TİP: Gezi Direnişi’ne katıldık, inkar etmiyoruz

Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş, Meclis’te yaptığı haftalık basın toplantısında değerlendirmelerde bulundu. Gezi Direnişi’ne dönük yapılan saldırılara yanıt veren Baş, “Gezi Direnişi dahil parçası olduğumuz binlerce eylemi tereddütsüz sahipleniyoruz.” dedi. Baş ayrıca son günlerde gündemde olan operasyonun Cemaatçi polislerin hazırladıkları dosyalarla yapıldığını söyledi.



20-11-2018 16:40

TBMM’de grubu olan partilerin grup toplantıları yaptığı Salı günleri TİP tarafından yapılacak basın toplantılarından ilki bugün gerçekleştirildi. TİP Genel Başkanı Erkan Baş, yaptığı basın toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.

Gezi Direnişi’ne karşı başlatılan operasyona değinen Baş, Dünya Çocuk Hakları Günü dolayısıyla çocuk işçiliğe ve çocuk istismarına da değindi.

Erkan Baş, kendileri hakkında bir muhbirin ihbarda bulunduğunu ve Gezi Direnişi’nin emperyalistler tarafından yönetildiğini söylediğine değinerek, “Dün basına yansıyan ve bir muhbirin bizi de dahil ettiği ihbarların 15 Temmuz’dan 3-4 ay kadar önce İstanbul Emniyeti’ne yerleşmiş Cemaatçi polisler tarafından alındığını, dosyanın ilk hazırlıklarını yapan polislerin şu anda cezaevinde olduğunu biliyoruz. Sürece ilişkin soruşturmayı başlatan Savcı, FETÖ ile iltisak iddiasıyla meslekten çıkarılan ve halen ‘örgüt kurmak ve yönetmek’ suçlamasıyla aranan bir firaridir. AKP iktidarının bu FETÖ komplolarına, üretilmiş belgelere sarılmasına, savcıların bir meczubun peşine takılmasına gerek yoktur.” ifadelerini kullandı.

Erkan Baş tarafından toplantıda yapılan konuşmanın metni şu şekilde;

“Öncelikle bugün Dünya Çocuk Hakları günü.

Türkiye’nin de imzacısı olduğu Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre 18 yaşından küçük her birey çocuktur ve çocuklarımızın cinsiyetlerine, dillerine, dinlerine, etnik kökenlerine bakılmaksızın her birinin eşit yaşam hakkına sahip olması gerekmektedir. Ülkemizde ise birçok günde olduğu gibi bugün bir kutlama günü değil bir mücadele günüdür. Çünkü ne yazık ki Türkiye, çocuk haklarını en fazla ihlal eden ülkeler arasında yer almaktadır.

Çocuklarımızın eksiksiz gelişim, eğitim alma, eğitimini tamamlama hakkı vardır. Bu halk zengin-yoksul ayrımı gözetmeksizin herkese eşit, parasız eğitimi gerektirir. Oysa Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni imzalayan ülkemiz deyim yerindeyse bir özel okullar cennetidir. Özellikle son 16 yıllık AKP döneminde devlet okulları git gide niteliksizleştirilmiş, özel okullara kamu kaynaklarından ayrılan pay hızla arttırılmıştır. Geçtiğimiz yıl bu pay rekor düzeye varmış, Eğitim-Sen’in raporuna göre okul öncesi eğitimde özel öğretimin payı yüzde 16,5’e; ortaöğretimde ise özel öğretimin payı yüzde 12,2’ye ulaşmıştır. Özel liseye giden öğrenci sayısı son beş yılda %249 artmıştır.

Çocuklarımızın bu hakkı yalnızca paralı eğitimle değil, eğitimden koparılmayla da ihlal edilmektedir. Çocuklar eğitimden nasıl koparılmaktadır? Parçalı 4+4+4 eğitim sistemiyle.

Özellikle kız çocuklarımız ilk dört yıllık eğitimin ardından okuldan alınmakta, eve kapatılmakta, çocuk yaşta evlenmeye zorlanmaktadır.

Çocuklarımızın sömürüden korunma hakkı vardır. Bakın, inanması zor bir rakam ama bugün ülkemizde büyük bir kısmı kayıt dışı olan 2 milyona yakın çocuk işçi bulunmaktadır.

Dahası çocuklarımız çalışırken ölmektedir. Geçtiğimiz 10 ayda 62 çocuğumuzu iş cinayetlerinde kaybettik.

