TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Türkiye Diyanet Vakfı'nın selefiliğe nasıl sponsor olduğunu anlattı

Meclis’te düzenlediği basın toplantısında çarpıcı değerlendirmelerde bulunan TİP Genel Başkanı Erkan Baş, TRT Arapçanın Suriye’nin Azez kentinde 105 çocuğun ‘hafızlık’ eğitimini tamamladığını duyurmasına ilişkin “İşte selefi örgütlenmeler, işte IŞİD’ler, EL Kaideler buralardan türüyor” dedi.



26-01-2021 15:55

İleri Haber

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, TBMM’de haftalık basın toplantısı düzenledi. Baş, Türkiye gündemine ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Konuşmasının başında bugüne kadar yaptığı basın toplantılarında işçilere yönelik saldırılara değindiğini belirten Baş, “Bugünkü basın toplantımıza da yine onların gündemleriyle başlayacağım” dedi. Erkan Baş, Somalı ve Ermenekli madencilerin direnişlerinin zaferle sonuçlandığını hatırlatırken “Tarihimizin en büyük madenci cinayetlerinin kurbanı olmaları yetmedi. İktidar mensuplarının tekmelerine maruz kalmaları yetmedi. Mücadeleleri sırasında gaz yediler, cop yediler… Engellenmeye çalışıldılar. Ama onlar yılmadı, direndi. Bağımsız Maden İş sendikasının da öncülüğünde verilen mücadele, sergilenen direniş nihayet bir sonuca varıyor” dedi.

TİP Genel Başkanı şunları söyledi:

“Bugüne kadar yaptığımız onlarca basın toplantısında, Genel Kurul konuşmalarında, halk toplantılarında hep emekçilere yapılan saldırıları birinci gündem olarak sizlerle paylaştım. Çünkü görüyorum ki, emekçiler bu kadar ağır koşullarda yaşamasına rağmen, ısrarla onların sorunları konuşulsun istenmiyor. İşçinin, köylünün, emeklinin, milyonlarca çalışanın dertleri gündem olmasın da ne olursa olsun deniyor.

Yandaş medyasıyla, hükümetiyle, sözde muhalefet partileriyle emekçilerin çevresinde ağır bir abluka yaratılmak isteniyor.

Ve emekçiler ancak ve ancak mücadele ettiğinde, biz de onların mücadelelerini gündeme getirdiğimizde bu abluka, bu kuşatma kırılabiliyor.

‘MADENCİLER VE YAKINLARI SUSSAYDI NE OLACAKTI?’

Bugünkü basın toplantımıza da yine onların gündemleriyle başlayacağım. 

Biliyorsunuz, Ermenekli ve Somalı maden işçileri ve aileleri aylardır tazminat hakları için mücadele ediyor.

Tarihimizin en büyük madenci cinayetlerinin kurbanı olmaları yetmedi. İktidar mensuplarının tekmelerine maruz kalmaları yetmedi.

Mücadeleleri sırasında gaz yediler, cop yediler… Engellenmeye çalışıldılar.

Ama onlar yılmadı, direndi. 

Bağımsız Maden İş sendikasının da öncülüğünde verilen mücadele, sergilenen direniş nihayet bir sonuca varıyor.

Geçen hafta aldığımız habere göre, 2392 Somalı maden işçisinin alacakları hesaplarına yatırıldı, 1300 civarında kardeşimizin eksik hesaplama vb. nedeniyle bu hafta yatırılmasını bekliyoruz.

Şimdi diğer maden işçilerinin tazminatları için de mücadele etmeye devam edecekler. 

Tüm yurttaşlarımıza bu vesileyle bir kez daha seslenmek istiyorum. 

Madenciler ve yakınları sussaydı ne olacaktı? 

Haklarını alamayacaklardı. Sorunları bilinmeyecekti. Maden patronu ve iktidar hiçbir şey olmamış, hiçbir sorun yokmuş gibi davranmaya devam edecekti.

