Vitrin: Yeni çıkanlar

Sevgili İleri Kitap okurları, haftanın yeni çıkan kitaplarından dikkatinizi çekebileceğini düşündüklerimizi ve Yeni Gelen Dergisi’nin Temmuz sayısını beğenilerinize sunuyoruz. Keyifli okumalar...



15-07-2018 10:24

İleri Kitap

Sevgili İleri Kitap okurları, haftanın yeni çıkan kitaplarından dikkatinizi çekebileceğini düşündüklerimizi ve Yeni Gelen Dergisi’nin Temmuz sayısını beğenilerinize sunuyoruz. Keyifli okumalar...

TOZ GİBİ YILDIZLAR – ISAAC ASIMOV

1950’li yılların başında, daha sonra en şöhretli serileri Vakıf ve Robot’a öncülük edecek Gelecek Tarihi öykülerini yazdıktan hemen sonra Isaac Asimov ilk romanlarını kaleme aldı. Artık hem okurlara hem de yayıncılık dünyasına kendini kabul ettirmiş büyük ustanın neredeyse tüm külliyatına egemen olan Galaktik İmparatorluk evreninin ilk uzun kurguları da böylece ortaya çıktı. Nükleer felaketin Dünya’yı yerle bir etmesinden binlerce yıl sonrasını anlatan Galaktik İmparatorluk Serisi insanlığın, galaktik medeniyet ve ilk Galaktik İmparatorluk’un doğuşuna uzanan yolculuğunun başlangıcı.

Tyrannlılar, Atbaşı Nebulası’ndaki elli gezegeni kontrolleri altına almışlardı. Gezegenlerin yöneticileri, Tyrann gezegenindeki efsanevi taş sarayında yaşayan Tyrann Hanı’na koşulsuz şekilde boyun eğmişlerdi. Dünya Üniversitesi’ndeki son gününde bir suikasttan son anda kurtulan, Widemos Kâhyası’nın oğlu Biron Farrill, kendisini hiç ummadığı bir durumda, Tyrannlılar’a karşı düzenlenen bir başkaldırının ortasında bulur. Biron, tutuklandığını öğrendiği babasının izini sürmek ve hayatta kalmak için Rhodia’ya doğru tehlikeli bir yolculuğa çıkar. Gezegenlerin kaderini belirleyecek düşmanlar, komplolar ve dostlar orada kendisini beklemektedir.

(Tanıtım Bülteninden)

KÜNYE: Toz Gibi Yıldızlar, Isaac Asimov, Çevirmen: M. İhsan Tatari, İthaki Yayınları, 2018, 272 Sayfa

RENKRASİ – JASPER FFORDE

Kimse Renk Uzmanı’nı aldatamaz, renk testinde hile yapamazdı. Sonucun ne çıkarsa sonsuza dek oydun. Hayatın, kariyerin ve sosyal statün oracıkta, birkaç dakika içinde belirleniyordu ve yaşamın kaygı verici tüm belirsizlikleri ebediyete kadar yok oluyordu. Hayatının haritası orada çiziliyordu. Görebildiğiniz renklerin hiyerarşideki seviyenizi belirlediği bir dünya. Bej borsanın en revaçta malı üretimi yasak olan kaşıklar. Kamu hizmetine ayrılan Ford T’ler yollarda geziyor. Yüce Munsell'ın manifestosu, medeniyetin tek kutsal kitabı. Görünürde her şey huzur içinde... Oysa ülke için için kaynıyor. Peki ya renkler bir gün ayaklanmaya karar verirse? Jasper Fforde günümüzden yüzyıllar sonrasını renklerin gölgesinde, ustalıkla kaleme alıyor. Renkrasi, ilkelleştirmeye, diktatör gölgesinde özgürleşme savaşına, hayatı en baştan bir kez daha kurmaya dair bir distopya.

 Renkrasi zekice fikirlerden çok daha fazlası. Lezzetli bir kurgu ve Dickens'ın, Pratchett’ın kaleminden çıkmış gibi görünen zengin detaylar taşıyor.

- Independent -

Renkrasi’nin dünyasını, ince esprilerini, karmaşıklığını, beklenmedik olaylarını, kurgusunu ve özgünlüğünü özetlemek imkansız, okuyun!

- The Times -

Fforde'nin yarattığı renkli dünya, canlı bir yaratıcılık ve ince esprilerle örülmüş.