Çocuklarımızın her türlü zararlı eylemlerden ve istismardan korunma hakkı vardır. Oysa ülkemiz bu konuda da sınıfta kalmış, geldiğimiz nokta büyük bir utanca dönüşmüştür. Son 10 yılda çocuklara yönelik cinsel istismar vakaları yaklaşık 7 kat artmıştır. Çocuk yaşta anne olmaya zorlanan evlatlarımızın sayısı akıl almaz boyutlardadır.

Türkiye’de çocuklarımızı koruyamıyoruz. Eğitim sistemi, sömürü düzeni, toplumsal çürüme, Diyanet’in çocuklarla ilgili sapkın düşüncelere cevaz vermesi gibi birçok etken çocuklarımızı her türlü saldırıya karşı savunmasız bırakıyor.

Üstüne basarak söylüyoruz. Çocuktan anne olmaz, çocuktan baba olmaz, çocuktan işçi olmaz. Çocuk çocuktur. Türkiye İşçi Partisi’nin mücadelesi çocuklarımızı bu cendereden kurtarmak içindir. Onların aydınlık geleceği içindir. Sömürülmedikleri, saçlarının teline zarar gelmediği neşeli yarınlar içindir.

Tüm çocuklarımızın gözlerinden öpüyorum.

GEZİ TÜRKİYE HALKLARININ ONURLU DİRENİŞİDİR

Değerli arkadaşlar, hem kısa süreli Meclis pratiğimizde hem de çok uzun yıllardır bulduğumuz her fırsatta AKP iktidarının Türkiye’nin en büyük belası olduğunu dile getiriyoruz.

Bu sadece bizim, partimizin görüşü değil Türkiye’de milyonlarca insanın fikridir. Türkiye halkları, geride kalan 16 yıl boyunca fırsat buldukları her anda bu iktidara karşı düşüncelerini ifade etmiş, zaman zaman milyonlarca insan sokaklarda açıkça AKP’yi ve onun uygulamalarını istemediğini haykırmıştır.

Bu halk isyanları arasında en önemlilerden birisi Gezi Direnişi olarak bilinen ve Taksim Gezi Parkı’nın yıkılıp yerine AVM yapılması yasadışı ve gayr-ı meşru girişimine karşı başlayan halk ayaklanmasıdır. Gezi’de başlayan ve Türkiye’nin neredeyse tüm il ve ilçelerinde milyonlarca insanın katılımıyla büyüyen direniş Türkiye’nin AKP iktidarına teslim olmayacağının en önemli göstergelerinden birisi olmaya devam ediyor.

AKP iktidarı ve özel olarak Recep Tayyip Erdoğan’ın eline geçen her fırsatta Gezi Direnişi’ni hedef almasını bu açıdan bir tesadüf olarak görmüyoruz.  AKP Türkiye’yi, milyonlarca işçi-emekçiyi, bu ülkenin iktidara boyun eğmeyen tüm insanlarını teslim almak istemekte, Gezi Direnişi ise teslim olmayan bir halk iradesini temsil etmektedir.

'GEZİCİLER ÇEVRECİLİĞİ GÖRSÜNLER İFADESİNİ KÖTÜ BİR ESPRİ OLARAK GÖRÜYORUZ'

En son Millet Bahçeleri açılışında yine Gezicileri hedef alan “Geziciler çevreciliği görsünler” ifadesini kötü bir espri olarak görüyoruz. Başka şeyler bir yana sadece kendisi için inşa edilen Saray’lar nedeniyle yüzbinlerce ağacı kesen bir şahsın bu söylediklerinin bir demagojiden ibaret olduğunu not edip geçelim. AKP dönemi Türkiye’sinde şehirlerimiz beton yığınlarına dönüşmüştür.

Gezi kuşkusuz bir yeşil savunusudur ve bunun en önemli delili Gezi Parkı’nın hala Taksim’in ortasında duran tek yeşil alan oluşudur. Bunun ötesinde Gezi, halkı dinlemeyen, halkı köle olarak gören ve tek başına her istediğini yapabileceğini düşünen iktidara karşı halkın sesini birleştirip duyurması, köle değil halk olduğunu hatırlatması ve iktidarın her istediğini yapamayacağını gösteren tarihsel bir direniştir.

İktidarın Gezi düşmanlığının temel nedeni, halkın iradesinden ve gücünden duyduğu korkudur.

Şimdi yeniden Gezi Direnişi’ni hedef tahtasına yerleştiren çok boyutlu bir planın devreye sokuluyor oluşunu da bir tesadüf olarak görmüyoruz.