Sevgili yurttaşlar…

Siz konuşmadıkça, siz davranmadıkça hiçbir şey değişmeyecek.

Bunu bir kez daha kanıtlayan maden emekçilerine, onların yakınlarına, mücadelelerine bir kez daha selam göndermek istiyorum. Bir an önce diğer madencilerin tazminatlarının da yatırılmasını talep ediyoruz. Özellikle Ermenek ve Güneyyurt’da Karaman Valiliği’nin hukuk dışı uygulamalarının devam ettiğini, 3 madencinin yan yana yürümesini bile yasaklayacak kadar pervasızlaştığı bilgileri geliyor.

Kimse işçilere karşı böyle keyfine göre davranamaz!”

‘BİZİ PANDEMİ DEĞİL, BU DÜZEN ÖLDÜRÜYOR’

Basın toplantısının devamında tarım işçilerinin sorunlarına değinen Erkan Baş, “Bugün en büyük mağduriyeti yaşayan bir diğer kesim tarım emekçileri, köylüler” dedi.

Baş, sözlerini şu şekilde sürdürdü:

“Pandemi sürecinin ardından gelen plansız, desteksiz kapatmalar, tarım emekçilerinin dertlerine dert kattı.

Restoranların kapanmış olması gibi pek çok nedenden ötürü soğan, patates üreticilerinin ürünleri ellerinde çürüyor.

Bize ulaşan kardeşlerimiz diyor ki; Kg1 TL’ye üretebildiğimiz patatesi 60-70 krşa ancak satabiliyoruz.

Soğan üreticisinin elindeki ürünlerin yüzde 20’si çürümüş durumda…

Ve yetmiyor, Ziraat Mühendisleri Odası’nın verilerine göre kimyasal gübre fiyatları da yüzde 80 oranında artmış!

Uzatmayalım tarım emekçisinin, üretici köylünün durumu bu!

Kredi borcunu ödeyemeyen çiftçinin, köylünün, tarım emekçisinin tarlasını, traktörünü haczeden Ziraat Bankası’ndaki durumu da Sayıştay raporlarında gördük. 

Bir kamu kuruluşu olan Ziraat Bankası’nın 9 yönetim kurulu üyesi ve iki denetim kurulu üyesi için yapın yıllık harcamanın 5,5 milyon TL’ye ulaşmış! 

Her biri için yıllık yaklaşık 500 bin TL, bu halkın cebinden ödenmiş! 

Her ayını zararla kapatan, borçları nedeniyle tarlalarını, traktörlerini kaybeden yüzbinlerce tarım emekçisi var ve onun karşısında tefeci pozisyona gelen kamu bankası yöneticileri paraya para demiyor.

Köylü kardeşlerim sizlere sesleniyorum.

Pandemi filan değil, işte bu düzen bizi yok ediyor, öldürüyor!”

‘YURTTAŞLAR, KENT EMEKÇİLERİ DAYANIŞMASI ETRAFINDA GÜÇLERİNİ BİRLEŞTİRDİ’

Konuşmasında Türkiye’de milyonlarca işçinin hayatının koronavirüs (Covid-19) salgını döneminde plansız, hesapsız, desteksiz kapatmalar nedeniyle yaşanmaz hâle geldiğini söyleyen TİP Genel Başkanı, buna karşı işçilerin bir araya gelip seslerini yükseltmeye başladığına dikkat çekti.  

Erkan Baş şunları söyledi:

“Pandemi döneminin plansız, hesapsız, desteksiz kapatmaları milyonlarca emekçi için hayatı daha da yaşanmaz hale getirdi.

Biliyorsunuz, milyonlarca emekçi işyerleri kapandığı için fiilen işsiz kaldı. Asgari ücretin yarısı bile etmeyen sözde desteklere mahkûm hale getirildi.

Öte yandan, bir mücadele öyküsünü daha sizlerle paylaşmak istiyorum. 

Emekçiler bir araya gelmeye başladı. Seslerini yükseltiyorlar.

