Toplumsal cinsiyet çalkantıları: Sosyalist kadınlar ve Paris Komünü | Bölüm 2

Egemen sınıfın intikamı acımasızdı, ancak bu durum kadın Komünarların devrimci ruhunu ezemedi. Léo’nun 1866'daki feminist grubunun kıdemli bir üyesi olan Eliska Vincent, Komün’deki rolü nedeniyle neredeyse idam edilecekti, ancak kadınların oy kullanma hakkını savunan bir örgüte liderlik etmeye devam etti...



22-03-2021 00:28

Yazar: Judy Cox

Çeviren: Berna Kartal

KADINLAR KOMÜN’Ü NASIL ŞEKİLLENDİRDİ

Kadınların Komün’ü nasıl şekillendirdiğini incelemek için dört temel alana bakacağım: Kadınların emeği, eğitimi, devrimi yayma girişimleri ve yeni devletlerine karşı tutumu.

Kadınların emeği

Komün kadınlara işler verdi. Lissagaray, 1500 kadının barikatlar için kum torbası dikerken, 3000 kadının ise fişek yapmak için çalıştığını görmüştür. Benoît Malon ve Leó Frankel’in her ikisi de Enternasyonal’in üyeleriydi ve aynı zamanda Çalışma Komisyonu’ndan sorumluydu. Kalıcı bir sosyal değişimi uygulamada bu komisyonun en önemli yöntem olduğuna inanıyorlardı. Frankel bu durumu şöyle açıklıyor:

"Halk, devrimin asıl amacını gerçekleştirmenin bir aracı olarak, yani iş gücünün özgürleşmesi, tekellerin, ayrıcalıkların, bürokrasinin, spekülatif, kapitalist ve endüstriyel feodalizmin ortadan kaldırılması için kendi siyasi yapılarını oluşturdu."

Çalışma Komisyonu, Kadınlar Birliği tarafından şekillendirilmiş ve tamamen ona bağlıydı. 16 Nisan’da Komünal Konsey, sahipleri Versay’a kaçan iş yerlerinin “orada çalışan işçilerin kooperatif birliğine” devredileceği hükmünü verdi. Dimitrieff, iş yerlerini devralmanın, eşit ücret ve daha kısa çalışma saatlerinin tanıtılması ve kadınlarla erkekler arasındaki rekabetin bitirilmesinin iş gücünü dönüştürmenin bir yolu olduğuna inanıyordu. Frankel ve Malon, kadınların çalışması için bir plan hazırladı ve bunun için Dimitrieff’i görevlendirdi. Dimitrieff, iş yerlerini toplu kazançları için çalışan işçilerin özgür dernekleri olarak şöyle tasavvur etmiştir:

"İşi, kapitalist sömürünün esaretinden uzaklaştırma yolunda, bu organizasyonların oluşumu nihayetinde işçilerin kendi işlerini yürütmelerini sağlayacaktır."

İşçi sınıfı, henüz işçi konseyleri aracılığıyla üretimi toplu olarak örgütlemek için yeterince güçlü değildi. Buna rağmen Dimitrieff, Frankel ve Malon, iş gücünü iş yeri sahiplerinin sömürüsünden ayırmaya çalıştılar. Bunun yerine, iş gücünü hem tüketicilerin hem de üreticilerin ihtiyaçlarına göre yönlendirdiler.

Kurtuluş eğitimi

André Léo, Paule Mink, Louise Michel, Noémi ve Élie Reclus kadınların eğitimine dair görüşlerini 1860’larda geliştirdiler. Komün, bu isimlere görüşlerini gerçekleştirme fırsatı sağladı. Komünün Eğitim Komitesi, 1860’ların kadın örgütlerinden bu emektarlarla birlikte Jaclard ve Dimitrieff’i barındırıyordu. Eğitim Komitesi, kadınların geleneksel ev içi rollerini kamu alanına genişletebilecekleri ortayolcu bir araç değildi. Komite, kadınları güçlendirerek onların Komüne katılımlarını sağlamak ve aynı zamanda cinsiyet kalıplarını yıkmak için bir araçtı. Elindeki çaresizce sınırlı imkânlara rağmen, Komün kız çocuklarına eğitim verilmesine öncelik verdi. Radikal bir gazete olan Le Père Duchêne bunun nedenini şöyle açıklamıştır:

Vatandaşlar, devrimin kadınlara ne kadar bağlı olduğunu bir fark etseniz, gözlerinizi kız çocuklarının eğitimine açardınız. Şimdiye kadar yapıldığı gibi, onları cehalet içinde bırakmazdınız!

