Yaşanmamış bir aşkın bitmemiş öyküsü: Mavi Çiçek

“Sen tezsin: sakin, solgun, sınırlı, kendi kendine yeten. Bense antitez: rahatsız, aykırı tutkulu, özünün ötesine uzanan. Şimdi sormamız gereken şey, sentezin bizi uyuma mı yoksa düşleyemediğimiz yeni bir olanaksızlığa mı götüreceği?”



06-09-2020 00:00

Şadi Erarslan

Kitap alırken veya yeni bir kitap okumaya karar verdiğimde ilk dikkat ettiğim, bana hitap edip etmediği ya da anlatılanın gerçekle ne kadar uyuştuğudur. Bu tarz kitaplar, insana ne kadar haz verse de insanı bir o kadar içine çeken, çektiğinde bırakması zor olan türdendir. Böyle bir yapıya sahip olan Penelope Fıtzgerald’ın “Mavi Çiçek’’i yaşanmış bir hayatı bütün trajedisiyle karşımıza çıkarıyor. Can Yayınlarının okuruna sunduğu bu kitap, gerçek bir hayatın bıraktığı izlere yeniden ayak basmamızı sağlayacak.

Mavi Çiçek, Alman Romantizmi’nden şair Novalis’in (George Philipp Friedrich Freiherr Von Hardenberg) hayatından kesitlerle bir araya getirilmiş kısa bölümlerden oluşan, bitmemiş bir yapıt. Fitzgerlad, Novalis’in hayatıyla beraber Leipzig ve Berlin’in taşra kültürünü, aile yapısını ve insanların yaşam biçimini ortaya koyuyor. Karakter olarak seçtiği romantik şair Fritz’in başından geçenleri ve yaşça kendisinden küçük, kültür bakımından kendisiyle eşdeğer olmayan hasta aşkı Sophie Von Kuhn’un trajik öyküsünü okuyoruz. Fitzgerald’in sade anlatımıyla 55 kısımdan oluşan, okudukça karşılıklı diyalogların zihnimizde canlandığı eser, yaşanmışlığın kusursuz bir anlatımı.

Genç şairin ailesiyle yaşadığı sorunlar onu evinden uzağa düşürecek, babasının bir arkadaşıyla çalışmaya zorlayacaktır. Babasının arkadaşıyla çıktığı yolculuk sırasında Herr Rockenthien şatosunda kalacak ve “hayatımın felsefesi’’ diyeceği Sophie adında bir kadınla tanışacaktır. Ailesiyle olan sorunlarının farklı bir boyut kazanmasına aldırmayacak ve artık niçin yaşaması gerektiğinin farkına varacaktır. Sophie amansız bir hastalığa yakalanınca, Fritz’in ona olan aşkı daha da saplantılı bir hale gelir. Yaşça kendisinden küçük ve dengi görülmemesi yüzünden tartışma yaratan ve kabul görmeyen ilişkileri; imkânsız olanın dayanılmaz bir şekilde kendisini dayattığını, gerçekleşmek uğruna bütün duvarları yıkabileceğini gösteriyor. Bu da aşkın sahip olduğu doğanın kendisini en sert haliyle dayattığını, imkânsız olan şeyin imkânsız olduğu kadar gerçekleşme arzusu güttüğünü Fritz’ın Sophie’ye olan aşkıyla bir kez daha anlıyoruz.

Fritz, Sophie’ye olan aşkını şu şekilde açıklıyor. “Sen tezsin: sakin,solgun, sınırlı, kendi kendine yeten. Bense antitez: rahatsız, aykırı tutkulu, özünün ötesine uzanan. Şimdi sormamız gereken şey, sentezin bizi uyuma mı yoksa düşleyemediğimiz yeni bir olanaksızlığa mı götüreceği?” Buradan da anlaşılacağı üzere aşk, insanı tahmin edemeyeceği hallere büründürür. Yaşanılacak şeyin belirsizliğine, karşı koyulan aşkın imkânsızlığına rağmen bir gelecek kurgulayan Novalis yaşadığı hayatın tüm olumsuzluklarına rağmen hayatını şiir üzerine kurabilmiştir. Vereme yakalanan kardeşleri sırasıyla ölür. Fritz ise yaşadığı onca olumsuzluğa rağmen sahip olduğu “sevgiyi” kaybetmeyi göze alamaz. Bunu da şiirlerine yansıtmıştır. Öyle ki Fichte’nin felsefesini incelerken felsefesindeki kusurun içinde aşkın olmadığını bağlayacaktır.

Tamamlanmamış tümceler bütünü olarak karşımıza çıkan roman, aslında tamamlanmamış bir aşkın ve hayatın toplamından başka bir şey değildir. Kurgusal bir biyografi olarak karşımız çıkan Mavi Çiçek esasen tarihsel gerçekliğe sahip olgulardan ortaya çıkmış. Novalis tarafından yazılan mektup ve belgelerden oluşan roman, daha da ilgi çekici bir hal alarak, ustalıkla bir öyküye dönüşüvermiş. Dönemin aşk, aile hayatını ve bireylerin iç dünyasını ele almasının yanı sıra Avrupa’da yaşanan siyasal çalkantılara şahitlik etmemizi sağlayacak tarihsel bir roman.

KÜNYE: Mavi Çiçek, Penelope Fıtzgerald, Çev: Püren Özgören, Can Yayınları, 1999, 238 sayfa.