Türkiye’de emekçilerin artık büyük çoğunluğu kent merkezlerinde çalışıyor. Kent merkezlerinde de kadın işçilerin ortalaması genelden çok daha yüksek ve bu emekçiler daha eğitimli ve genç işçi sayısı da oldukça yüksek.

Kentlerde ise ağırlık hizmet sektörü çalışanların da. Özel okul öğretmenleri, AVM, market, çağrı Merkezi, kafe bar, büro Çalışanları vb. oluşan bu alan, işin tuhaf yanı ortalamalardan çok daha fazla örgütsüz.

Örneğin hizmet sektöründe 4 milyon emekçi var ve sadece %5’i sendikalı. 

Örneğin İstanbul sendikalaşma oranında 81 il içerisinde 78. sırada.

Kadın ağırlıklı, daha genç, daha eğitimli bu kesim vahşi kapitalizm dönemini andıran koşullarda çalışmakta. 

Kuralsızlığın kural sayıldığı bu sektörlerde mobbing sıradan bir vaka. Çalışan işçilerin alacakları ücret ve çalışma saatleri önceden belirlenmiyor.

Bu işçiler esnek çalışma adı altında uzun saatlerle ve düşük ücretlerle çalıştırılıyor. Fazla mesai ücreti nedir birçoğu hiç bilmiyor.

Onlara sunulan yalandan kariyer olanakları onları daha fazla köleleştiriyor.

Kentlerde barınabilmek için daha fazla borçlular. Neredeyse borcu olmayan emekçi yok

Bir kısmı sigortasız, neredeyse tamamı sendikasız ve güvencesiz çalıştırılıyor.

Son dönemde bu yurttaşların bir kısmı Kent Emekçileri Dayanışması etrafında güçlerini birleştirdiler. 

Birçok sektörün kendi bünyesinde oluşturduğu dayanışma ağlarının çatısı olarak kurulan Kent Emekçileri Dayanışması, güvencesiz ve örgütsüz çalışanların birlikte mücadele ederek, kendi aralarında da dayanışarak, sermayeye karşı kuvvet oluşturacakları bir mevziiye dönüşüyor.

Tüm emekçi kardeşlerimizi, bulundukları sektörlerdeki sendikalarında, mahallelerindeki dayanışma ağlarında, Kent Emekçileri Dayanışması etrafında örgütlenmeye davet ediyorum.

Biz örgütlendikçe, daha güçlü olacağız. Sesimiz daha gür yankılanacak. Daha geniş kesimlere ulaşacak. “

‘İŞTE SELEFİ ÖRGÜTLENMELER BURADAN TÜRÜYOR’

Basın toplantısının devamında Türkiye’de eğitimin geldiği son noktaya ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Erkan Baş, “Tableti, bilgisayarı veya internet erişimi olmadığı için eğitim alamamaları onların suçu değil. Onların velilerinin suçu değil. Öğretmenlerinin suçu değil.  Bu iktidarın suçu” ifadelerini kullandı.

Baş, DİSK’in verilerine göre 2 milyona yakın çocuk işçi olduğunu söylerken şunları kaydetti:

“Bakın DİSK’in rakamlarına göre bu ülkede 2 milyona yakın çocuk işçi var. 

Eğitim-Sen’in rakamlarına göre, 11 milyon öğrenciden 4 milyona yakını uzaktan eğitime katılamıyor. 

Türkiye’nin bundan büyük sorunu yok!

O eğitim alabilenlerin de nasıl bir müfredatla okudukları ayrı bir sorun. 

Onlar da bilimsel ve nitelikli bir eğitim alamasın diye, gelecekte haklarını savunacak bir yurttaş olmasınlar diye MEB elinden geleni yapıyor.

Dahası, yalnız bırakılmış, çok sevdikleri mesleklerini yapamaz hale getirilmiş eğitim emekçilerinin de tatil hakkı ellerinden alınıyor.

Öğretmenlere tatil döneminde yüz yüze kurs görevi çıkartılıyor. 