Pek çok kadın Komün üyesi için kız çocuklarının eğitimi hem eşitlik hem de gelecekteki bir sosyalist toplum için insan doğasını düzeltme sorunuydu.

Eğitim hem özgür hem de laik hale geldi. Bu, rahibeleri ve rahipleri ortadan kaldırmak ve kadın öğretmenlere eşit ücret ödenerek daha fazla öğretmen işe almak anlamına geliyordu. Komisyon, kreşler kurmak için planlar hazırladı. Ebeveyn ve toplum katılımı da başka bir öncelikti. Üç kadın ve üç erkekten oluşan Yeni Eğitim Derneği haftada iki kez müfredatı ve okullarda kullanılan yöntemleri tartışmak için öğretmenleri ve ebeveynleri bir araya getirdi. Komite eğitime radikal bir yaklaşım benimsemiştir: Üç kadın ve üç erkekten oluşan Yeni Eğitim Derneği haftada iki kez müfredatı ve okullarda kullanılan yöntemleri tartışmak için öğretmenleri ve velileri bir araya getirdi. Komite eğitime radikal bir yaklaşım benimsedi: "Öğrencilerin yargısına dayatılan herhangi bir resmi yönetim zararlıdır ve kınanmalıdır... Bu durum bireyselliği yok etme eğilimindedir". Kadınlar bu komitelerde sadece koltuk doldurmadılar. Mink, Saint-Pierre de Montmartre şapelinde bir kız okulu açtı. Fransa'daki ilk kadın okul müfettişi olan Marcelle Tinayre, Paris'in 12. bölgesinde laikleştirme sürecinin sorumluluğunu üstlendi.

Devrimi yayma

Komün üyeleri, Paris Komünü’nün ülkenin geri kalanından izole kalması halinde ayakta kalamayacağını anladılar. Diğer büyük şehirlerdeki ilk ayaklanmaların bastırılmasının ardından, Paris çevresindeki küçük çiftçilerin pratik ve siyasi desteği, şehri beslemek için hayati önem taşıyordu. Köylülere ulaşmanın ön saflarında kadınlar yer alıyordu. Léo, kırsal işçiler için "Kırsaldaki İşçilere" adlı bir manifesto yazmakla yükümlüydü. Malon da bu esere katkıda bulunmuştur. Yaklaşık 100.000 kopya basılmıştır. Léo, “Paris'in istediği şey köylüler için toprak, işçiler için araçlar ve herkes tarafından ve herkes için iştir” demiştir. Sözlerine, “Zalime toprak sahibi ya da üretici dense ne önemi var” diyerek devam etmiştir. Broşürlerde “Paris düşerse, yoksulluğun boyunduruğu boynunuzda kalacak ve çocuklarınıza geçecek” denmiştir. Léo, başkentin ülkenin geri kalanına ulaşabileceği yollar önermiş ve Mink, destek toplayarak vilayetleri gezmiştir. Léo ve Mink, çabalarını Paris dışında destek kazanmaya yönlendirme konusunda tamamen haklıydı. Marx, ölümcül olduğunu kanıtlayan şeyin Komün’ün kırsal alanlardan soyutlanması olduğunu savunmuştur. Küçük köylere hiçbir basın haberi ulaşmaz. Köy sakinleri, Komün üyelerinden haberleri olmadan, Komün’ün "yaşam çıkarlarını" ve "gerçek istekleri" temsil ettiğini görme şansına sahip değildir.