- Daily Mail -

(Tanıtım Bülteninden)

KÜNYE: Renkrasi, Jasper Fforde, Çevirmen: Ergin Kaptan, April Yayıncılık, 2018, 520 Sayfa

DUYGULAR SÖZLÜĞÜ – TİFFANY WATT SMİTH

Bugün dünyanın çok farklı coğrafyalarında, çok farklı kültürlerinde yaşanmakta olan sayısız duygunun içerisinden seçilmiş 154 duygudan oluşan Duygular Sözlüğü, Antik Yunan mahkemelerinde ağlayan jürilerden cesur, sakallı Rönesans kadınlarına, 18. yüzyıl doktorlarının kalbi titreten duygularından Darwin’in Londra Hayvanat Bahçesi’nde kendi üzerinde yaptığı deneylere, I. Dünya Savaşı sonrası bunalıma giren askerlerden günümüzün sinirbilim ve beyin görüntüleme kültürüne duyguların nasıl algılandığı ve yaşandığı hakkında. Üzülen, somurtan, ürken, sevinen bedenlerimizin nasıl farklı şekillerde bu dünyada var olduğu; ahlaki ve siyasi hiyerarşileriyle, cinsiyet, cinsellik, ırk ve sınıf hakkındaki varsayımlarıyla, felsefi görüşleri ve bilimsel kuramlarıyla dünyanın bizim içimize nasıl yerleştiği hakkında.

“Duygularla dil arasındaki bağlantıyı görmek büyüleyici. Duyguların belirsizliğini kelimelerin kesinliğiyle giderme dürtüsü. Tiffany Watt Smith duygularımızı tanımlamak için birkaç sözcükten daha fazlasına ihtiyacımız olduğunu ileri sürüyor. Bu eğlenceli ve eğitici kitabın verdiği okuma zevkini anlatan bir sözcük de kitaba girebilir.”

-The Guardian-

(Tanıtım Bülteninden)

KÜNYE: Duygular Sözlüğü, Tiffany Watt Smith, Çevirmen: Hale Şirin, Kolektif Kitap, 2018, 322 Sayfa

BİLDİĞİMİZ DÜNYANIN SONU – ERLEND LOE

“Zaman her şeyi silip süpürür.”

Eserleri yirmiden fazla dilde okunan Norveçli yazar Erlend Loe’nun unutulmaz bir modern zaman figürüne dönüşen kahramanı Doppler yuvaya dönüyor. Doppler romanının devamı niteliğindeki Bildiğimiz Dünyanın Sonu ormanın derinliklerinden sistemin derinliklerine uzanıyor: Çemberin içinde duramayanların bütün oyunlardan kovulduğu bir dünyada özgür kalmak mümkün mü?

Ormanın derinliklerinde geçirdiği macera dolu ayların ardından bir ailesi olduğunu hatırlayan Doppler, geyiği Bongo’yu boynuzlu hayvanlar barınağına bırakıp soluğu Oslo’da alır. Kendisini ölesiye özlediklerine inandığı karısına ve çocuklarına kavuşacağı için çok heyecanlıdır ama küçük bir problem vardır: Onca yıllık posta kutusunun üzerinde “Andreas Doppler” değil, “Egil Hegel” yazmaktadır! Dibe vurduğunu düşünür ama aşağılanma nedir, görmemiştir henüz..

Hafiflemiş ve özgür hissediyordu kendini. Gerçekten özgür. Borcu yoktu, işi yoktu, yükümlülükleri yoktu. Sadece kendisi vardı. İyisiyle kötüsüyle. Ve güzel bir geyiği. Vergi dairesinin bisiklet parkına bağladığı Bongo’yu çözdü ve durup üst katlara baktı.

Her yerde toplantılar yapıldığını varsayıyordu; bu toplantılar ki, hem araştırmalar hem de deneyimler sonucu yalnızca yersiz olmakla kalmıyor, doğrudan verimi de baltalıyordu.

Bongo’ya tırmanırken yüzüne bir gülümseme yayıldı. Artık bu hayattan elini eteğini çekiyordu.

(Tanıtım Bülteninden)

KÜNYE: Bildiğimiz Dünyanın Sonu, Erlend Loe, Çevirmen: Dilek Başak, Yapı Kredi Yayınları, 2018, 224 Sayfa

MONOKL LACAN SEÇKİSİ

Monokl’un ilk yayınlandığı 2009 yılında Lacan ve psikanaliz konusunda efsane haline gelmiş Lacan sayısının kitap olarak tıpkıbasımı.

Monokl Lacan sayısı Lacan hakkında Türkçe'deki en doyurucu ve kapsamlı kaynak ve referans olma özelliğini koruyor.