Bu uygulamadan derhal geri adım atılmalıdır. 

Bunların yanı sıra bugün bağlantılı bir konuyu daha gündeme getirmek istiyorum.

Çocuklardan ve onların eğitimlerinden bahsediyoruz. 

Türkiye’deki eğitimin, Diyanet’le, çeşitli vakıf ve dernek görünümündeki tarikatlarla nasıl gerici bir hale getirildiğini biliyoruz.

Ama bu bağnazlık, yobazlık kendi topraklarımızla da sınırlı değil…

TRT Arapçanın paylaştığı bu görüntüler, Saray Rejiminin nasıl bir yobazlık ihraç ettiğini de gözler önüne seriyor. 

Diyanet Vakfı’nın sponsorluğunda Suriye’nin Azez kentinde yapılan hafızlık eğitimleri sonucunda çocuklara sertifikaları verilmiş.

O çocuklar, kız erkek diye ayrılmış. Kız çocukların tamamının yüzleri dâhil her tarafı kapalı.

İşte Selefi örgütlenmeler, işte IŞİD’ler, EL Kaideler buralardan türüyor. 

İşte Diyanet ve Saray Rejiminin misyonlarından biri de bu.

Tüm din istismarcısı, yobaz vakıf ve dernekler derhal çocuklarımızdan elini çekmelidir.”

‘TÜRKİYE GEZİ DİRENİŞİ RUHUYLA YENİDEN KURULACAK’

Basın toplantısında “Türkiye hukuk tarihinin en karanlık günlerinden geçiyor” diyen TİP Genel Başkanı, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarının AKP hükümeti tarafından ‘bağlayıcı değildir’ denilerek uygulanmadığını söyledi.

Erkan Baş, Gezi Direnişi davasında yargılananlar hakkında verilen beraat kararlarının bozulduğunun altını çizerken şunları kaydetti:

“Açık, tartışmasız Anayasa hükmüne rağmen AHİM kararlarının uygulanmaması, en yetkili ağızlardan bağlayıcı olmadığı gibi saçma sapan iddiaların dile getirilmesi, yerel mahkemelerin AYM kararlarını tanımaması ve hukuk kurumlarının bir bütün olarak siyasi iktidarın enstüramanı haline gelmesi son derece tehlikeli bir hal almış durumda. Son olarak bir gün bile Yargıtay’da görev yapmamış bir kişinin Yargıtay üyesi olarak sözde seçimlere katılması ve ardından Yargıtay üyeleri arasından seçilen AYM üyesi olarak atanması başlı başına bir skandaldır!

Hukuk düzenin tepesi böyle dizayn edilince de olmaz denilen her şey olabiliyor. Geçen hafta İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3'üncü Ceza Dairesi’nin açıklanan kararı, Gezi Parkı davasında yargılanan tüm arkadaşlarımız için daha önce verilmiş beraat kararının bozulduğunu öğrenmiş olduk.

Şimdi yandaş medyada çıkan haberlerden anlıyoruz ki, istinafın beraati bozması yetmeyecek, davanın da genişlemesi yönünde çaba harcayacaklar.

Buradan bir kez daha söylüyorum. 

Gezi biziz!

Gezi Türkiye’dir!

Gezi, bu topraklarda sergilenmiş en büyük, en haklı direnişlerden biridir. 

İşte buradayız.

Siz gideceksiniz, Türkiye Gezi ruhuyla yeniden kurulacak.

Tüm Gezi davası sanıklarıyla, hapisteki Osman Kavala ile dayanışmamızı bir kez daha dile getirmek istiyorum.

Ve davalara filan kalmayacak: Türkiye Cumhuriyeti’nin bugünkü hükümetini elbette yıkacağız.

Elbette çevre için, kadınlar için, gençler için, emekçiler için çalışan bir hükümet kuracağız!”

