TİP Genel Başkanı Erkan Baş'tan 'tarihi' operasyon uyarısı

Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş, Meclis'te partisinin haftalık basın açıklamasını düzenleyerek AKP hükümetinin Suriye harekâtına dair uyarıda bulundu.



15-10-2019 14:33

İleri Haber

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Meclis'te partisinin haftalık basın açıklamasını düzenliyor.

Erkan Baş'ın konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:

"Saray’ın emriyle başlatılan Suriye’ye dönük müdahalede kritik bir evreye gelmiş durumdayız. ABD, Suriye’nin kuzeyindeki askeri varlığını geri çekme kararı almış ve Suriye Ordusu kuzey bölgelerine doğru harekete geçtiği bilgisi basın organlarına yansımaya başladı.

Ülkemizde büyük ölçüde teslim alınmış olan, halkımızın 1yandaş medya" olarak adlandırdığı medyanın milliyetçi hezeyanlarla canlı yayınlarla an-an izlettiği, iktidarın kendi politikalarına karşı söz söyleyen herkesi neredeyse “vatan haini” ilan ettiği geride kalan bir haftada yaklaşık 500 kişinin gözaltına alınmış olduğu tablo başlı başına bir vahameti göstermektedir.

'KKTC CUMHURBAŞKANI BİLE HAİNLİK SUÇLAMALARININ MUHATABI OLDU'

Durum öyle bir noktaya geldi ki, KKTC Cumhurbaşkanı bile hainlik suçlamalarının muhatabı oldu.

"Faşizm için söylenen, faşizm konuşma yasağının ötesinde söyleme mecburiyetidir" demiş Roland Barthes. Buradan ilan ediyoruz, Faşizmin söyleme mecburiyeti varsa, insan olmanın dayattığı, onurlu olmanın dayattığı bir söyleme mecburiyeti daha vardır ve o da bu savaşa hayır demektir. İlki teslimiyettir, ikincisi direniştir.

'ABD'NİN HAREKETLERİ ULUSLARARASI SAVAŞ SUÇU KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMELİDİR'

Sözlerimize başlarken çekilme kararı aldığını duyuran ABD’nin bölgemize dönük saldırgan politikalarına dair bir çift laf etmemiz gerekiyor. ABD, kendisini dünyanın sahibi olarak gören yaklaşımı, istediği zaman istediği ülkenin topraklarına girip, halkları birbirine düşürüp, bir kan gölü yarattıktan sonra pervasızca hareket etmeye devam etmesi uluslararası savaş suçu kapsamında değerlendirilmelidir. 8 yıldır Suriye’yi her tür yöntemle teslim almaya, parçalamaya çalışan ABD gelinen aşamada hangi adımları atıyor olursa olsun suçludur.

ABD’nin bu insanlık düşmanı politikalarına karşı ABD emperyalizmine ve tüm işbirlikçilerine karşı sonuna kadar mücadeleye devam edeceğimizi bir kez daha ifade etmek isteriz.

'KARŞI KARŞIYA OLDUĞUMUZ DURUM AKP'NİN ÇIKARLARI UĞRUNA EMEKÇİ ÇOCUKLARININ OPERASYONLARA SÜRÜLMESİDİR'

Bununla birlikte ülkemizde iktidar koltuğuna oturanların bu politikaların bir parçası olarak dahil oldukları 8 yıllık karanlık sürecin, hem bölgemiz açısından hem de ülkemiz emekçileri açısından bir yıkıma neden olduğunun altını bir kez daha hatırlatmak istiyoruz. Her ne kadar konuyu “ülkemiz çıkarları” olarak sunmaya çalışsalar da, karşı karşıya olduğumuz durum sadece Saray’ın ve AKP’nin çıkarları uğruna ülkemiz emekçi çocuklarının sınır ötesi operasyonlara sürülmesidir.