Monokl Uluslararası Lacan Sayısı'na 9 ülkeden 39 yazar katılmıştır.

(Tanıtım Bülteninden)

KÜNYE: Monokl Lacan Seçkisi, Yazar: Kolektif, Monokl Yayınevi, 2018, 840 Sayfa

YENİ GELEN DERGİSİ TEMMUZ SAYISI

YENİ GELEN’İN TEMMUZ SAYISINDA AHLAT AĞACI’NIN KAPSAMLI ELEŞTİRİSİ VAR

Temmuz 2018’de beşincisi yayınlanan Yeni Gelen dergisinin bu sayısında Nuri Bilge Ceylan’ın Ahlat Ağacı filminin kapsamlı bir eleştirisinin yanı sıra 25. Yıldönümünde Sivas Katliamı ve kaybettiğimiz aydınlar üstüne yazılar yer alıyor.

Derginin başyazarı Afşar Timuçin’in “Andre Gide’in Kabına Sığmayan Dünyasında Ahlakın Ahlaksızlığı ya da Ahlaksızcılık” yazısı, yirminci yüzyılın bu yaşama oburu yazarını ve kapitalist dünyanın ikiyüzlü ahlakını yerle bir eden düşüncelerini ele alıyor. 68’in şairi Özkan Mert, “Gümüşlük’ten Gotland Adası’na, Ingmar Bergman’dan Tomas Tranströmer’e” uzanan yazısında, iktidar odaklarıyla işbirliği içinde şiir ve edebiyat festivali tezgâhlayan şairleri de eleştirmeyi ihmal etmiyor. Ödül sisteminin çürümüşlüğünü teşhir eden eleştirileriyle tanınan Taylan Kara, bu kez piyasa edebiyatının çok yönlü bir yazarını tanıtıyor: “Höngeci Şair – Yazar – Düşünür Tonguç Kundil’in Aşırı Alçakgönüllü Biyografisi”. “Höngecilik” üstüne eğlenceli bilgiler veren yazıda Tonguç Kundil’in Doğan Hızlan ve Hasan Bülent Kahraman gibi piyasa eleştirmenlerince nasıl yüceltildiğinin de ipuçları var. Evrim kitaplarının yazarı, doğabilimci Prof. Dr. Ali Demirsoy, Fırat kıyısında geçen çocukluk günlerinden esintiler getiren “Yedi Değirmen Altı”nda, “hora tepen Fırat’ın cinlerini” ve köylülerin korkuyla karışık mitolojik bilincini anlatıyor. Haydar Ali Albayrak’ın yazısı “Ahlat Ağacı: Herzenciliğe Giriş!” başlığını taşıyor. Nuri Bilge Ceylan’ın günümüz Türkiye’sinin taşradan bir panoramasını sunan filmini, 19. Yüzyıl Rus Narodnik hareketinin düşün kaynaklarından Aleksandr Herzen’in “Suçlu Kim?” romanıyla benzeştirerek yorumlayan yazar, Ceylan’ın filminin, son dönemde taşrayı bir kaçış mekânı olarak gören festival filmlerinden farkını, değiştirmek için anlamak ve eyleme geçmeyi önermesinde buluyor.

ASIM BEZİRCİ’NİN TUTANAĞI TUTULURKEN

Sivas Katliamı’nın 25. Yıldönümüne özel bir bölüm ayıran Yeni Gelen’in Temmuz sayısında, Buket Özsanat, “Sivas Acısı: 25 Yıl Sonra Yüreklerimiz Hâlâ Yangın Yeri” yazısında, Orhan Tüleylioğlu’nun katliamla ilgili kitabından yola çıkarak olayı anımsatıyor ve yazar, şair ve sanatçıların karşılaştıkları insanlıkdışı saldırı karşısındaki duyarlılıklarını anlamaya çalışıyor. Mehmet Esatoğlu, Sivas’ın adı çok anılmayan kayıplarından eleştirmen Asım Bezirci’yi anlattığı yazısında, onun mücadele inadına, insan sevgisi dolu, çalışkan ve hep gülümseyen ince kişiliğine ışık tutuyor. Kemal Özer’in “Tutanağı Tutulurken” şiiri Sivas Katliamı’nın mücadeleden kopardığı Asım Bezirci’nin portresini tamamlıyor. Musa Ağacık ise, henüz 24 yaşında bağlama ustalığıyla tanınmış Hasret Gültekin’i ve dost meclisinde anlattıklarını gündeme getiriyor. Ölümünden bir hafta önce Ezgi Kafe’de buluşmalarını ve saz üstüne sohbetini tarihe not düşüyor. Aziz Nesin’in “Sivas Acısı” şiiri ise, “Kapalı olsa da bütün vicdan kapıları yüzüne / Bilmelisin bir yerin var canevimde” dizeleriyle, yüz elli yıldır gericiliğe karşı mücadele eden aydınımızın kendini katledeni bile anlayarak değiştirmeye çalışan büyük yürekliliğini ortaya koyuyor. H. Dursun Gümüşoğlu ile Hüseyin Cılga’nın “Bektaşi Fıkralarında İrfan” başlıklı yazısı, aynı konudaki kitaplarından bir demet gülücük getiriyor.