Dün itibariyle, 2016 yılında bir muhbirin aralarında benim ve yoldaşlarımın da bulunduğu bir grup sosyalisti, uluslararası bir komplonun parçası olarak Gezi Direnişi'ni örgütleyenler olarak devlete ihbar ettiğini öğrenmiş bulunuyoruz.

Burada önemli bir noktayı vurgulamak istiyorum, iktidar uzun süredir pek çok baskıcı uygulamasını FETÖ karşıtlığı üzerinden meşrulaştırmaya çalışırken Gezi Direnişi’ne karşı sürdürdüğü kampanyayı FETÖ’den bildiğimiz yöntemler ve daha vahimi onların hazırladığı dosyalar ile sürdürmektedir.

Dün basına yansıyan ve bir muhbirin bizi de dahil ettiği ihbarların 15 Temmuz’dan 3-4 ay kadar önce İstanbul Emniyeti’ne yerleşmiş Cemaatçi polisler tarafından alındığını, dosyanın ilk hazırlıklarını yapan polislerin şu anda cezaevinde olduğunu biliyoruz. Sürece ilişkin soruşturmayı başlatan Savcı, FETÖ ile iltisak iddiasıyla meslekten çıkarılan ve halen “örgüt kurmak ve yönetmek” suçlamasıyla aranan bir firaridir.

AKP iktidarının bu FETÖ komplolarına, üretilmiş belgelere sarılmasına, savcıların bir meczubun peşine takılmasına gerek yoktur.

Bizler, en genel ifadesiyle söyleyelim, devrimciler-sosyalistler-komünistler, AKP’liler gibi davranıp, dün yaptıklarımızı bugün inkâr eden, eylem, etkinlik ve sözlerimiz için kandırıldık diyen bir anlayışın parçası değiliz. Görüşlerimizi, eylem ve etkinliklerimizi asla inkar etmedik, varsa bedeli ne olursa olsun doğru bildiğimizi de sonuna kadar söylemeye, savunmaya devam etmekten bizi alıkoyacak herhangi bir güç tanımıyoruz.

'GEZİ DİRENİŞİ DAHİL PARÇASI OLDUĞUMUZ BİNLERCE EYLEMİ TEREDDÜTSÜZ SAHİPLENİYORUZ'

Bu kapsamda, Gezi Direnişi dahil parçası olduğumuz binlerce eylemi tereddütsüz sahipleniyoruz. Sizlere hatırladıklarımı söyleyeyim:

Örneğin, AKP iktidarının Türkiye'yi sokmak istedikleri Irak işgaline ve emperyalist savaşa karşı çıktık. 1 Mart 2003'te "Savaşa Hayır" demek için Ankara sokaklarındaydık ve yüzbinlerce Iraklıyı katleden ABD askerleri için "dua ediyorum" diyen Erdoğan hükümetinin ülkemizi kirli bir savaşa sokmasını engelledik.

Örneğin, 2009 Aralık ayından 2010 Şubatına kadar direnen TEKEL işçilerinin yanındaydık. Ankara'nın kara kışında, çadırlarında birlikte uyuduk, sokaklarda birlikte haykırdık.

Örneğin, AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan'ın "Giderken bana mı sordunuz?" dediği ve üç kuruşluk tazminatla davaları geri çektiği İsrail'in Mavi Marmara katliamına karşı İnsanlık Nöbetindeydik.

Örneğin, 2013 yılında yine Erdoğan hükümetinin NATO'dan istediği Patriot füzelerine karşı İskenderun Limanı'nda ülkemizi ve halkımız savunduk.

Örneğin, eğitimde ve hayatın tüm alanlarında gericileşmeye karşı Laikliği Kazanacağız bildirilerini sokaklarda dağıttık. Laiklik istediğimiz için polisin şiddetine maruz kaldık, gözaltına alındık.

Örneğin, insanlık dışı koşullarda çalıştırılan inşaat işçilerine destek olmak için 3. Havalimanı şantiyesindeydik. Sendika üye ve yöneticileri ile işçilerin yanı sıra Yusuf Yılmaz yoldaşımız halen, patronun dahi kabul ettiği kölelik koşullarına direndiği için tutukludur.

Herkese duyuruyorum...

Biz belki en yakın örneği 1970’lerdeki 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi olan, fakat gerek kitleselliği, gerek yaygınlığı ile onu da aşan, Türkiye tarihinin en kitlesel, en onurlu direnişlerinden biri olan Gezi Direnişi'ne katıldık.