Türkiye’nin yoksullarının, işçi ve emekçilerinin, kadın ve gençlerinin temsilcisi olarak Türkiye İşçi Partisi, bu aşamada uyarılarımızı ve soruna çözüm önerilerimizi dile getirmeyi tarihi bir sorumluluk olarak görüyor.

Biliyoruz ki, uyarılarımızı ve önerilerimiz dikkate alınmadığı takdirde çok uzun yıllar sonra dahi değil, çok kısa sürede içine düşülen büyük hatanın sonuçları görülecektir. Maalesef kaybeden, ülkemiz ve halkımız olacaktır.

'TSK, SARAY'IN SAVAŞINA ALET EDİLMEYE ÇALIŞILMAKTADIR'

O yüzden ilan ediyoruz: TSK'nin, Saray’ın savaşına alet edilmeye çalışılması kabul edilemez. Her baskıcı rejim ve iktidar gibi, Saray Rejimi de sorunlarını silahla, kan ve gözyaşı siyasetiyle çözme arayışına girmiştir.

Yerel seçimlerde istediği sonucu alamayan iktidar, başlattığı harekâtla içeride toplumsal desteğini artırmaya, muhalefeti ise sindirmeye çalışmaktadır. “Bu partiler üstü bir mesele, milli mesele, siyaseti karıştırmayın diyenler”, harekât başlar başlamaz “Millet İttifakının parçalanması çok çok önemli” sözlerini gizlemeye çalışmaktadır. Millet İttifakı’nın akıbeti ne olacak sorusu bizi ilgilendirmiyor. Onlar, Erdoğan’ın hazırladığı tuzağa düşmüştür.

Ancak Erdoğan’ın sözlerine de yansıyan asıl amaç açıktır. Erdoğan, TSK üzerinden siyasi rant elde etmeye çalışmaktadır.

'BAŞKA ÜLKELERİ TOKİ'YE ALAN AÇMAK İÇİN PARÇALAMAK TÜRKİYE HALKININ ÇIKARINA DEĞİLDİR'

Birleşmiş Milletler’de de gösterilen harita, bir başka ülkenin topraklarında egemenlik kurma planıdır. Türkiye, yabancı ülkelerin topraklarımızı paylaşma haritalarını yırtarak kurulmuştur.

"Yurtta barış, dünyada barış” cümlesi Mustafa Kemal’in bir sözü olmanın ötesinde kıymetli bir dış politika ilkesidir.

Ancak bugün Tayyip Erdoğan’ın, BM kürsüsünde gösterdiği harita, Suriye’nin kuzeyinde kendi siyasi egemenliğinde bir bölge kurma emeli, açıkça bir başka ülkenin egemenlik haklarını, toprak bütünlüğünü hiçe saymak, bir başka ülkeyi parçalamak anlamına gelmektedir.

Başka ülkeleri örneğin TOKİ’ye alan açmak için parçalamak Türkiye halkının çıkarına değildir. Halkımız, bölge ülkeleriyle barış içinde bir arada yaşamak istemektedir.

ABD'nin, Avrupa Birliği ülkelerinin ve diğer emperyal plana sahip ülkelerin, bu bölgenin geleceğinde yeri olamaz, bugün ve geçmişinde akan kanda sorumlulukları vardır.

'SURİYE'Yİ PARÇALAMAYA ÇALIŞMAK TÜRKİYE'DEKİ PARA BABALARININ DÜZENİNE HİZMET EDER'

Biz yayılmacılığa karşı duran bir halkız.

Bu ülkelerden yayılmacılık, başka ülkelerin iç işlerine müdahale gibi kirli politikaları öğrenmeye ihtiyacımız bulunmamaktadır.

Suriye'yi parçalamaya çalışmak, Suriye ordusuyla savaş ihtimali, emperyalizme, uluslararası kapitalizme, Türkiye'deki para babalarının düzenine hizmet eder.