Dimitrieff ayrıca Genel Konsey’i, izole kalmaktan kurtulma çabalarını artırmaya çağırmıştır ancak gözünü kırsal alanlardan ziyade diğer Avrupa ülkelerine dikmiştir. Askeri güçlerin Versay'da yeniden toplandığını anlamış fakat Komün’ün reform çabalarını artırması halinde uluslararası desteğini de artıracağına inanmıştır: "Komün galip gelirse, siyasi organizasyonumuz sosyal bir yapıya dönüşecek ve Enternasyonal'in yeni şubelerini oluşturacağız.” Dimitrieff, isyanın Avrupa'ya nasıl yayılabileceğinin ana hatlarını çizerek, Marx'a iyimser bir şekilde yazmıştır:

"Genel olarak, Almanya dâhil tüm ülkelerin kendilerini toplumsal devrimin arifesinde bulduğunu göstermek için burada yaptığım enternasyonalist propaganda, kadınlar için çok sevindirici bir öneridir.”

Dimitrieff'e göre, kadınlar devrimin Almanya gibi ülkelere yayılması gerektiği fikrine özellikle katılıyorlardı. Fakat stratejisinin gerçeğe dönüşme fırsatı olmadı.

Devrimi sonuca taşımak

Komün, ordu ve polis kuvvetlerini Ulusal Muhafızlarla değiştirdi. Pek çok kadın da dâhil olmak üzere birçok radikal, işçi devletinin bu devrimci kanadını Versay’daki hükümeti devirmek için kullanmak istedi. Fakat Dimitrieff, Komün’ün liderliğinde olan az sayıda Marksistten biriydi. Böylelikle, Versay’a yürüyüp yürünmeyeceğine dair tartışmalar, anarşistler olarak siyasi eylemlere inanmayan Proudhoncular ile orta sınıf bir siyasal gelenekten gelen Jakobenler arasında gerçekleşti. Blankistler, Versay yürüyüşünü savunan asıl gruptu ancak büyük bir destek kazanmak için sayıları çok azdı. 2 Nisan’da Versay hükümeti, Paris’in bir banliyösüne saldırı düzenledi. Kadınlar yeni barikatların kurulmasına yardım etti ve kendi eylemlerini başlatmaya karar vererek birkaç gazetede bir çağrı yayınladılar:

"Versay’a gidelim. Versay’a Paris devriminin ne olduğunu söyleyelim. Versay’a, Paris’in özgür olmak istediğimiz için Komün’ü kurduğunu söyleyelim. Versay’a Paris’in kendini savunmaya hazırladığını çünkü insanların daha önce de onu gafil avlamaya ve silahsızlandırmaya çalıştığını söyleyelim. Versay’a kanunun Meclis değil, Paris olduğunu söyleyelim."

Mahallesinde "Cumhuriyetçi" olarak bilinen Beatrix Excoffon, ertesi gün yapılan toplantıyı şöyle anlatmıştır:

"Anneme gideceğimi söyledim, çocuklarımı öptüm ve işte gittim. Concorde Meydanı’nda, saat bir buçukta, geçit törenine katıldım. 700 ile 800 arasında kadın vardı. Bazıları Versay'a Paris'in ne istediğini açıklamaktan bahsediyordu. Diğerleri yüz yıl önce Parisli kadınlar fırıncıyı, fırıncının karısını ve küçük oğlunu götürmek için Versay'a gittiğinde işlerin nasıl olduğundan bahsediyordu."

"Fırıncı, fırıncının karısı ve küçük oğlu", 1789'da Versay'da gerçekleşen kadınların yürüyüşüne bir göndermedir. Bu tarihte, aç kadın ve erkeklerden oluşan bir kitle, Versay Sarayı'nı kuşatarak Kral 16. Louis ve ailesini ele geçirmişti. Birçok kadın Komün üyesi, kökleri Büyük Fransız Devrimi'ne dayanan bu militan devrimci kadın aktivizmi geleneğine işaret etti. Ancak, 1789'un aksine, 1871'de gerçekleşen kadın yürüyüşleri, kadınların hükümet birlikleri tarafından vurulacağından korkan Ulusal Muhafızlar tarafından geri çevrilmiştir.

