TTB: Türkiye’de kızamık vakalarının artışına dikkat çekiyoruz!

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi, kızamık vaka sayısındaki artışa ilişkin olarak bugün TTB'de basın toplantısı düzenledi.



29-01-2019 15:36

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi bugün artan kızamık salgınına ilişkin bir basın toplantısı düzenledi. Basın toplantısında, Sağlık Bakanlığı TTB ve uzman derneklerin katılımının sağlanacağı kapsamlı bir planlama yapmaya davet edildi.

Açıklamada 2011-2013 yılları arasında kızamık salgınının artış gösterdiği, daha sonraki yıllarda kızamık sayısının düştüğü ancak son 2 yıldır yeniden bir artışın ortaya çıktığına dikkat çekildi. 

'KIZAMIK SALGINI, AKP'NİN SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM PROGRAMI'NIN BİR HEDİYESİDİR'

Basın toplantısına TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, TTB Genel Sekreteri Dr. Bülent Nazım Yılmaz ve TTB Merkez Konseyi üyesi Prof. Dr. Gülriz Erişgen'in katıldı. Dr. Sinan Adıyaman tarafından okunan açıklamada "Türkiye’de AKP hükümetlerinin ve onun Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın bir hediyesi olan kızamık salgını bütün özellikleriyle ortalık yerdedir. Bu salgının sorumlusu, kişiye ve çevreye yönelik koruyucu sağlık hizmetlerinin tek kurumdan (Sağlık Ocağı) sunumunu ortadan kaldırıp bunları ayrı ayrı kurumlara bölen, birinci basamak sağlık hizmeti sunumunda bölge ve nüfus temelini, ekip çalışmasını ve fiili olarak ev ziyaretlerini ortadan kaldıran AKP hükümetleri ve sağlık bakanlarıdır" ifadelerine yer verildi. 

Açıklamanın tam metni şu şekilde:

“TÜRKİYE’DE KIZAMIK VAKALARININ ARTIŞINA DİKKAT ÇEKİYORUZ!”

2011-2013 Yıllarındaki Kızamık Salgınından Sonra

2018 Yılında da Kızamık Vakalarında Artış Var!
 

Türkiye’de AKP hükümetleri döneminde sağlık hizmetlerini yönetenlerin görmezden geldiği sorunlar, tüm acılarıyla yeniden yaşanmaya devam ediyor. İkibinonüç yılının Ocak ayına, dönemin Sağlık Bakanı, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Recep Akdağ’ın ört bas etme yönündeki büyük gayretine karşın, kızamık salgınının varlığını öğrenerek girmiştik.

Aşıyla korunabilir hastalıklar arasında yer almasına ve dünya genelinde eradike edilebilmesi için yoğun çaba harcanıyor olmasına rağmen, Türkiye’de 2011-2013 yılları arasında kızamık salgını yaşanmıştı.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, ülkemizde kanıtlanmış (laboratuvar testleri ile konfirme edilmiş) kızamık hastası 2007 ve 2008 yılında 3, 2009 yılında 8, 2010 yılında 15 kişi iken, 2011 yılında 2010 yılındaki vaka sayısının 7 katına (105 vaka) yükselmişti. Vaka sayısı, 2012 yılında ise 2011 yılının yaklaşık yedi katına çıkarak, 698’e ulaşmıştı.

Bununla birlikte, dönemin Sağlık Bakanı Akdağ, TBMM’de gerçekleştirilen 2007-2013 yıllarına ait bütçe görüşmelerinin (2006-2012 yılları Kasım aylarında) her seferinde ‘Türkiye’de kızamığın kökünü kazıdıklarını ve kızamık hastalığının ülkemizde artık görülmediğini’ açıklamıştı. TBMM tutanaklarında da mevcut olduğu gibi, “kronik muhalifleri” tarafından kamuoyuna duyurulan kızamık hastalarının ise yalnızca yabancı hastalar olduğunu belirtmeyi de ihmal etmemişti. Akdağ’ın Sağlık Bakanlığı görevinden alındığı 2013 yılında, laboratuvarda doğrulanmış kızamık hasta sayısı 2012 yılına göre, yaklaşık 11 kat artarak, 7415’e yükselmişti.

Salgın, takip eden yıllarda bilinen doğallığında sönümlenmişti. DSÖ’nün yayımladığı verilere göre, Türkiye’de laboratuvarda doğrulanmış 2014 yılında 572, 2015 yılında 342 ve 2016 yılında da 9 kızamık hastası görüldüğü bildirildi.