'HALK DÜŞMANI SARAY REJİMİNİN TAM KARŞISINDAYIZ, SUÇ BUYSA KABUL EDİYORUZ'

Direnişin başlatıcısı olduğumuz söylendiğinde bundan gurur duyuyoruz ancak Gezi Parkı için günlerce çadırlarıyla nöbet tutan kardeşlerimize saygısızlık yapmış oluruz, bu nedenle biz başlattık diyemeyiz. Ancak, başlatanlar arasında yoldaşlarımız da vardı. Biz büyütmeye, kitleselleştirmeye, yaymaya çalıştık. Bu direniş resmi rakamlarla 11 milyon kişiye ulaştıysa, 80 ile yayıldıysa çorbada ne mutlu ki bizim de payımız vardır.

Direniş sırasında her tür saldırının muhatabı olduk, cop, tazyikli su, plastik mermi, ses bombalarına maruz kaldık. Hiçbir şiddet eyleminde bulunmadık. Polisin orantısız şiddetine zekamızla yanıt verdik. Gözaltına alındık, yargılandık ve hepimiz haklı bulunup beraat ettik.

Bunların bir yerden sonra bir önemi yok, gencecik kardeşlerimizin polis tarafından katledildiği, cinayet emrini bizzat AKP Genel Başkanı'nın “ben verdim” dediği Berkinimizin cenazesine de katıldık. Katledilen diğer arkadaşlarımız gibi Berkin'i de unutturmayacağız.

Biz halk düşmanı bu Saray Rejimi'nin tam karşısındayız.

Suç buysa kabul ediyoruz.

Gezi ve diğer direnişlere katılmayı torunlarımıza gururla anlatacağız.

***

Ancak arkadaşlar,

Hiçbir uluslararası komplonun, sermaye grubunun, emperyalistin ortağı, işbirlikçisi olmadık olmayız.

Partimizi kurmak için ABD'den icazet almadık.

Katar'dan uçaklarla on milyarlarca dolar getirtmedik.

Bilim tarihçisiyim. Öğretim üyeliği yaptım. Öğretmenlik yaptım. Yayıncılık yaptım. Kendimi bildim bileli devrimciyim, işçi sınıfının hakları için mücadele ediyorum. Babam işçiydi.

Babamın babası işçiydi. İşçi sınıfını kurtuluş davasından başka bir davam yok.

Çocuklarıma oyuncak gemi aldım, gemi, gemicik almadım.

Soros'la, Kavala'yla ilişkim, irtibatım olmadı.

Açık Toplum'dan değil Sosyalist Toplum'dan yanayım.

Fikir dünyamız, örneğin Emeklilikte Yaşa Takılanlar için mecliste birlikte parmak kaldırdığımız İyi Partililerle ne kadar yakınsa onlarla da o kadar yakındır.

Osman Kavala ya da Anadolu Kültür Derneği üyesi olduğu iddia edilen isimlerle tanışmış da olabilirdim.

Bu ne onları ne de beni değiştirirdi. Kaldı ki, Gezi Direnişi'ne katıldığı veya fikirlerini ifade ettiği için insanları tutuklamak faşizme özgü bir davranıştır.

İktidarınız faşisttir!

Faşizme baş eğilmez direnilir.

Faşizme direnmeyen gaflet içindedir.

Gezi Direnişi’ne karşı yürütülen bu soruşturmaya dayanak teşkil eden ihbarcı, görünüşte bir ordu artığıdır. Gerisini ötesini bilmiyoruz.

Bu ihbarcıyla kim çıkar ortaklığı kurduysa, kim bu ihbarcının siyasi iddialarını besleyip, onunla birlikte sosyalistlere karşı konum aldıysa, her kim ki Gezi’yi bir takım dış güçlerin oyunu olarak yaftalamaya çalıştıysa, onların da sosyalistlere karşı düzenlenen bu komplonun parçası olduğunu görüyoruz.

Biz Gezi Direnişi'nden korkulduğuna, ona türlü etiketler yakıştırılmaya çalışıldığına gözlerimizle tanık olduk.

Eserinizle övünün!

Biz Mustafa Suphi'ler ve Behice Boran'larla anılacağız.

Bu vesileyle bir kez daha tekrarlıyoruz.

Kahrolsun AKP faşizmi!

Bu daha başlangıç mücadeleye devam!

Sözlerimi bitirirken bugün haksız ve hukuksuz biçimde cezaevinde tutulması bir kez daha mahkum edilen Sevgili Selahattin Demirtaş’ı yürekten selamlıyor, AİHM kararıyla da tescillenen hukuksuz tutukluluğuna derhal son verilmesini istiyoruz. "