Türk Lirası'nın Düşüşü ve Trump ile Erdoğan'ın Sefası

ABD'nin Türk Lirası'na dönük müdahalesi sürdürülebilir bir özellik taşımıyor. Öte yandan Trump ve Erdoğan krizden karlı çıkarken Türkiye emekçileri kaybediyor.



20-08-2018 16:55

Makale: Ernst Wolff

Almanca'dan Çeviri: Özer Erdin

Türk Lirası’nın düşüşü ve Trump’ın Türkiye’den gelen alüminyum ve çeliğe uygulanan vergileri arttırması ile krizi derinleştirmesi geçen hafta dünya çapında yaşanan bir sansasyona neden oldu. Bazı gözlemciler küresel finans sisteminin çökeceği uyarısını yaparlarken, diğerleri krizi küçümsediler ve cereyan eden olayları Türkiye’nin kendi içinde yaptığı ekonomik hatalara bağladılar.

Peki, Trump’ın provokasyonlarının arkasında yatan şey nedir? Ama hepsinden önce hangi güçler iş başındadır ve Türk Lirası ile açığa çıkan krizin Türkiye ve dünya ülkeleri üzerinde gelecekte nasıl bir etkisi olacaktır?

İlk olarak Türk Lirası’nın değer kaybının tekil bir örnek olmadığını vurgulamak gerekmektedir. Bu sıralar bütün dünyada döviz kurlarının düşüşü nedeniyle birçok gelişmekte olan ülkenin para biriminde değer kayıpları söz konusudur. Güney Afrika, Endonezya, Brezilya, Arjantin ve Hindistan bu ülkelerden bazılardır. Bu değer kayıplarının nedeninin kaynağı bu ülkelerde değil, ABD’de mevcuttur.

ABD Merkez Bankası (FED) 2008 Krizi’nden sonra küresel finans sistemini çöküşten kurtarmak için çok büyük miktarda doları sistemin içine pompaladı ve faizleri sürekli düşürdü. Ancak bu yöntem iki nedenden dolayı sınırsız bir biçimde devam ettirilemezdi; çünkü bu yolla dolar değer kaybederken, FED de yeni bir krize girilmesi halinde en önemli silahını yitirecek, yani para basamayacak ve faiz düşüremeyecekti. Bu gidişatı engellemek ve yeniden işlevsel olabilmek için FED, Aralık 2015’de küçük adımlarla faizleri yeniden yükseltmeye başladı, Haziran 2017’de bilançosunu azaltarak, para akışını yavaşlatmış oldu.

Fakat bu uygulama 2008’den beri milyarlarca dolarlık para akışını elde eden gelişmekte olan ülkeler için kötü sonuçlar doğurdu. Her faiz arttırılışında yurtdışına yatırılmış olan dolar tekrardan ABD’ye geri döndü ve bu da yabancı para birimlerini zayıflattı. Bu sayede açığa çıkarak, kendini güçlendiren bir efekt ile daha çok yatırımcı parasını dolara çevirdi. Buna ek olarak yüksek faiz, borçların ödenmesini de zorlaştırmaya başladı. Her faiz arttırılışında borçlarını ödeyemeyen borçlular çoğalınca, bankalar kredi vermekte çekimserleştiler. Bu da orta ölçekli ticari işletmeleri çok derinden etkiledi. Bu faktörlerden tümü para birimlerini zayıflatıp, onlara zarar vermekle kalmadı, aynı zamanda gelişmekte olan ülkelerin ekonomilerini de bozdu.

ABD Başkanı Trump’ın Türkiye ile yaşanmakta olan krizi derinleştirmek istemesinin asıl nedeni NATO üyesi olan Türkiye’nin Rusya’ya çok fazla yakınlık göstermesidir. Temmuz 2016’da Erdoğan’a karşı düzenlenmiş ve üzeri aydınlatılmamış olan ABD destekli başarısız darbe girişiminden de anlaşılacağı gibi ABD, uzun zamandan beri Türkiye’de bir rejim değişikliği planlamaktadır.

Trump’ın gelecek haftalarda vidaları daha da sıkıp, Erdoğan’ın hükümetini finansal açıdan köşeye sıkıştırarak, ona sadece tek bir çıkış yolu bırakması mümkündür. Bu çıkış yolu da IMF’den başka bir yer olmayacaktır. ABD tarafından domine edilen IMF’nin Türkiye’ye yalnızca katı tasarruf politikaları şartıyla kredi verecek olmasının yanında Trump da kartları yeniden karma fırsatını yakalayacaktır. Başka bir deyişle IMF’nin talep edeceği tasarruf önlemleri Türkiye emekçi halkını derinden etkileyip, hükümet ve halk arasındaki mesafenin açılmasına neden olarak, Erdoğan’ın siyasi pozisyonunu kalıcı bir biçimde zayıflatacaktır.

Diğer yandan IMF’ye başvurmaksızın gerilim artırma stratejisi Trump için risklidir. Öteki ülkeler gibi Türkiye de bir ada değildir ve finansal dünyaya sıkı sıkıya bağlıdır. İspanyol bankaları Türkiye’ye 73 milyar Avro, Fransız bankaları 34 milyar Avro, İtalyan bankaları 15 milyar Avro ve Alman bankaları 12 milyar Avro kredi verdiler. Ancak iş bu kadarı ile bitmemektedir. Bankaların Türkiye’ye sattıkları türev ürünler (derivat) ile güvence altına alınan kredilerin tutarlarının büyük bir bölümü banka defterlerinde görülmemektedir. Buna ilaveten son derece tehlikeli olan ve küresel finans sistemini 1998’de ve 2008’de çok zor duruma sokan kredi kaybı sigortaları halen sınırsız rakamlar ile kapanmaktadırlar. Bu nedenle hiç kimse bu alandaki rizikonun büyüklüğünü tahmin edememektedir.

Bu şu demektir; Eğer Trump Türkiye ile yaşanan krizi başka yaptırımlar ile daha da sertleştirirse, türev ürünlerin (derivat) yer aldığı alanda korkulan domino etkisi cereyan edecek ve bu durumda ABD’ye sadece tek bir seçenek kalacaktır; FED faizleri muhtemelen negatif alana kadar yeniden düşürecek ve yeniden sistemin içine devasa miktarda para pompalayacaktır. Bu da günümüzde dolar ile domine edilen finans siteminin yeminli mal beyanından başka bir şey olmayacağı gibi hiper enflasyona da kapıları ardına kadar açacaktır.

Bundan dolayı önümüzdeki haftalarda Trump’ın krizden doğacak etkileri hesaba katarak, krizi sınırlayabileceği beklenebilir. Ancak bu çatışmanın büyük kaybedeninin kim olduğu şimdiden kesindir. Trump ve Erdoğan kendi klanları ile beraber zenginlik içinde har vurup harman savururlarken, liranın düşüşü ile alım gücü düşen Türkiye emekçi halkı, işini kaybederek, maaşı azaltılarak ve sosyal hizmetlerden mahrum bırakılarak, krizin ağır yükünü taşıyacaktır.

Orjinal makale için tıklayın