'SARAY İKTİDARI TÜRKİYE'NİN ONURUNU VE İTİBARINI YERLE BİR ETMEKTE'

El Kaide-IŞİD artığı cihatçıları Suriye Milli Ordusu diye pazarlamak bir “cumhurbaşkanı”nın işi olamaz

Suriye, emperyalist ülkeler ve AKP iktidarının 8 yıldır yoğun çabalarına rağmen tek parça olarak kalmayı başarmış egemen bir devlettir.

Bu devletin kendi ordusu ve hükümeti bulunmaktadır.

Ülkemizin topraklarının "sahte bir Suriye hükümetine" ev sahipliği yapması, El Kaide ve IŞİD artığı, cihatçı kimliğini gizlemeyen grupları "Suriye Milli Ordusu" olarak nitelendirmesi, bunların uluslararası arenada tanıtımını yapması belki AKP Genel Başkanı’na yakışabilir ancak Cumhurbaşkanı sıfatıyla, uluslararası arenada bunun Türkiye adına yapılması kabul edilemez.

Saray iktidarı Türkiye'nin onurunu ve itibarını yerle bir etmektedir.

'GENÇLER ARASINDAKİ İŞSİZLİK YÜZDE 27'Yİ AŞTI'

Türkiye'nin gerçek sorunu, en az bir milyon yeni işsizdir. Türkiye İstatistik Kurumu'nun bugün işsizlik rakamlarını açıklamış bulunuyor. Ciddiyeti hayli tartışmalı bu kurumun açıkladığı veriler dahi, son bir yılda yeni 1 milyon 65 bin kişinin işsiz kaldığını, gençler arasındaki işsizliği yüzde 27'yi aştığını ortaya koymaktadır.

24 saat içinde üç 'resmi' istatistik açıklamıştır:

Sanayi üretimi bir önceki yılın aynı ayına göre %3,6 azaldı. İşsizlik oranı 3,1 puanlık artış ile %13,9'a çıktı. Perakende satış hacmi bir önceki yılın aynı ayına göre %4,3 azaldı...

Kan politikası işte bu gerçeğin önüne perde indirmeye çalışma planından başka bir şey değildir.

İşsiz, umutsuz, geleceksiz gençlerini vatan-millet edebiyatıyla kandırmaya çalışmak, dikta rejimlerinin en bilindik numarasıdır.

'TÜRKİYE EKONOMİSİNİN KIRILGAN HALE GELMESİNİN SORUMLUSU SARAY İKTİDARIDIR'

Bir ABD Başkanı, "Türkiye'nin en değerli ihraç malı askeridir" demişti. Gençlerimizin, Saray'ın en değerli propaganda malzemesi haline getirilmesine izin vermeyeceğiz.

Öte yandan, ABD ve AB yaptırımları, ülkemizi küçük düşürücü, bu ülkelerin sorumluluklarını ortadan kaldırmaya çalışan hamlelerdir. Türkiye'nin ekonomisinin kırılgan hale gelmesinin sorumluluğu ise elbette Saray iktidarındadır.

'SURİYE'NİN GELECEĞİNE KARAR VERECEK OLAN SURİYE HALKLARIDIR'

Acil bir çözüm planı uygulanmalıdır. Henüz çok geç değilken, Türkiye'nin ve bölgenin güvenlik sorunlarına son vermek üzere harekât sonlandırılmalı, Türkiye'nin sınır güvenliği gözetilerek TSK’nin tüm personeliyle ülkeye dönmesi sağlanmalıdır. Şam ile doğrudan temas kurularak, hem sığınmacılar sorunu hem de bölgedeki duruma ilişkin ortak çalışma yürütülmelidir.

Suriye’nin geleceğine karar verecek olan bölgeye dönük emperyal politikalarla halkları birbirine düşüren ve savaş politikalarından medet umanlar değil Suriye halkları olacaktır.

Kürt sorunun adil ve barış içinde çözülmesinin ne kadar önemli olduğu bir kez daha tüm yakıcılığıyla kendini göstermektedir. Kürt sorunun barış temelli, şeffaf ve uluslararası güçlere mecbur kalınmayacak biçimde çözülmesi için bir diyalog ortamı oluşturulmalıdır.

