKÜMETİ VE İZLENEN POLİTİKALARI ELEŞTİRMEK SUÇ DEĞİLDİR’

Şu anda sizin yerinizdeki herhangi bir kimse için siyasetin kısa dönemli çıkarlarını gözetmek daha kolay bir yol gibi görülebilir ama hukuku gözetmek daha kalıcı ve daha büyük bir amaca hizmet etmek anlamına gelecektir.  Doğal olarak, tercihinizin de bu yönde olması beklenir.

İnsanların, Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan bir kişiden çekinmesi, ondan uzak durmaya çalışması beklenirken, bugün böyle bir yargılamaya muhatap olan kişilerin toplumun seçkin ve iyi eğitimli üyeleri, akademisyen, gazeteci, yazar veya şair oldukları bilinmekte, onlara eş-dost tarafından sahip çıkılmakta, hatta bu kişilere eskisinden daha fazla saygı duyulmaktadır. Bu, anormal bir durumdur.  Bu durum devletin meşruiyetini azaltmaktadır; otoritesini ve inandırıcılığını güçlendirmek bir yana, tam tersine zayıflatmaktadır. 

Siyasal düşünceyi veya hükümete yönelik bir eleştiriyi ifade etmenin ağır cezalık bir suç olarak muamele görmesi, bu ülke için üzüntü ve utanç verici bir durumdur. 

Devleti, hükümeti ve izlenen politikaları eleştirmek suç değildir.  Silahların susması, ölümlerin ve yıkımların son bulması için çağrıda bulunmak, terör örgütü propagandası yapmak anlamına gelmez. 

‘VERİLECEK KARAR TÜRKİYE’NİN NEREYE AİT OLDUĞUNU GÖSTERECEKTİR’

Bianet’te yer alan habere göre Haldun Gülalp, "Bu davada evrensel insan haklarıyla uyumlu olarak vereceğiniz bir karar, Türkiye’nin nereye ait olduğu konusunda önemli bir tespit anlamına gelecektir" sözleriyle birlikte hakkındaki suçlamaların geçersiz olduğunu ve bu davanın hiç açılmaması gerektiğini belirterek beraatini istedi.