Louise Michel, hükümete karşı yapılan askeri saldırının en ateşli destekçilerinden biriydi. Hatta Adolphe Thiers’e suikast düzenlemek için Versay’a gitmeye gönüllü bile olmuştur. O kadar cesurca savaşmıştır ki, 61.Tabur kendisine bir Remington tüfeği vermiştir. Tüfeği almasının üzerine, “İşte şimdi savaşıyoruz. Bu bir savaş. ‘Versay’a! Versay’a!’ diye bağırarak önünde koştuğum bir isyan var” demecini vermiştir. Michel, Versay’daki hükümet ezilmezse Komün’ü dağıtma çabalarının durmadan devam edeceğini sezebiliyordu.

Komün’ün yenilgisinden sonra Paula Mink, Merkezi Konsey’deki ılımlı azınlığın hükümete karşı ölümcül bir darbe indirecek cesaretten yoksun olduğunu savundu. Komün’ün acımasızca bastırılması karşısında Mink, merkezi, örgütlü bir devrimin sosyalizme ulaşmak için doğru strateji olduğu sonucuna vardı. Lenin, Devlet ve Devrim (1917) adlı eserinde Komün deneyimini araştırdı ve Mink ile aynı eleştiriyi yaptı. Lenin, devrimlerin şunları yapması gerektiğini yazdı:

“Burjuvayı bastırın ve direnişlerini ezin. Komün için özellikle gereken şey buydu ve yenilgisinin sebeplerinden birisi de bunu yeterli kararlılıkla yapmamasıydı. Burada kölelik, serflik ve ücretli kölelik altında her zaman olanın aksine baskı organı artık bir azınlık değil; halkın çoğunluğudur.”

Michel, Mink ve Lenin’in gözlemleri benzerdi. Komün, çoğunluğun katılımına dayalı yeni bir tür devlet yaratmıştı fakat gücünü eski düzene, daima her tür farklı toplum umudunu yok etme yolları arayacak düzenin üzerine yönlendirmeyi başaramadı.

BARİKATLARDAKİ KADINLAR

21 Mayıs’ta Versay’dan gönderilen birlikler Paris’e girdi ve tüm halk barikatlara çağrıldı. Komün’ün son günlerinin tüm çağdaş anlatıları, barikatlar kuran, yaralıları tedavi eden, Ulusal Muhafızlara yiyecek ve içecek temin eden ve erkeklerin yanında savaşan kadınların cesaretine saygılarını gösterir. Hemşirelik ve savaşmak arasında büyük bir ayrım yoktu. Louise Michel, kadınların yaralıları tedavi etmeye gönüllü olma çağrısına nasıl cevap verdiğini ve sık sık tüfeklerini ellerine aldığını anlatmıştır. André Léo, subayların hemşirelere düşmanca davrandığını ancak askeri personellerin onları memnuniyetle karşıladığını fark etmiştir. Kadınlar Birliği, hükümet birliklerinin Paris’e girdiği gün toplanmıştır. Nathalie Lemel, elinde kızıl bayrakla, kadınları Batignolles’deki barikata götürmüştür. Elisabeth Dimitrieff, tüm fedakâr ve yurtsever kadınları yaralıların korunmasını örgütlemeye çağırmıştır. Anna Jaclard ve André Léo, İhtiyat Komitelerinden Monmarte’deki kadınlara Komün’den gelen çağrıları desteklemelerini istedikleri bir söylemde bulunmuştur: “Devrimci ruhtan ilham alan Montmartre kadınları, devrime olan bağlılıklarını eylemleriyle tasdik etmek isterler.” Kadınlar ateş altında ambulans hemşireliği yapmış ve çoğu hükümet birlikleri tarafından yakalanmış, tecavüze uğramış ve vurularak öldürülmüştür.