'SOMA İŞÇİLERİNİN TALEPLERİ DERHAL KARŞILANMALI, YOL AÇILMALIDIR'

Değerli arkadaşlar sözlerime son verirken, ülkenin dört bir yanında savaşa, baskı ortamına rağmen direnişlerine devam eden emekçi halkımızı da sevgiyle selamlıyoruz.

Özellikle geçen hafta da gündeme getirdiğimiz Somalı maden işçisi kardeşlerimizin Ankara yürüyüşüne değinmek istiyoruz. 11 günü geride bırakan maden işçileri, engellenen yürüyüşleri nedeniyle beklemeye devam ediyorlar. Buradan bir kez daha işçi kardeşlerimizle birlikte olduğumuzu ilan ediyoruz.

Yapılması gereken ya işçilerin taleplerinin derhal karşılanması ya da hukuk dışı engellemeye son verilip yolu açılmasıdır."

'ACİL TOPLANMA ALANINA TELEFERİK YAPILMASINA KARŞI YAPILAN DİRENİŞTE HUKUK DIŞI BİÇİMDE GÖZALTILAR OLDU'

TİP Sakarya İl örgütümüz, Sapanca’nın Kırkpınar Mahallesi’nde Afet ve Acil Toplanma alanına teleferik hattı yapılması girişimine karşı yurttaşlarımızın direnişe geçtiği bilgisi bize ulaştırdı. Bugün gerçekleşen protestonun ardından aralarında parti üyelerimizin de olduğu yurttaşlarımız hukuk dışı biçimde gözaltına alınmışlar.  Yaşam alanlarının rant projelerine değil halka ait olması için seslerini yükselten tüm yurttaşlarımızı yürekten selamlıyoruz ve gözaltına alınan herkesin derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz."

"Son olarak çok uzun zamandır Kaz Dağları’nda altın çıkartmak için doğamızı, suyumuzu, toprağımızı yok eden emperyalist şirkete karşı direniş devam ediyor. Direnişin her aşamasında yurttaşlarımızla omuz omuza olduk, bugün tüm direnişçiler adına aramızda olan arkadaşlarımız var, sonuna kadar yanlarında olmaya devam edeceğiz" diyen Baş, sözü Kaz Dağları'nda direnen yurttaşlara bıraktı.

'DİRENİŞİMİZ ETE, KEMİĞE BÜRÜNDÜ'

Sözü alan Kaz Dağları direnişçilerinden Kaan Meriç, "Direnişimiz, oradaki firma olan Alamos Gold'un ruhsatı iptal edilene kadar devam edecek. Hiçbir şekilde orayı terk etmeyeceğiz. İyi bir haber, maden inşaatı için 1 senelik bir erteleme meydana geldi. Direnişimiz ete, kemiğe büründü; bir kazanım elde ettik" dedi. 

'DİRENİŞ ALAMOS GOLD VE DOĞU BİGA MADENCİLİK KAZ DAĞLARI'NI TERK EDENE KADAR DEVAM EDECEK'

Kaz Dağları direnişçilerinden Koray Türkay ise, "Kaz Dağları Alpler'den sonra dünyanın en büyük ikinci oksijen deposu. Fakat şu anda Kaz Dağları'nda çok büyük bir katliam var. Bir araştırmaya göre 200 bin yetişkin ağaç katledildi, başka bir araştırmaya göre ise açılan yollarla birlikte 600 bin ağaç ve bitki katledildi. Kanada Merkezli Alamos Gold ve yerli işbirlikçisi Doğu Biga Madencilik eliyle gerçekleştirilen bu katliama karşı 83 gündür en yakın yerleşim yerinin 33 kilometre olduğu Balaban Tepesi'nin hemen yamacında tarihi direniş sergileyen tüm arkadaşlarımı selamlıyorum. Direniş, ruhsatın iptal edilip Alamos Gold ve Doğu Biga Madencilik orayı terk edene kadar devam edecek" dedi.