TİP Genel Başkanı Erkan Baş: Türkiye Dingo'nun ahırı değildir

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Meclis’te düzenlediği haftalık basın toplantısında gündeme dair son gelişmeleri değerlendirdi. Baş, Erdoğan’ın imzaladığı ve gece yarısı yayınlanan kararnamelere değinerek, “AKP’nin yaptıklarının arkasında akıl, mantık, fikir aranabilir mi?” dedi.



23-03-2021 15:18

İleri Haber
Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, TBMM’de düzenlediği haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin gelişmeleri değerlendirdi. Erdoğan’ın imzasıyla İstanbul Sözleşmesi’nden çekildiğini duyurmasına tepki gösteren Baş, Resmi Gazete’de yayımlanan kararın bir utanç nüshası olduğunu belirtti.

'BURAYI TAYYİP EFENDİ ÇİFTLİĞİ SANDILAR'

Erkan Baş’ın konuşmasının satır başları şu şekilde:

Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim. Biz “buradayız” diyoruz çünkü, Erdoğan şahsına ait sansa da bu mecliste egemenlik kayıtsız şartız milletindir yazıyor!

İşte biz buna karşı halkın mutlak egemenliğini korumak için buradayız.

Halkımızın vergilerinin, birikimlerinin, alın terinin hesabını tutmak ve bunları çarçur edenlerden o hesabı sormak için buradayız.

Son bir haftayı düşünüp, gözümüzün önüne getirelim. Sizce şu bir haftada AKP’nin yaptıklarının arkasında akıl, mantık, fikir aranabilir mi? 

Böyle ülke mi yönetilir, böyle hukuk mu olur?

Koca ülkeyi, halkımızın deyimiyle Dingo’nun ahırı bellediler, istedikleri gibi girip çıkıyorlar, kendileri çalıp kendileri oynuyorlar.

'TC' denilince bunlar galiba burayı 'Tayyip Efendi Çiftliği' sandılar…

 

'BU NÜSHA BİR UTANÇ BELGESİ OLARAK TARİHTEKİ YERİNİ ALACAKTIR!'

İstanbul Sözleşmesi’nden uyduruk gerekçelerle, üstelik gecenin bir yarısında sadece Erdoğan imzalı bir kararı Resmi Gazetede yayınlayarak çekildik diyorlar. Bu nüsha bir utanç belgesi olarak tarihteki yerini alacaktır!

Biz bu adımı son derece önemli buluyoruz, bundan 1-2 yıl önce Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi tartışmaları yapılırken AKP ne diyordu biz ne diyorduk?

Bu sistem halk iradesini, TBMM’ni işlevsiz bir organa dönüştürüp iktidarı tek adama veren bir sistemdir demiştik, AKP’liler ise daha güçlü Meclis demişti.

İşte örnek ortada…

Lafa gelince halk iradesinin temsil edildiği yer dedikleri TBMM’de zamanında oy birliğiyle onaylanmış bir sözleşmeyi 1 imza ile sözde iptal etmiş oluyor.

AKP’nin bir yalanı daha gün yüzüne çıkmış oldu!

Bu hukuksuz girişim anlamı açıktır, “zamanında kimin neyi oyladığı beni ilgilendirmez, ben bildiğimi okurum” diyorlar…

Evet İstanbul sözleşmesinden çekilme mücadelesinin öznesi kadınlar LGBTİ+'lar ve örgütleridir ancak iktidarın bu pervasız saldırısı karşısında durmak hepimizin görevidir ve hepimiz elimizden geleni her anlamda yapacağız!

İstanbul sözleşmesinden 1 kişinin kararı ile çıkılması kadınlara dönük bir saldırıdır ancak aynı zamanda bu ülkenin bir insan hakları, demokrasi ve hukuk devleti mücadelesinin en önemli sorunlarından birisidir.  Bu sorunla mücadele hepimizin görevidir.

Bu ülkenin tüm yurttaşları olarak kadın örgütleri ne karar alırsa onu bütün gücümüzle hayata geçirmeye hazır olmalı, iktidarın bu saldırısını püskürtmeliyiz.

