Türkiye sağının savaş ve işgallerdeki kirli sicilini kanıtlayan 3 örnek

Türkiye sağı bir kez daha savaş söylemi etrafında birleşti. Yeni olmayan bu durum, geçmişte sağın savaş ve işgallerdeki tutumlarını hatırlattı.



09-10-2019 13:39

İleri Haber

AKP’nin Suriye’ye düzenlemeyi planladığı harekatla ilgili milliyetçi rüzgarların olağanca estiği bu günler, geçmişte Türkiye sağının elinde hep bir koz olarak tuttuğu savaş dönemlerini akla getirdi.

3 örnekle hatırladığımız dönemler, sağcılığın Amerikancılığını, komşuları işgal heveslerini ve “mazlum halkların yanındayız” yalanını bir kez daha açığa çıkardı.

MENDERES’İN NATO SEVDASI: KORE SAVAŞI

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) içinden yetişen kadrolar tarafından 7 Ocak 1947’de kurulan Demokrat Parti (DP), CHP’nin sağcı politikalarının boyunduruğu altında ezilen halkın, yeni arayışının ürünü olarak 14 Mayıs 1950 seçimlerinde iktidara geldi.

İktidara gelişinin hemen ardından Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (S.S.C.B) öncülüğünü yaptığı sosyalist kampa karşı, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) başını çektiği emperyalist kampa derhal dahil olmayı hedefledi.

Emperyalizmin, sosyalizme karşı bir savaş örgütü olarak 1949’da kurduğu NATO’ya 11 Mayıs 1950’de CHP iktidarı tarafından yapılan başvuru ABD tarafından reddedilmişti. DP’nin seçim kampanyasının odak noktasını teşkil eden NATO üyeliği için 26 Haziran 1950’de patlak veren Kore Savaşı fırsat oldu. Savaşın başlamasından iki gün sonra, henüz ABD tümenleri Kore’ye varmadan, DP’nin Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü United Press’e “Türkiye, BM çerçevesi içinde kendi hissesine düşen bütün yükümlülükleri yerine getirmekle sorumludur” açıklamasını yaptı.

ABD’den sonra Kore’ye kara kuvveti göndereceğini bildiren ilk ülke olan Türkiye’ye gelen ABD’li Senatör Mc Cain, basına verdiği demeçte, “General Mc Arthur’un karargahında Birleşmiş Milletler bayrağının yanında dalgalanmakta olan Amerikan bayrağı ile Türk sancağının da yan yana dalgalanması, Türkiye’nin Kore savaşına fiilen yardımı NATO’ya girmesini sağlayacaktır” diyordu.

25 Temmuz 1950’de Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Refik Koraltan ve Genelkurmay Başkanı Nuri Yamut’un katılımıyla yapılan Bakanlar Kurulu toplantısında Kore’ye asker gönderme kararı alındı. Karar, Meclis iradesinin dışında alınmıştı.

Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’ne (KDHC) karşı savaşmak için, Tahsin Yazıcı komutasında ilk olarak 4500 kişilik bir tugay gönderilirken, daha sonra bu sayı 6000’e kadar ulaştı. Türkiye, sınırları dışında katıldığı bu ilk savaşta toplam 163 kayıp, 244 esir, 741 ölü, 2068 yaralı verdi.

Bu savaşın sonunda Türkiye’nin Kore’ye asker göndermesi ile NATO’ya girmesi sağlandı. ABD teklifi üzerine 1952’de 12 ülkenin onayı ile Türkiye NATO ülkesi olmuş oldu.

CEZAYİR’İN BAĞIMSIZLIK MÜCADELESİNDE FRANSA’YA DESTEK

Türkiye, NATO’ya girişinin ardından özellikle Orta Doğu ülkelerindeki halkların bağımsızlık mücadelelerine karşı bir politika izledi. Mısır’ın Süveyş Kanalını millileştirmesi üzerine, İngiltere ve Fransa’nın Mısır’a müdahalesinde; Tunus, Fas ve Cezayir’in bağımsızlık mücadelesinde Birleşmiş Milletler’de verdiği oylarla NATO’da müttefiki olan Fransa’nın yanında yer aldı. Yine 13 Aralık 1952’de Birleşmiş Milletlerde Araplar Tunus olayları sebebiyle Fransa’nın kınanmasını istedikleri zaman, teklifin reddi için Fransa lehinde oy kullandı.

Özellikle Cezayir’in bağımsızlık savaşı döneminde, bu mücadeleye karşı olmamasına rağmen bağımsızlık savaşı veren Cezayir’e karşı Fransa’yı destekleyen DP, 1954 yılında Cezayir’de olaylar başladıktan sonra bu durumu daha çok Fransa’nın bir iç sorunu olarak değerlendirmiştir.