Savaşmak devrimci bir hareketti ve bu sebeple, Edith Thomas’ın da belirttiği gibi, siyasi organizasyonlara katılan kadınlar aynı zamanda barikatlara da çıkanlardı. Fransız hükümeti, Komün’ü dağıtmak için acımasız güç kullanmıştır ve “Kanlı Hafta” olarak bilinen süre boyunca yaklaşık 20 bin erkek, kadın ve çocuk infaz edilmiştir. Kadınlar, Kanlı Hafta boyunca tüm askeri çatışmalara dâhil olmuş ve birçoğu yaralılar ve ölenler arasında listelenmiştir. Listedeki isimlerden birisi Sainte-Marie des Batignolles çamaşırhanesinde bir çamaşırcı olan Blanche Lefebvre idi. Lefebvre, 3 Mayıs tarihinde yerel bir kilisede kurulan Sosyal Devrim Kulübü’nün bir üyesiydi. Aynı zamanda, Kadınlar Birliğ’inin Merkez Komitesi’nin de bir üyesiydi. Cephaneleri bitene ve istila edilene kadar birkaç saat boyunca Place Blanche’de barikatı tutan 120 kadından biriydi. Barikatta yakalanan kişiler bulundukları yerde vurulmuştu. Lefebvre de onlardan biriydi. Henüz 24 yaşındaydı. 

PÉTROLEUSE MİTİ

Hükümet birliklerinin Paris’i geri alması, bombardıman, göğüs göğüse mücadele ve toplu infazlarla dolu 7 uzun gün sürdü. Kadınlardan aldıkları intikam ise özellikle sertti. Kadınlar, hükümet birlikleri tarafından sistematik bir şekilde küçük düşürüldü, soyuldu, tecavüze uğradı ve öldürüldü. Malon, birliklerin gaddarlığını, Fransız ordusunun Kuzey Afrika’yı sömürge boyunduruğu altına aldığı zaman öğrenilen derslere bağladı. Komün üyeleri yakalandıkları yerde vurulurken, işçi sınıfından olan tüm kadınlar gözetim altında tutuluyordu. Komün kadınlarının “kadınlıktan çıktığı” düşünülüyordu. The Times gazetesi, kadınların “suikast düzenlemek, askerleri zehirlemek, yakmak ve katletmek için cinsiyetlerini ve nezaketlerini” unuttuklarını yazmıştır. Muhalifler, kadın Komün üyelerine “canavar, amazon savaşçıları, şirretler, çakallar” diyorlardı. The Pall Mall Gazette kadın Komün üyelerini “çirkin cadalozlar – şarap ve kan dumanlarıyla sarhoş olmuş Furialar” olarak tanımlamıştır. Toplumdaki varlıklı kadınlar, yanlarından hapishaneye sürüklenirken geçen kadın mahkûmlara hakaret etmek için sıraya girmiş ve onlara güneş şemsiyeleriyle vurmuştur. Baskıyı meşrulaştırıp kurbanlarını canavarlaştırmak adına sokaklarda “Pétroleuse”, yani bina yakan kadınlar miti yayılmaya başlandı. Mite rağmen, Kanlı Hafta boyunca tutuklanan 1.051 kadından sadece beşi kundakçılıktan mahkûm edildi. Fransız Savaş Bakanlığı arşivlerini inceleyen tarihçiler, tutuklamalar, yargılamalar ve merhamet dilekçelerinin ortasında, “kadınların 1871 devrimci mücadelesine önemli ölçüde çeşitli yollarla katıldığına” dair kanıtlar buldular. Bu kadınlar cinsiyetleri tarafından korunmadılar. Aksine, devlet onları tam olarak baskıya boyun eğmeyi reddeden kadınlar oldukları için cezalandırdı.