KONUYU DANIŞTAY’A TAŞIYORUZ’

Evet ortada bir Anayasa dışı, hukuk dışı girişim vardır ve Türkiye İşçi Partisi olarak biz de pek çok kadın örgütü ve kurum gibi meselenin hukuki olarak da takipçisi olacağız. Partili avukat arkadaşlarımız konuyu Danıştay’a da taşıdılar ve adliye koridorlarında da bir mücadele vereceğiz.

Ancak mesele sadece dar anlamıyla bir hukuk mücadelesi değildir.  Bu adımın hukuksuzca atılması iktidarın bunu tartıştırmaktan korktuğunun ve pervazsızlığının bir göstergesidir, bunlar doğru. Ancak bu adım tümüyle mevcut yasalara göre atılmış olsa bile bizim açımızdan gayr-ı meşrudur, bunu da özellikle vurgulamak isterim.

Cümleyi bir de şöyle kuralım: Cumhurbaşkanı gayrı meşru adımlar atmaktadır.

BİLMİYORSANIZ BARİ SUSUN!’

Son üç günde Türkiye siyasi tarihinin utanmazlık rekorları kırılmıştır. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkışı anlatmak için iktidar ve yandaşlar kırk takla atıyorlar.

Neymiş efendim, İstanbul sözleşmesi kökü dışarıdaymış! 

Neymiş efendim, yabancıymış, bize ait olmayan bir şeymiş!

İstanbul Sözleşmesi’ni yerlilik ve millilik sığlığında tartışanlara sesleniyorum,

Bre cahiller, bilmiyorsanız bari susun!

Buradan bir kez daha hatırlatmak istiyorum, İstanbul sözleşmesi adı üzerinde değil kökü bu topraklarda bir sözleşmedir. Bu ülkenin kadın hareketinin öncüsü olduğu bir sözleşmedir, gericiliğe, baskıya, erkek şiddetine karşı  mücadele eden bu ülke kadınların eseridir.

Kadın düşmanlığını cahil özgüveniyle örtmeye çalışanlara sesleniyorum, adının İstanbul Sözleşmesi olması bir tesadüf değildir, AKP iktidarında bir cinskırıma dönüşen kadın cinayetlerinin, kadına dönük şiddetin engellenmesi için soluksuz bir mücadele sürdüren kadınların eseridir. Kadınların uğruna can verdikleri, kanlarıyla yazdıkları bir sözleşmedir.

İstanbul” adı, insan hakları ihlâllerine, insanın ezilmesine, zulme boğun eğmeyen, kadına yönelik şiddete rıza göstermeyen, bunlara karşı aklıyla, yüreğiyle mücadele edenlerin yaşadığı bir ülkemiz olduğunu hatırlatıyor. İstanbul adının böyle bir uluslararası sözleşmeye verilmesi, bu ülkenin kadınlarının bütün dünya ve insanlık için yol açan bir rol oynadıklarını gösteriyor ve bize ancak gurur veriyor.

Arkasında uzun bir mücadele ve ödenmiş ağır bedeller olan bir sözleşmeyi böyle oldu-bitti ile ortadan kaldıracağını düşünenler çok ama çok ağır bir biçimde cezalandrılacaktır.

SÖZLEŞMEDEN AYRILMAMIZA KİMLER SEVİNMİŞ BAKIN’

Milyonlarca kadın bu karara isyan ederken, İstanbul Sözleşmesi’nin feshiyle zafer çığlıkları atanlara bir bakın, kimler var aralarında, kimler sevinmiş sözleşmeden ayrılmamıza: Hilafet sevdalıları, katiller veya potansiyel katiller, şeriatçılar, tacizden ve cinsel saldırıdan yargılananlar.

İşte bu taraflaşmanın kendisi bile bu kararın ne kadar büyük bir ihanet olduğunu açıklamaya tek başına yeter.

Bu kararı neden gece yarısı verdikleri konusunda ise hiç şüphesiz cevabımız belli: Çünkü bu ülkenin kadınları karşısında tir tir titriyorlar.

Çünkü kadınların karşısına çıkamıyorlar.

Çünkü kadınların kendi iktidarlarının sonunu getireceklerini onlar da biliyorlar, sadece henüz itiraf edemiyorlar.

Buradan bir çağrı yapıyoruz o halde kendilerine:

Yüreğinizin yetmediği işlere kalkışmayın! Bu yaptıklarınızın hesabını gerçek adalet önünde vereceğinizi unutmayın.