‘CİNSKIRIMINA KARŞI MECLİS DERHAL ÇALIŞMA BAŞLATMALIDIR’

Konuşmasında Türkiye’de kadınların her türlü şiddet ve zorbalığa maruz bırakıldığını söyleyen Erkan Baş, kadın cinayetlerinin cinskırımı boyuta ulaştığını belirtirken, “Bu ülkede yaşayan tüm insanların eşit yurttaş olarak hayatlarını, can güvenliğini sağlamak çatısı altında bulunduğumuz meclisin asli görevidir” dedi.

Baş, şunları söyledi:

“Kadın örgütlerinin oluşturduğu EŞİK-Eşitlik için Kadın platformunun öncülüğünde birçok aydın ve sanatçı günlerdir kadın cinayetlerinin artarak bir cinskırım boyutuna ulaştığını ve meclisin bu konuda özel oturum ile toplanması çağrısı yapmaktadır.

Bu çağrıya kulak tıkamak, görmezden gelmek kadın cinayetlerinin, kadına yönelik şiddetin artarak devam etmesini umursamamaktır.

Bu ülkede yaşayan tüm insanların eşit yurttaş olarak hayatlarını, can güvenliğini sağlamak çatısı altında bulunduğumuz meclisin asli görevidir.

Göstermelik iktidar destekli gruplar ile değil alanda çalışan, raporlama yapan, kadınların sorunlarına çare arayan kadın örgütlerinin de katılacağı özel oturumlu bir meclis çalışması derhal başlatılmalıdır.

TİP olarak da bunu hem talep etmek hem de süreç içerisinde yer almak görevimizdir.”

‘ŞERAFETTİN ATALAY’A SÖZ VERİYORUZ’

Konuşmasının son bölümünde 1971 yılında katledilen Türkiye İşçi Partisi Amasya İl Başkanı Şerafettin Atalay’ı anan Erkan Baş, “Anısı mücadelemizde yaşayacak. Söz veriyoruz, o bayrağı, biz de daha yukarılara taşıyacağız” dedi.

Baş konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

“Son olarak, Türkiye İşçi Partisi’nin, Türkiye’de sosyalizmin tarihi açısından çok değerli bir ismi burada da anarak sözlerimi tamamlamak istiyorum.

Ne yazık ki Türkiyeli sosyalistler, devrimciler için cezaevleri ve katledilmeler yabancı değil. Bu katliamların ilk örneklerinden biri de 50 yıl önce 27 Ocak 1971 günü hain bir pusuda öldürülen Türkiye İşçi Partisi Amasya İl Başkanı Şerafettin Atalay yoldaşımızdır.

Türkiye siyasi tarihinin ilk siyasi faili meçhullerinden biri olan Atalay, bu topraklardaki sosyalizm mücadelesinin öncülerinden biriydi. Henüz genç yaşlarında katıldığı işçi sınıfının mücadelesini Amasya’nın en ücra köşesine kadar taşımış ve 1965 seçimlerde Türkiye İşçi Partisi’nin Amasya’da Türkiye’nin iki katı oy almasını sağlayan çabası kendisini de hedef haline getirmiştir. Bizler biliyoruz ki bugün bu topraklarda işçi sınıfının siyasetinden, bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesinden bahsedebiliyorsak bu Mehmet Ali Aybarlar, Behice Boranlar kadar bu mücadeleyi ülkenin dört bir yanında örgütleyen Şerafettin Atalaylar sayesindedir.

Yarın tıpkı 50 yıldır her yıl olduğu gibi ailesi, dostları ve yoldaşları Şerafettin Atalay’ı mezarı başında anacaklar. Bizler de söz veriyoruz ki onlarca yıldır her türlü baskıya, zorbalığa karşı kuşaktan kuşağa aktarılan bu onurlu mirası taşıyıp bizden sonraki kuşaklara devretmek için elimizden gelen çabayı sarf edeceğiz.

Anısı mücadelemizde yaşayacak. 

Söz veriyoruz, o bayrağı, biz de daha yukarılara taşıyacağız.