Yalnızca iki halk vardır, iki bağdaşmaz halk: Zenginler ve yoksullar!

Kendi döneminin edebi üretimleri Çarı ve dönemin Rusya’sını övgülerken; küçük yaşta ağır işlerde çalışmaya başlayan ve neredeyse tüm hayatı açlıkla, yoksullukla geçen yeni bir yazarın –Gorki’nin- soyluları övmesi pek mümkün değildi. Edebiyatta soyluların değil yoksulların, -işçi sınıfının- sesi olmak isteyen Gorki, sosyalist kimliğini hiç gizlemeden yeni bir akımın, sosyalist gerçekçi edebiyatın öncüsü olmuştur.



06-10-2019 00:13

Şilan Geçgel

“Arkadaşlar! Yeryüzünde türlü türlü halklar bulunduğunu söylerler: Yahudiler, Almanlar, İngilizler, Tatarlar. Ben buna inanmıyorum! Yalnızca iki halk vardır, iki bağdaşmaz halk: zenginler ve yoksullar! Ülkeden ülkeye giyinişler değişir, diller de değişir. Ama zenginlerin yoksullara karşı davranışları değişmez. Halkın sefil yaşantısı da değişmez.”

Bolşevik Devrimi’ne adadığı Ana isimli dünyaca ünlü romanında böyle yazıyor Maksim Gorki. Yıllardır sadece Türkiye’de değil, dünyanın birçok ülkesinde de Gorki’nin sert kalemine çarpıyor zenginler.

28 Mart 1868’de doğan Aleksey Maksimoviç Peşkov, bilinen adı ile Maksim Gorki, anne ve babasını küçük yaşta kaybetmesiyle acı anlamına gelen Gorki soyadını 1892 yılında kullanmaya başlamıştır. Anneannesi ve dedesi tarafından büyütülür. Dedesinin evi, dayak ve sefaletin bol olduğu bir evde geçen çocukluktan sonra erken yaşta ekmek kavgasına atılan Gorki’nin sınıfsal farkındalığı günden düne belirginleşir.

Sadece Ana değil elbette, kendi özyaşam öyküsünü yazdığı Çocukluğum, Ekmeğimi Kazanırken ve Benim Üniversitelerim isimli üçlemesi bugün hala Gorki’nin hayatına ışık tutan temel üretimlerden olagelmiştir.

Çarlık Rusya’sının son büyük yazarı ve sosyalist gerçekçi edebiyat denince akla ilk gelen ismin Maksim Gorki olması elbette tesadüf değildir. Mevcut siyasal düzeni eleştirdiği ve Çarlık Rusya’sına karşı muhalefet ettiği için defalarca kez tutuklanan Gorki, sadece bir edebiyatçı değil aynı zamanda Bolşevik harekete katılmış ve Lenin’le yakın dostluk kurmuş bir militandır.

Kendi döneminin edebi üretimleri Çarı ve dönemin Rusya’sını övgülerken; küçük yaşta ağır işlerde çalışmaya başlayan ve neredeyse tüm hayatı açlıkla, yoksullukla geçen yeni bir yazarın –Gorki’nin- soyluları övmesi pek mümkün değildi. Edebiyatta soyluların değil yoksulların, -işçi sınıfının- sesi olmak isteyen Gorki, sosyalist kimliğini hiç gizlemeden yeni bir akımın, sosyalist gerçekçi edebiyatın öncüsü olmuştur.

Henüz yeni bir yazarken 1899 yılında kaleme aldığı Yirmi Altı Adam ve Bir Kız’la hızla büyüyen bir üne kavuşan Gorki, kendi dönemi içinde öyküde gerçekçiliğin, sıradan insanlar üzerinden ele alındığı ve insana dair olanın abartılmadan işlendiği ilk vurucu metinlerinden birini kaleme almıştır.

Geçtiğimiz günlerde Yordam Edebiyat, sosyalist gerçekçi edebiyatın büyük ismi Maksim Gorki’nin dört kitaplık bir seçkisini yayınladı. Kitapların çevirisi ise birçok çağdaş Rus edebiyatçısını okumamızı sağlayan Ayşe Hacıhasanoğlu imzası taşıyor. İlk üç kitabında öyküler kronolojik bir sıralamayla yer alırken, dördüncü kitapta seçme bazı öyküler hayat buluyor.

Seçkinin ikinci kitabı olan ve aslında bu yazının da konusu olan Şahin Türküsü, Gorki’nin 1897-1911 yılları arasında yazdığı öyküleri içeriyor. Çarlık Rusya’sının son büyük yazarının gözlemleri ve tabir-i caizse olgunluğa bir adım kala yazdığı öykülerden oluşuyor.

27 öykünün yer aldığı bu kitapta Gorki’nin sıradan birçok kahramanı var. Genellikle güçlü kahramanlar üzerinden işlenen öykülerin aksine; istenmeyeni, tercih edilmeyeni, ikincil kabul edileni büyük bir zarafetle anlatan yazar öykülerinde karakterlerinden mükemmel kahramanlar yaratma yöntemini değil; acı çeken, gülen, ağlayan, dayak yiyen insanlarla yürümeyi tercih etmiş. Çoğunlukla öykü kitaplarındaki en güçlü- en öne çıkan öykünün kitaba adını verdiği gerçeğinden hareketle, belki de Şahin Türküsü’ne dair tek eleştirimiz, bu öykünün kitabın en güçlü öyküsü olmadığı üzerine olabilir.

Bana kalırsa yoksul olduğu için babasının evlenmesine müsaade etmediği genç adama, ailesine ve dini bağlılıklarına gösterdiği sadakat yüzünden veda etmek zorunda kalan genç Pelageya’nın yaşadığı ikilemi anlatan Buluşma isimli öykü Şahin Türküsü’nün en insancıl ve öne çıkan öyküsüdür… Bunun dışında Açlar, Şahin Türküsü, Kendini Beğenmiş Bir Yazar, Romantik isimli öyküler de kurguları itibariyle yine serinin 2.kitabı olan Şahin Türküsü’nü su gibi okunur bir hale getirmiş.

Başta Şahin Türküsü olmak üzere, serinin bu dört öykü kitabı sadece Gorki’yi değil, dönemin harareti içinde yaklaşan devrim ve sınıf mücadelesini kavrayabilmek açısından da önemli ipuçları içermekte. Bir yazarın kendi dönemine tanıklığını okumak, öykülerde bulduğu irili ufaklı imgelerle bazı toplumsal detayları yakalamak okur için okuma işini keyifli kılacak görünüyor.

KÜNYE: Maksim Gorki- Şahin Türküsü, Yordam Edebiyat- Çeviri: Ayşe Hacıhasanoğlu, Eylül 2019- 368 sayfa