MERKEZ BANKASI BAŞKANI’NIN DEĞİŞMESİ

Aynı kararnamede başka ne vardı? Aynı kararnamede, daha dört ay önce atanan Merkez Bankası Başkanı’nın görevden alınarak yerine Yeni Şafak yazarı Şahap Kavcıoğlu’nun atanması vardı. Öncekinin adını şimdi söyleyemedim, çünkü bu iktidar Merkez Bankası’nın başkanını o kadar çok ve o kadar sık değiştirdi ki yanlışlıkla daha önceki başkanlardan birinin adını söylerim diye düşünüyorum.

Son atadıkları (Merkez Bankası Başkanı) istikrarlı gidiyor, bugünle birlikte 3-4 gündür Merkez Bankası’nın Başkanı olarak kalmayı başardı.

Kendisini buradan tebrik ediyoruz. Kalıcılığının haftaya da sürmesini diliyoruz.

Soru şu:

Neden çorap değiştirir gibi Merkez Bankası’nın Başkanı’nı değiştiriyorlar?

Cevabı belli.

Saray, ekonomiyi ne hale getirdiğinin farkında, ama herhalde bunun sorumluluğunu kendi üstlerine alacak halleri yok.

Biliyorsunuz Tayyip Erdoğan’ın en önemli özelliklerinden birisi budur. İyi olduğunu düşündüğünü bir şey varsa, ben yaptım der AKP yaptı der. Kötü bir şey varsa mutlaka bir suçlu bulunur.

O nedenle üç dört ayda bir günah keçilerini kurban ediyorlar, oranın başına da başka bir zavallıyı koyuyorlar. Bakın son başkan bile, görevden alındığını öğrendikten sonra –ki kendisi de kararnameden öğrenmiştir herhalde- attığı tweette aynen şu ifadeyi kullanıyor:

Bugün itibariyle görevden alınmam nedeniyle de şükranlarımı arz ediyorum.”

'BU KADAR REZİL BİR EKONOMİYİ DAHA FAZLA YÖNETMEYECEĞİ İÇİN SEVİNÇLİ'

AKP’nin yaptıklarını anlatmaya Türkçe yetmiyor, instagramdan istifa eden af ediliyor, bir başkası kendi isteğiyle istifa ediyor, bu da görevden alındığı için şükranlarını arz ediyor!

Gece vakti kararnameyle görevden alındığı için Erdoğan’a şükranlarını arz ediyor, teşekkür ediyor! Ha, eğer bu kadar rezil bir ekonomiyi daha fazla yönetiyormuş gibi görünmeyeceği için sevinçliyse o zaman bu şükran arzını anlayabiliriz.

BU ÜLKENİN İNSANLARI 19 YILDIR AKP İLE SINANIYOR’

Her nasıl oluyorsa 2020 yılında Türkiye yüzde 1.8 büyüme kaydetmiş. Yani şimdi Türkiye’de bir ayakkabı boyacısı, bir esnaf, bir öğretmen 2020 yılında önceki yıla göre %1.8 daha büyümüş bir ülkenin yurttaşı, öyle mi

Değil elbette. Biz doğrusunu biliyoruz.

2020’de Türkiye’de patronların, mesela beşli çetenin göbeği büyüdü, rantçıların cebi büyüdü, soyguncuların çuvalı büyüdü. 2021 de aynen öyle devam ediyor. Onlar halinden memnun, kendini halife sanan Ayasofya imamına bir Twitter hesabı açtırmışlar oradan “şükretmesini bilin, elinizdeki azla yetinin, şüphesiz ki sınanacaksınız” yazdırıyorlar hiç utanmadan.

Ekmeğini elinden alıp aç ve yoksul bıraktıkları emekçilere “sınanıyorsunuz, şükredin sonunuz cennet olacak” diyorlar. Bu ülkenin insanları 19 yıldır AKP’yle sınanıyor, bundan daha büyük sınav mı olur? Size rağmen hayatta kalabilenler zaten cennetliktir ve cehennem azabı ne demektir sizden öğrendik.