Dimitrieff Paris’ten kaçtı ve Cenevre’den, Enternasyonal’i güvenli bir şekilde vardığına dair bilgilendiren bir telgraf gönderdi. Lissagaray'a göre Dimitrieff, Cenevre Gölü kıyısında Komün’den gelen sığınmacılara baktığı bir otel işletiyordu. Daha sonra, belki de Komün’ün yenilgisinden duyduğu hayal kırıklığının bir sonucu olarak, siyasi terörizme dönerek ajitasyonunu Rusya'da sürdürdü. Malon, Léo ve Mink de Cenevre'ye kaçtı. Victor Jaclard tutuklandı ve Versay'daki esir kampına transfer edildi, ancak buradan kaçmayı başardı ve Anna ile beraber Cenevre'ye kaçtı. Diğer binlerce kişi ise o kadar şanslı değildi. Beatrix Excoffon mahkûm kolonisine sürgün cezası aldı, ancak bu daha sonra on yıl hapse çevrildi. Binlerce diğer emekçi kadın, örneğin dükkânlarının buluşma yeri olmasına izin vererek, sadece Komün’e destek verdikleri için yargılanmadan idam edildi veya hapse atıldı.

Egemen sınıfın intikamı acımasızdı, ancak bu durum kadın Komünarların devrimci ruhunu ezemedi. Léo’nun 1866'daki feminist grubunun kıdemli bir üyesi olan Eliska Vincent, Komün’deki rolü nedeniyle neredeyse idam edilecekti, ancak kadınların oy kullanma hakkını savunan bir örgüte liderlik etmeye devam etti ve Equality adlı bir makalenin editörlüğünü yaptı. Michel mahkemeye meydan okuyarak ölüm cezası vermeye davet etti. Fakat bunu reddedip onu sürgüne gönderdiler. Lemel ile Güney Pasifik Okyanusu'ndaki Yeni Kaledonya mahkûm kolonisinde tanıştı. Michel, 1880'de genel af ilan edildikten sonra Paris'e döndü. 1883'te işsiz işçilerin katıldığı bir protestoda tutuklandı ve altı yıl hücre hapsine mahkûm edildi. 1890'da tekrar tutuklandı ancak sonrasında mülteci çocuklara öğretmenlik yaptığı İngiltere'ye kaçtı. Michel, Ocak 1905'te Fransa'ya döndü ve zatürreden öldü. Cenazesine 100.000'den fazla kişi katıldı. Komün devrildiğinde Mink, Komün’e destek kazanmak için illeri geziyordu. Kızıyla birlikte Cenevre'ye kaçmayı başardı. Sosyalist devrim için örgütlenmeyi asla bırakmadı. Mayıs 1901'de gömüldüğünde, Paris sokaklarındaki binlerce yaslı kişi cenaze törenine katıldı ve “Yaşasın Komün” ve “Yaşasın Enternasyonal” diye slogan attı. Sokaklarda devriye gezmek için 600'ün üzerinde polis, 500 asker ve 100 süvari görevlendirildi. Cenazesi, sosyalist gelenekte Komün’ün devam eden öneminin altını çizdi.

SONUÇ: KARGAŞA VE ÇIĞIRMA

Bir Komün tarihçisi, bunu "yeni kurulan feminist sosyalist yaklaşımlar için bir kuluçka makinesi" olarak tanımlıyor. Komün’de kadınların rolünün deneyimli sosyalist kadınları diğer emekçi kadınlara ulaşmaya teşvik ettiğini söylemek ise daha doğru olur. Mink, Enternasyonal'in Cenevre merkezli gazetesi Equality'de kadınlara hitap ederek şunları yazdı:

"Enternasyonal'in erkekler ile eşit hak ve görevler verdiği kadınlar adına konuşuyorum... Çünkü acı çeken herkesi özgürleştireceği gibi, sadece sosyalizm kadınları maddi ve manevi olarak özgürleştirebilir!"

