TİP Genel Başkanı Erkan Baş: Türkiye’nin temel sorunu Saray’da simgelenen ‘patron diktatörlüğü’

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Artı TV’de gazeteci Erk Acarer’in programına katıldı. Programda gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan Baş, ayrıca Acarer’in sorularını yanıtladı.



25-04-2020 23:45

İleri Haber

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, Artı TV’de gazeteci Erk Acarer’in programına konuk oldu. Türkiye gündemine ilişkin açıklamalarda bulunan TİP Başkanı, ayrıca Acarer’in sorularını yanıtladı.

Meclis’in işlevine ilişkin konuşan Erkan Baş, “Meclis’i yok etmek isteyenler var. Çünkü 1920’deki kuruluş son derece kıymetli. Biz İstanbul’daki Saray’ın işbirlikçiliğine, halk düşmanı karakterine ve emperyalist işgale karşı tüm Türkiye halklarının iradesini temsil etmek amacıyla toplanan Meclis’i kuşkusuz kıymetli buluyoruz. Fakat ondan sonra bir bütün olarak yüz yıllık sürece baktığımızda gönül rahatlığıyla ‘Bu Meclis Türkiye halklarının tümünü temsil eden ve onların iradesini yansıtan bir Meclis’tir’ diyebileceğimiz herhangi bir evre yok” dedi.

Baş, ayrıca Meclis’in ‘Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ ile yeni bir evreye geçtiğini belirterek “Şu noktada bir mücadele çizgisi çizmek gerektiğini düşünüyorum; Saray, Meclis’i olabildiğince anlamsızlaştırmaya çalışacaktır. Biz de zaman zaman ‘Bu Meclis’in bir işlevi yok’ duygusuna kapılıyoruz. Şöyle formüle edelim Meclis bir mücadele alanı. Türkiye’yi tek adam zihniyetiyle tek adam merkezli yönetmeye çalışanlara hayatın her alanında verdiğimiz mücadele gibi Meclis’te de mücadele etmemiz gerekiyor. Meclis’i işlevsizleştirmeye çalışıyorlar. Buna karşı, Meclis’in tarihsel temellerine dayanarak orada teşhir faaliyeti yürütüyoruz” dedi.

‘KÜÇÜK AZINLIK, ALIN TERİ DÖKEN MİLYONLARIN SIRTINDA’

Erk Acarer’in “Sizce Türkiye’nin en kritik sorunu Meclis’ten bakan biri olarak nedir?” sorusunu yanıtlayan TİP Genel Başkanı şunları söyledi:

“Temelinde Saray’da simgelenen bir patron diktatörlüğünün olduğunu düşünüyorum. Türkiye’deki siyasal düzen tepetaklak döndürülmüş durumda. Yukarıda küçük bir azınlık, toplumun çalışan, alın teri döken milyonların sırtına binmiş durumda. Temel problem bu. Yapılması gereken de bu piramidi tersine çevirmek. Üretenlerin yönetebileceği, söz, yetki ve karar hakkının tümüyle emekçi halkta olacağı yeni bir sistemin inşası gerekiyor. Bir avuç para babasının, zenginin, sermaye sahibinin ve onları siyaset alanında temsil eden küçük bir azınlığı korunmasını merkeze alan, onun dışında gençleri, kadınları, Kürtleri, Alevileri, emeğiyle alın teriyle yaşayan milyonları ise olabildiğince siyaset alanın dışına itmeye çalışan bir siyasal düzen kurulmuş durumda. O yüzden biz köklü bir altüst oluşun, büyük bir dönüşümün, bir devrimin ancak Türkiye’de süreci emekçileri lehine değiştirebileceğini düşünüyoruz.”

‘TÜRKİYE TOPLUMU UMUT VERİYOR’

Acarer’in “Kimileri ‘Toplum çok dinamik’ diyor, kimileri “Bu saatten sonra dönüşüm çok zor’ diyor. Meclis’ten çok sokakta olan biri olarak ne görüyorsun?” sorusunu da yanıtlayan Baş, Türkiye toplumunun umut veren bir noktada olduğunu belirtti.

“Umutsuzluğa düşmemize gerek olmadığının kanaatindeyim” diyen Erkan Baş sözlerini şöyle sürdürdü:

“Geziyi milat alabileceğimizi düşünüyorum. Mesela benzer tartışmaları Gezi Direnişi’nin üç ay öncesine hatta belki 15 gün öncesine gidersek yaparız. Yani Gezi’den 15 gün önce ‘Artık Türkiye toplumu ayağa kalmaz’ diyen birçok dostumuz vardı. Umutsuz olmamak gerekir diyorduk, umutsuz olmamak gerektiği Gezi’de ispatlandı.

Kritik mesele şu ama; toplumsal mücadeleler birbirini tekrar etmemekle beraber biriktirerek ilerliyor. Mesela Gezi Direnişi’ne bakıyoruz onun arkasından 7 Haziran sürecini hatırlayabiliriz. O dönemde iktidar ancak Türkiye’nin en büyük katliamlarını yaparak ayakta kalabildi. Bunu unutmamamız gerekiyor. Referandum sürecinde ‘Hayır’ sesi o kadar yüksek çıktı ki, ancak çalarak çırparak, seçim hileleriyle yeni sisteme geçişi sağlayabildiler. Nihayetinde yerel seçimlerde de halk yeniden bu iktidar karşısında kendi ittifakını sağlayarak dinamizmini gösterdi.

Ben şunun hiç atlanmaması gerektiğini düşünüyorum; toplumun çok geniş kesimleri, 18-19 yıldır bu kadar muazzam para gücüne, bu kadar büyük bir uluslararası desteğe, bu kadar askeri şiddete, medyayı tümüyle ambargo altına almış, yargı tümüyle eline geçmiş bir iktidara karşı böylesine bir direnç gösteren bir halk var mı bence bakmamız lazım. ‘Ne yaparsanız yapın size teslim olmayacağız’ diyen milyonlarca insandan söz ediyoruz. Bu bence son derece önemli.

Bakın şimdi tüm dünyanın yaşadığı koronavirüs salgını döneminde halk sokak sokak, mahalle mahalle kendi dayanışma ağlarını örgütlüyor, maskelerini kendi üretiyor, siperliklerini kendileri üretiyor, kolonyalar üretiyorlar, ihtiyaç sahiplerine koliler hazırlıyorlar. Ortada bir devlet desteği olmamasına rağmen pek çok il ve ilçede aynı enerji kol kola girmiş koronavirüse ve koronavirüsü bahane deden iktidara karşı halkın mücadelesi devam ediyor. Meselemiz bu enerjini siyasete de taşınması."