'GERGERLİOĞLU VE HDP YALNIZ DEĞİLDİR'

Birbiriyle bağlantılı olduğunu düşündüğümüz iki konuyu basın toplantımızın sonuna bıraktık. Bu iki konu, Gezi Parkı’nın da aralarında olduğu pek çok taşınmazın İBB’nin elinden gasp edilerek ne idüğü belirsiz, faal olduğu bile meçhul olan vakıflara devredilmesi ve elbette Gergerlioğlu vekilimizin milletvekilliğinin düşürülerek HDP’ye kapatma davası açılması. Bu iki konu arasındaki ortak nokta şudur: AKP, açıkça “Ben kendi koyduğum kurallara bile uymam, aklıma ne eserse onu yaparım” demektedir. Sayın Ekrem İmamoğlu’na karşı da, Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu’na karşı da AKP aynı kozu oynamaktadır aslında. Ancak maalesef AKP bu kadar açıktan oynarken, muhalefet aynı açıklıkla cevap vermekte eksik kalmaktadır. Hala ülkede hukuk varmış gibi davranmak, AKP’yi zaten baştan tanımadığı bir hukuka davet etmek olsa olsa beyhude bir çabadır.

AKP hukuka, insan haklarına uygun davranacak olsaydı zaten AKP olmazdı.

AKP ancak ve ancak güçlü bir halk iradesiyle hukuka uygun davranmak zorunda kalacak!

Lafı hiç eğip bükmeden söyleyelim: Ekrem İmamoğlu ve milyonların iradesinin hiçe sayılması girişimiyle Gergerlioğlu davası ve HDP'nin kapatılmaya çalışılması arasında fark yoktur. 

Gergerlioğlu ve HDP de asla yalnız değildir.

İBB’yi AKP’nin elinden halk almıştır, halktan başkası onun üzerinde hak iddia edemez. Keza

HDP’yi kuran irade de YSK’da değil halkın yüreğinde şekillenmiştir.

HDP’yi halk kurmuştur, sarayda hazırlanan bir iddianame ile kapatılamaz.

İKTİDARLAR GELİR GEÇER, BAHÇELERİMİZDE YİNE ÇİÇEKLER AÇAR’

Türkiye’de iki taraf vardır ve ülkenin geleceğini bu iki taraf arasındaki mücadelenin kazananı belirleyecektir sevgili arkadaşlar.

Bundan sonrasını böyle bilip hareket etmek gerekir.

Bu iki taraftan birinin adı emektir, emekçidir, hak ve özgürlüktür; diğerinin adı soygundur, gasptır, patrondur ve esarettir.

AKP’ye oy veren yurttaşlarımıza da seslenmek istiyorum. Parçası olduğunuz taraf sizin değil, sizin sırtınızdan geçinenlerin karnını doyuruyor!

Saray’ında oturan hiç kimse sizi parayı sevdiğinden daha çok sevmiyor, servetini düşündüğünden daha çok düşünmüyor.

Saray ayakta kaldıkça halkın borcu artıyor, milyonlar Erdoğan’ın şahsım serüvenine alet ediliyor.

Eğer AKP kameraları ağzınızın içine soka soka teslim ettiği yardım kolilerini göstererek önümüzdeki seçimde oy istiyorsa o zaman şu soruyu sorun: Siz 19 yılda bu ülkeye ne yaptınız da hem beni, hem komşumu, hem köylümü hem hemşerimi bu yardım kolilerine, yağ ve ekmek kuyruklarına muhtaç ettiniz?

Basın toplantımızı sonlandırırken, ülkemizin ve halklarımızın geleceğine olan sarsılmaz inancımızı bir kez daha vurgulamak istiyorum. Üretenlerin yönettiği, emeğin iktidarda olduğu bir ülke mümkündür ve zorunludur, ve Türkiye mutlaka böyle bir ülke olacaktır.

Siyaset artık ne bu meclise ne bu kürsülere sığacak durumda değildir, tüm yurttaşlarımızı birlikte mücadeleye çağırıyoruz.

Türkiye böyle bir ülke olana dek buradayız, fabrikalardayız ve meydanlardayız, yaşamı birlikte kazanacağız.

İktidarlar gelir geçer, bahçelerimizde yine çiçekler açar.

Tarih, zalimleri bir sayfa lanetle anar ama halkların mücadelesi sürer. Bu karanlığı birlikte yıkacağız, bahara hasret milyonlarız, yaşamak için direnişteyiz, buradayız”