Buna karşın, 2017’de kızamık vakalarında yeniden artış görüldü. Türkiye’de laboratuvarda doğrulanmış kızamık hasta sayısının 2017 yılında 69 ve 2018’in ilk 9 ayında da 510 olduğu yine DSÖ (Reported measles cases and incidence rates by WHO Member States, November, 15) tarafından rapor edildi.

Bununla birlikte, Bakanlık, “kızamık hastalarının çoğunluğu yerli değil, yabancı hastalar, o nedenle sorun yok” demeye devam ediyor. Ocak 2013’ten beri sağlık bakanları dört defa değişti. Ancak, söylemleri ve istatistik yıllığındaki rapor edişleri değişmedi. Kendi resmi bildirimlerine göre, herbirinin bakanlığı döneminde kızamık aşılama oranı %95’in altına da düşmedi.

Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanmakta olan “Sağlık İstatistikleri Yıllığı” verilerine göre, kızamık aşılama oranı 2008 ve 2009 yılında %97, 2010 yılında %95, 2011 yılında %98, 2012 yılında %96, 2013 yılında %97, 2014 yılında %96, 2015 yılında %97, 2016 yılında %98 ve 2017 yılında ise %96 idi.  Bu düzeylerdeki aşılama eğer doğru bilgiye dayanıyorsa,  o zaman, ya aşılar bozuk veya eksik dozajlı olarak ithal ediliyor ya da soğuk zincir sorunu olmalı. Aksi halde aşılanmadığı için biriken aşısız olguların bu kadar kısa periyodda salgın ortaya çıkacak sayıda olmaması gerekiyor. Çünkü aşılama oranının %92-95 düzeyinde olması kızamık virüsünün dolaşımını durduruyor. Bu nedenle, son yıllardaki kızamık hasta sayıları göz önünde bulundurulduğunda, en başta Sağlık Bakanlığı verilerinin doğruluğunun sorgulanması bir zorunluluktur.

Soruyoruz: “Yıllar öncesinin kalem aşıları (aşı yapılmadığı halde aşı formlarına yapıldı olarak işaretlenmesi) günümüzde mouse (bilgisayar faresi ile ilgili formlarda işaretlenmesi) aşısı olarak geri mi döndü?”

2011-2013 yıllarında olduğu gibi, günümüzde de Sağlık Bakanlığı suskun, danışmanlar suskun, Bağışıklama Danışma Kurulu da üyeleri de suskun. Oysa, böyle bir konuda susmak sorumluluk doğurur. Salgına karşın hiçbir şey yapmamanın ülkemiz hukuk sistemi kapsamında suç olduğunu da belirtelim. 1593 sayılı Umumî Hıfzısıhha Kanunu’na göre Hükümet de yetkililer de suç işliyor.

Mevcut kızamık vaka sayıları sağlık bakanları ve yetkililerin 2010 yılından beri yaptığı gibi ‘yabancı vakalarla’ açıklanabilecek bir durum değildir. Türkiye’de AKP hükümetlerinin ve onun Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın bir hediyesi olan kızamık salgını bütün özellikleriyle ortalık yerdedir. Bu salgının sorumlusu, aile hekimliği sistemini getirerek kişiye ve çevreye yönelik koruyucu sağlık hizmetlerinin tek kurumdan (sağlık ocağı) sunumunu ortadan kaldırıp bunları  ayrı ayrı kurumlara bölen, birinci basamak sağlık hizmeti sunumunda bölge ve nüfus temelini, ekip çalışmasını ve fiili olarak ev ziyaretlerini ortadan kaldıran AKP hükümetleri ve sağlık bakanlarıdır.

Yetkili ve sorumlu konumundaki Sağlık Bakanı, kızamık salgınının varlığını kabul edip, Türk Tabipleri Birliği ve ilgili uzmanlık (halk sağlığı, infeksiyon, mikrobiyoloji vb.) dernekleriyle konuyu paylaşarak tartışmalı ve kapsamlı (salgın ile mücadele ve sonrası için) bir planlama yapmalıdır. Devamında da yapılması gerekenleri, bu kuruluşların da katılımını sağlayarak, “şeffaf” olarak ve bir an önce hayata geçirmelidir.

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
MERKEZ KONSEYİ