Kadınların özgürleşmesini destekleyen sosyalist erkekler de Komün’den ders almaya hevesliydi. 1871'de, yenilgiden sadece haftalar sonra Malon, "Paris'teki devrimin gösterdiği önemli bir gerçek, kadınların siyasal yaşama girmeleridir... Kadınlar ve proletarya, ancak bir araya gelerek kendi özgürlüklerini elde etmeyi umut edebilirler" diyordu. Leó Frankel de aynı zamanda şunları yazdı:

"Kadın erkek eşitliğine karşı yapılan tüm itirazlar, siyahi ırkının kurtuluşuna karşı yapılan itirazlarla aynı türdendir. Birincisi, insanların gözleri bağlanıyor ve doğumdan beri kör oldukları söyleniyor. İnsan ırkının yarısının yetersiz olduğunu iddia ederek erkekler, kadının koruyucusu gibi görünmekle böbürleniyor. Bu iğrenç bir iki yüzlülük! Ayrıcalık engellerini kaldırın da neler olduğunu hep birlikte görelim!"

1879'da Marsilya'daki ulusal işçi kongresi, örgütlü Fransız işçilerin tutumunda belirleyici bir değişimi gösterdi; "çoğunluk, topyekûn sivil ve siyasi eşitlik fikrinin arkasında toplandı". Önergeyi, işçi sınıfı sosyalisti Hubertine Auclert kongrede ateşli bir şekilde savundu. Kongre tarafından alkışlandı, oturum ve komisyon başkanı seçildi ve kongre “cinsiyetlerin mutlak eşitliğini” ilan eden bir karar kabul etti.

Paris Komünü, Marx ailesini güçlü bir şekilde etkiledi. Marx, başlangıçta erken olduğu için Paris ayaklanmasına karşı çıktı. Yine de başladıktan sonra, o ve tüm destekçileri kendilerini bunu desteklemek için ortaya atarken buldular. Marx, Komün’ü kışkırtmış olan "kızıl doktor" ve uğursuz isyancı olarak karalandı. Marx'ın kızlarından ikisi, Eleanor ve Jenny, Nisan 1871'de Fransa'yı ziyaret ettikten sonra kaçmayı başarabildikleri için şanslıydılar. Yenilgi mültecileri Londra'ya sürükledi ve birçoğu kendini Marx ailesinin evinde buldu. Jenny ve üçüncü kız kardeşi Laura, Komün üyeleri ile evlendi ve Eleanor, Komün’ün paha biçilmez tarihini tercüme ettiği Lissagaray ile bir süre nişanlı kaldı. Komün aynı zamanda uluslararası sosyalist hareketi şekillendirdi ve İngiliz işçi sınıfı hareketi tarafından yıllarca yıl dönümü kutlamaları, konuşmaları ve etkinlikleriyle anıldı.

Marx, Komün üyelerinin en büyük başarısını, yarattıkları yeni örgütlenme yolları yani Komün’ün "fiili işleyen varoluşu" olarak tanımladı. 1871 deneyimi, Marx'ı devrimci perspektiflerin kapitalist “ilerlemeye” dayanması gerektiği fikrinden uzaklaştırmaya itti. Bunun yerine, komünal mülkiyet sahipliğinin kapitalist olmayan biçimlerinin işçi sınıfı için potansiyel müttefikler yarattığını gördü. Tarih, kendi kendine yeten aşamalar yoluyla değil, şehir ve kırsal, işçi ve köylü arasındaki etkileşimler yoluyla ilerler. Felaketle sonuçlanmasına rağmen Komün, dünyada tarihi öneme sahip yeni bir çıkış noktasıydı. Lissagaray'ın yazdığı gibi, Komün "proletaryanın kendisini yönetmeye yönelik ilk girişimiydi". Marx'ın Komünist Manifesto'da şimdiye kadar yaptığı tek değişiklik, 1872'de şu satırı eklediğinde olmuştur: "İşçi sınıfı, hazır devlet makinesini basitçe eline alıp kendi amaçları için kullanamaz." Marx'a göre Komün, baskıcı devletin nasıl kırılabileceğini ve yerini çoğunluğun yönettiği demokratik bir devletin nasıl alabileceğini gösterdi.

