Toplumcu Mimar ve Mühendisler: Kanal İstanbul, zenginleri daha da zengin etmek için siyasi iktidar tarafından beka sorunu haline getirildi

Toplumcu Mühendis ve Mimarlar Meclisi, yayınladıkları basın açıklaması ile Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’a tepki gösterdi.



05-04-2021 22:07

Kanal İstanbul projesine ilişkin Bakan Kurum’un meslek odalarını hedef gösteren “takozcu odalar” ifadelerine bir tepki de Toplumcu Mühendis ve Mimarlar Meclisi’nden geldi. Kanal İstanbul projesinin, İstanbul’dan Marmara’ya, Karadeniz’i ve tüm coğrafyayı geri dönülmez biçimde etkileyecek doğa katliamı, ekolojik yıkım, sosyolojik çöküş projesi olduğunu belirten mimar ve mühendisler, yaratacağı rant nedeniyle gayrimenkul zenginlerini daha zengin etmek için siyasi iktidar tarafından bir beka meselesi olarak görüldüğüne dikkat çekti.

Mimar ve mühendisler yayınladıkları basın açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

Türkiye’nin yaşadığı ekonomik duraksamaya nefes aldıracağı, ekonomik büyümesine katkı sağlayacağı düşünülen, küresel bir imge yaratma amacı olan, suni bir biçimde tüketilebilecek kentsel mekan üretme gayretindeki bu projenin yaratacağı çevresel ve sosyal etki sadece rakamlarla değerlendirilemez. Bu proje, bir siyasi iktidar, bir rant projesidir. Planlanan kanal güzergahı etrafındaki 40 milyon metrekare el değiştiren arazinin, kimlere geçtiği, kimlerin zengin edildiği, TBMM’de verilen soru önergelerine rağmen açıklanmamaktadır. Hatta bu soru işaretleri cevaplanmazken, geçtiğimiz yıl Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, belediyelerin tapu bilgilerine ulaşımına kısıtlama getirmiştir.

Sadece yapılacak olan hafriyat çalışmaları bile milyonlarca liralık rant yaratacaktır. Kaldı ki, kendilerinin çirkin bir ifade ile “takoz odalar” olarak adlandırdığı meslek odalarından biri olan Maden Mühendisleri Odası’nın Kanal İstanbul ÇED Raporu’nu sayfa sayfa okuyup, içindeki hafriyat, patlatma miktarlarındaki çelişkiye dikkat çektiği raporunda da belirtildiği gibi, bilerek yanıltılan rakamlar sebebiyle, buradan ne kadar rant yaratılacağı da halkın bilgisinden kaçırılmaktadır. Halkın sağlık, yoksulluk ve açlıkla uğraştığı bugünlerde, birileri değiştirdikleri imar planlarıyla İstanbul’un henüz yapılaşmayan, ekolojik devamlılık açısından korunması gerekli alanlarını imara açmakta, yandaşa ve uluslararası sermayeye arazi satışı yapmaktadır.

Afetini bekleyen İstanbul’a, yeni bir afet gündemi dahil edilmeye çalışılmaktadır. Oysaki yıllardır, meslek odalarının, bilim insanlarının tüm uyarılarına rağmen gerçekleşmeyen sağlıklı, güvenli konutlarda yaşam hakkı, Kanal İstanbul bütçesi olarak Bakanlıkça açıklanan 110 milyar lira ile depreme dayanıklı 1.384.000 adet yeni konut yapılarak sağlanabilir. İstanbul depreminde kenti kaosa sürükleyecek olan Kanal İstanbul projesi yerine, deprem etkilerini minimuma indirecek, halkın yararına, depreme dayanıklı yapılar yapılması ve rezerv toplanma alanları tasarlaması gerekmektedir.

Ülkemizde dev proje, çılgın proje şeklinde lanse edilen Kanal projesi, bir hafriyat-dolgu ve rant projesidir. Bir gün ekranlarda, “biz bu kente, İstanbul’a ihanet ettik” dendiğini tekrar duymamak için ısrarla tekrarlıyoruz: bu geri dönüşsüz bir ekolojik yıkım demektir.