Bu konuda Kuzey Afrika ile ilgili gelişmelere dair değerlendirme ve açıklamalarda bulunan Başbakan Adnan Menderes, “Tunus’un ve Fas’ın istiklallerini elde etmiş olmalarından dolayı büyük memnunluk duymaktayız. Zira müdebbir idarecilere sahip olmak bahtiyarlığındadırlar. Cezayir’de devam eden hadiseler hiç şüphesiz yüreklerimizi sızlatmaktadır. Araplara bağlılığımız ve istiklal mücadelelerine fıtraten mevcut sempatimiz dolayısıyla Cezayir meselesinin bir an evvel ifratlara kapılmadan adil bir neticeye isal edilmesini temenni ve ümit etmekteyiz. Bu mevzuda Türkiye’ye bir rol terettüp ederse bunu yapmaya da hazırız” diyerek Cezayir konusunda çekingen tavrını ifade etmiştir.

Cezayir bağımsızlık savaşına Türk hükümetleri tarafından verilen resmi destek ancak 27 Mayıs Askeri darbesinden sonra gerçekleşmiştir.

Bu yüzden Türkiye’nin Cezayir ile Turgut Özal’ın Başbakan olduğu döneme kadar hiçbir ilişkisi olmamıştır. Özal, 1985 yılında yaptığı Cezayir ziyaretinde o günler adına özür açıklamasında bulunmuştur.

IRAK: ANAP’TAN AKP’YE DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK

1980’de başlayan İran-Irak savaşında 1 milyon civarı insan ölmüş ve 2 Ağustos 1990’da Irak’ın Kuveyt işgali gerçekleşmişti. ABD bu işgalin ardından derhal müdahale kararı aldı.

Türkiye’de o dönem iktidarda Anavatan Partisi (ANAP) bulunurken, cumhurbaşkanlığı koltuğunda da partinin eski genel başkanı Turgut Özal oturuyordu. Bugün de milliyetçilerin dilinden düşürmediği Musul ve Kerkük için fırsatın ayağına geldiğini düşünen Özal, Saddam’a karşı oluşturulacak muhtemel bir koalisyonda aktif olarak bulunmak ve ‘masaya bir koyup üç almak’ istiyordu.

Ancak Özal, Irak’a girme konusunda istediği desteği bulamadı. 24-28 Şubat 1991 tarihinde ABD öncülüğünde İngiltere, Fransa, Suudi Arabistan, Suriye, Mısır gibi 28 ülkenin askerleri tarafından ‘Çöl Fırtınası’ adı verilen bu operasyon yapıldı. Operasyon sonucunda Irak yönetimi ateşkes yapmak zorunda kaldı ve Kuveyt’ten çekildi.

Türkiye bu operasyona asker gönderemese de İncirlik Hava Üssü’ndeki ABD uçaklarının kullanılmasına müsaade etti ve BM’nin aldığı bütün kararlara uydu. Ayrıca, Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattını kapattı.

I. Körfez Savaşı fiilen sona ermesine rağmen ABD, bazı bahanelerle Irak’ı bombalamaya devam etti.

2003 yılına gelindiğinde ise bu defa iktidarda AKP vardı. “Irak’ın elinde kimyasal silah bulundurduğu” iddialarıyla savaş çığırtkanlığı yapan ABD öncülüğündeki emperyalist ülkeler 20 Mart 2003’te Irak’a bir saldırı başlattı.

Irak’ın işgaliyle milyonlarca insanı hayatını kaybederken, Irak yerle bir oldu. Bahane edilen kitle imha silahları ise hiçbir zaman bulunamadı.

AKP ise tıpkı öncülü ANAP gibi, Irak’ın işgaline oldukça hevesliydi. ABD’nin de bu saldırıyı Türk Silahlı Kuvvetleri’yle (TSK) birlikte yapma arzusuna rağmen 1 Mart’ta Meclis’e sunulan “sınır dışı harekat” tezkeresi kabul edilmedi.

Tezkerede ayrıca ABD’nin Türkiye’ye 60 bin askeriyle, yüzlerce savaş uçağını konuşlandırması, Türkiye’nin havaalanlarından ve limanlarından yararlanması gibi talepler de bulunuyordu.

Ancak ‘Osmanlı’da oyun bitmez’di. ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, 2 Nisan’da Ankara’ya gelerek o dönemki mevkidaşı Abdullah Gül ile bir anlaşma imzaladı. Yıllar sonra ortaya çıkan o anlaşmanın ayrıntılarına göre, İncirlik Üssü’ndeki hastanenin ve Diyarbakır hastanesi ile diğer Türkiye hastanelerinin Irak’ta yaralanan ABD askerleri için kullanılması, arama kurtarmayla görevli ABD hava unsurlarının Kuzey Irak’a geçirilmesi, ticari tedarik güzergâhı kurulması ve ihtiyaçların Türkiye’den karşılanması kabul edilmişti.