1917 Ekim Devrimi'nin eşiğinde, Vladimir Lenin Komün deneyiminden yararlandı. Daimi ordu ile seçilmiş ve görevden alınmaya tabi tüm görevlilerin lağvedilmesinin nasıl "bazı kurumların temelde farklı tipteki diğer kurumlarla devasa bir yer değiştirmesi anlamına geldiğini, tam ve tutarlı bir şekilde akla gelebilecek şekilde sunulan demokrasinin burjuvadan proleter demokrasiye dönüştürüldüğünü" anlattı. Bolşevikleri, partinin Rusya'yı yönetemeyecek kadar küçük olduğu yönündeki suçlamalara karşı savunduğunda, şunu söyledi:

"Devlet aygıtımızı tek seferde on kat büyütmek için ‘sihirli bir yola’ sahibiz ve bu hiçbir kapitalist devletin sahip olmadığı veya sahip olamayacağı bir yol. Bu sihirli yol, çalışan insanları, yoksulları devlet idaresinin günlük işlerine çekmektir."

Komün üyeleri, işçi sınıfı içinde bu gizli büyüyü gösteren ilk kişilerdi.

Devletin Marksist analizi, “devleti parçalama” fikrinin modasının geçtiğini ve sağlık, eğitim ve refah gibi devlet tarafından yönetilen birçok hizmetin parçalanmak yerine korunması ve genişletilmesi gerektiğini savunanların sürekli baskısı altındadır. Komün üyeleri postaneyi, mezarlıkları veya okulları “parçalamadılar”; onları devraldılar ve çoğunluğun yararına çalıştırdılar. Lenin'in de dediği gibi, devrim; devletin yararlı yönlerini, onları çarpıtan ve sınırlayan kapitalist çıkarlardan ve polis ile ordu gibi baskıcı kurumlara bağlayan “telleri kesmelidir”.

Rosa Luxemburg, Ocak 1919'da yayınladığı son makalesinde Komün’e eğildi. Komün’ün, pek çok kahramanca işçi sınıfı mücadelesi gibi, nasıl korkunç bir yenilgiyle sonuçlandığını anlattı. Sonrasında ise şunu sordu:

“Tarihsel deneyimi, anlayışı, gücü ve idealizmi aldığımız o korkunç yenilgiler olmasaydı bugün nerede olurduk? Biz bu yenilgilerin temeli üzerinde duruyoruz ve bunların hiçbiri olmadan yapamayız, çünkü her biri gücümüze ve anlayışımıza katkıda bulunur.”

Komün, kadınların aktif katılımına, yaratıcılığına ve cesaretine bağlı olduğu için aynı zamanda şüphesiz "büyük bir toplumsal cinsiyet olayı" olan bir işçi sınıfı devrimiydi. Komünü rakipleri için bu kadar ürkütücü yapan şey, kadınların gözle görülür katılımıydı. Birisi bu konuda şunu yazmıştır:

“Kendilerini Komün’e adayan bu kadınların -ki sayıları çok fazlaydı- tek bir hırsı vardı: Kendilerini erkeklerin seviyesinin üzerine çıkarmak. Beyefendilerin terzileri, gömlekçileri, erkek çocukların öğretmenleri, tüm işlerin hizmetçileri hepsi oradaydı; karışıklık çıkarıyor ve çığırıyorlardı. Son günlerde, tüm bu kavgacı cadalozlar, barikatların arkasında erkeklerden daha uzun süre direndiler.”

Manş Denizi boyunca, bir Times gazetesi muhabiri bu suistimale katılarak alaycı bir dille: "Fransız milleti sadece Fransız kadınlarından oluşsaydı, ne kadar korkunç bir millet olurdu" dedi. Paris'in asi kadınları tüm ülkenin sorumluluğunu üstlenmiş olsaydı, devrimin Avrupa'ya yayılmış olabileceği düşünülebilirdi. Belki o zaman, işçi gücünün bu kısa ama ilham verici örneği bize daha fazla zaman kazandırabilirdi ve böylece işçi sınıfından insanların sosyalist bir toplum yaratmak için nasıl birlikte örgütlenebileceklerine dair daha birçok örnek sağlardı.

 

Kaynak: International Socialism