Yüzlerce bilim insanının, yaptığı çalışmalar göstermektedir ki bu proje akıl dışıdır ve İstanbul’un katili olacaktır. Bakanın “Türkiye’nin en kapsamlı raporu” olduğunu söylediği ve okunmadan eleştirildiğini iddia ettiği ÇED Raporu’nun nasıl hazırlandığı, Ocak ayında Kanal İstanbul projesi bilirkişi heyetinden bir profesörün “tehdit edildim” diyerek heyetten çekildiği haberleri ile basına yansımıştı. Kanal İstanbul ÇED Raporu, bilimsel değerlendirmeler açısından taraflı, çarpıtılmış verilerle dolu ve yanıltıcıdır.

Mimar ve mühendisler, Kanal İstanbul'un yaratacağı çevresel tehlikeleri sıralayarak: 

1. İstanbul’un anayasası sayılan, 2009 yılında onaylanan, 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı notları İstanbul’un kuzeyini kentin büyümesine kapatma uyarısını çok net yapmakta ve kuzey ormanlarını, su havzalarını koruma sınırını çizmekteydi. Kanal İstanbul projesinin ÇED Raporu’nun gündeme gelişi ile eş zamanlı olarak Çevre Düzeni Planı için de değişiklik yapılmakta, kentin kuzeyinde Kanal’ın 2 tarafında yeni bir şehir projesinin yasal zemini hazırlanmak istenmektedir. Bu projenin gayrimenkul projesi boyutu en az Kanal kadar İstanbul için yıkım demektir. 22 Mart tarihinde yapılan son Çevre Düzeni Plan değişikliği için son itiraz günü olan 21 Nisan’a kadar tüm yurttaşlarımıza Çevre ve Şehircilik İl Müdürlükleri’ne dilekçelerini vermeye davet ediyoruz.

2. Projenin en ciddi tehditlerinden birisi susuzluktur. ÇED Raporu’nda Sazlıdere barajının %60’ının iptal olacağı net biçimde ifade edilmektedir. Bu da İstanbul’un 25 günlük su ihtiyacı demektir. Var olan su kaynaklarının yok oluşu, yeni nüfus basıncı, su havzalarının, bu havzalara akan derelerin, yer altı kaynaklarının birbirine ulaşamaz hale getirilmesi, tatlı su kaynaklarının tuzlu su riskiyle karşı karşıya bırakılması, çözüm olarak sunulan Melen Barajı projesinin türlü yolsuzluklarla batırılması görmezden gelinmeye çalışılmakta ve susuzluk tehlikesi yalan olarak nitelendirilmektedir.

3. Deniz ekosistemi zarar görecek, Marmara denizinde canlılık yok olacaktır. Oşinografi yani okyanus bilimcilerin kesinkes uyarısı, Karadeniz ve Marmara’nın oturmuş karakterlerinin ve uyumlarının hızlıca, birbirlerini yok edercesine hareket edeceğidir. Uzmanlar Marmara’nın ölü bir deniz olacağı konusunda net uyarılarını yapmaktadırlar.

4. Proje alanının %52si tarım arazisi ve meradır. Proje alanında bulunan tarım arazilerin yok olacağı gibi, yeni yapılaşmalarla tarım arazileri tehdit altında kalacaktır. Ayrıca İstanbul’un kuzey köylerinin boşaltılması, buradaki hayvancılık ve tarım yapan sakinlerinin sürgünü planlanmaktadır.

5. Bu proje büyük bir kaz-doldur projesidir. ÇED Raporu’nca en büyük iş kalemi olan hafriyat ve dolgu işlerinin proje süresinin en az 4 yılını alacağı öngörülmektedir. Kaldırılan hafriyatın nereye boşatılacağı sorusu, ÇED Raporu’nda maliyet ve zaman tasarrufu sebebiyle Karadeniz kıyısında 38 km uzunluğundaki bir dolgu alan ile yanıtlanmaktadır. 

Bu projenin çevresel, kentsel, finansal etkileri burada kısaca sayılanlardan çok daha fazlasıdır.

İzin vermiyoruz. Siz de doğayla, İstanbul’la inatlaşmayın!