Geçen aylarda kaybettiğimiz arkeolog Muhibbe Darga’yı “Bir Hitit Kraliçesi: Prof. Dr. Muhibbe Darga” yazısıyla Ayşe Övür anlatıyor. Yeni Gelen, Hitit dilinin çözülmesinde ve Anadolu’da birçok önemli kazının yürütülmesinde büyük katkısı olan bu cumhuriyet aydınının anısına bir saygı duruşunda bulunuyor. Dilek Alp’in “Kent ve Kadın” yazısı, İsabel Allende ile iki gün süren bir buluşmadan izlenimler getiriyor ve gittikçe yaşamı cendereye alan kentleri kadınlar kursalar nasıl olurdu sorusunun cevabını tartışıyor.

YAŞAMIN YEŞİLİ İLE DİNİN YEŞİLİ ARASINDA

Yeni Gelen’in “Kitap Bağımlısı” Dr. Ulvi Özdemir, yeni yazısında iki Japon yazarın iki kitabını kıyaslıyor: “İshiguro mu, Murakami mi?” Tahir Şilkan, son yılların geniş okur kitlelerinin kitaplarını elinden düşürmediği bir yazarı, Stefan Zweig’i ele alıyor: “Yükseliş ve Düşüşü Yaşayan İnsanlığın Büyük Yazarı: Stefan Zweig”. Şiir eleştirmeni Cafer Yıldırım, bu yazısında gözden uzak bir şairi yakınlara getiriyor: “Şiirin Eskişehir’den Yükselen Sesi: Rahmi Emeç.” B. Sadık Albayrak, Vâlâ Nureddin’in “Bu Dünyadan Nâzım Geçti” kitabını tanıttığı yazısında, devrimin cazibesine kapılan iki gencin Anadolu serüveninden çarpıcı anlar sunuyor.

Yeni Gelen’in, Afşar Timuçin’in “Uzakta Bekleyişler” şiiriyle açılan bu sayısında Özkan Mert’in İsveçli şair Tomas Tranströmer’den çevirdiği şiirler de yer alıyor. Asım Öztürk “Sesimizdeki Korku”, Mehmet Ercan “Kuş Yağmuru”, Hasan Çapik “Kabuk Atan Yara”, Vasıf Turhan Kayacık “Bir Akşamüstü”, Gülçin Yağmur Akbulut “Karanlığın Perdesi”, Kaan Turhan “Düş Kesimleri”, Ali Eşki “Boğuntular” şiirleriyle bu sayıya katkıda bulunan şairler.

Fatih Mutlu’nun grafik tasarımını yaptığı dergiye Aptulkadir Elçioğlu usta işi portreleriyle katkıda bulunuyor. Mustafa Bilgin’in karikatürü ise arka kapakta “Sivas Acısı” şiirini bütünlüyor.

Kapağında Goya’nın, “Akıl uykuya dalınca canavarlar türer” sözünü canlandıran bir gravürüne yer veren bu sayının “Canavarlı Bilinç” başlıklı sunuş yazısında, “Aklı uyandıracak öğretmene karşı, aklı canavarlı bir uykuya teslim edecek imamın yükselişi başlamıştır. Bir cahilleştirme, yeniden ortaçağa dönüş sürecidir.” diyen B. Sadık Albayrak yazıyı şöyle bitiriyor: “Canavarlı bilincin yanılsamalarını yıkacak gizilgüç maddede bulunuyor. Çelişkilerle yüklü toplumun maddesi, yaşamın akışı kendini uykuya kaptıranları da er geç uyandıracaktır. Ali Hocamızın öyküsündeki gibi, yaşamın yoncasının yeşiline bulanmış sopa, er geç dinin yeşil pelerinine gizlenmiş canavarların tepesine inecektir.”