TİP Genel Başkanı Erkan Baş: Sosyal yardımları insanları iktidara bağlamanın aracı haline getirdiler

Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş, Meclis'te düzenlediği partisinin haftalık basın toplantısında AKP iktidarının, sosyal yardımları insanları iktidara bağlamanın aracı haline getirdiğini söyledi.



12-11-2019 16:46

İleri Haber

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Meclis'te partisinin haftalık basın açıklamasını düzenledi. İktidarın yoksulluğu, çaresizliği, işsizliği bir yönetme aracı olarak kullanma tercihinde olduğunu söyleyen Baş, "Ortada bir kaza neticesinde işsizliğin ve yoksulluğun artması yok. Bu toplumu yoksul, işsiz ve çaresiz bırakma stratejisi, iktidarın ülkeyi yönetme stratejisi haline gelmiş" dedi.

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki (TBMM) haftalık basın toplantısında konuştu. Açıklamalarına her toplantıda olduğu gibi basın mensuplarını, ülkenin dört bir yanındaki emekçileri, kadınları ve gençleri selamlayarak başlayan TİP Genel Başkanı, Eskişehir Entil işçilerinin Ankara'ya yürüme talepleri olduğunu ve sık sık engellendiklerini, işçilerle dayanışma içinde olduklarını paylaştı.

'TAZMİNATSIZ İŞTEN ATILAN REYHAN KARA, PATRON VE ÇETESİNİN ALÇAKÇA SALDIRISINA UĞRADI'

Mobbinge uğradığı ve sürekli pamuk ipliğine bağlı bir çalışma hayatına sahip olduğu için ardından "Mobbinge dayanamıyorum" diye bir mektup bırakarak yaşamına söz veren Saadet Harmancı öğretmeni anarak devam eden Baş, "Esenyurt'ta Cihan Tekstil isimli bir işletmede tazminatsız işten atılan Reyhan Kara isimli genç bir kadın arkadaşımız, iş yerinde basın açıklaması gerçekleştirmek isterken patron ve çetesinin saldırısına uğrayıp yaralandı. Sosyal medyada fotoğraflarını gördüğümüz bu alçakça saldırı karşısında da Reyhan Kara arkadaşımızla dayanışma içinde olduğumuzu paylaşmak istiyorum" dedi.

"Özellikle bu son sözünü ettiğim olaydaki pervasızlık aslında en temel yurttaşlık haklarınn bile işçilere çok görüldüğü ve işçilerin gerçekten patronların ve iktidarın zihninde yer ettiği önemli örneklerden bir tanesi" diyen TİP Genel Başkanı, "Açıkça söylemek gerekiyor ki iktidarın gücünün yanında olmasını fırsat bilen patronların bu alçakça girişimlerine karşı Türkiye'nin dört bir yanında işçilerin ve emekçilerin, alın teriyle yaşayan herkesin yanında olacak, hak mücadelelerinin sonuna kadar takipçisi olacak ve onlarla yan yana, omuz omuza yürüyeceğiz" şeklinde konuştu.

'İNTİHARLAR MECLİS ÇALIŞMALARININ GÜNDEMİNE ALINMALI'

Geçen hafta ülke gündeminde intiharların önemli bir yer tuttuğunu dile getiren Erkan Baş, bu intiharların özellikle Meclis'e dönük önemli bir sorumluluk çağrısı, önemli bir uyarı, ülkenin içinde bulunduğu duruma dair can yakıcı bir işaret olduğunu düşündüklerini söyledi.

"İntihar kuşkusuz, bir çare değil" diyen Baş, "Bunun yayılması olasılığı bile insanın tüylerini diken diken ediyor ve buna karşı konunun ciddiyetle değerlendirilmesi ve Meclis çalışmalarının gündemine alınması gerektiğini düşünüyoruz" dedi.

'BÜYÜK BİR TOPLUMSAL YIKIMLA KARŞI KARŞIYAYIZ'

Meselenin toplumun çeşitli kesimlerinden insanlarının bireysel rahatsızlıklarının, psikolojik sorunlarının bir sonucu olarak değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Erkan Baş, "Bugün Türkiye'ye baktığımızda, resmi rakamları veri aldığımızda bile büyük bir toplumsal yıkımla karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz" diyerek şu cümlelerle resmi verileri paylaştı:

"Örneğin bu resmi rakamlar bize 4,5 milyonu bulan işsizden söz ediyor ve yüzde 13,9 gibi dünya çapında rekoru gösteriyor. Bu iktidar sadece Türkiye'de, Cumhuriyet tarihinde bir işsizlik rekoru kırmadı, aynı zamanda Türkiye'yi dünya sıralamasında işsizlik endeksinde en kötü noktalardan bir tanesine taşıdı.

Daha acı, gençler arasında bu oranın yüzde 27, genç kadınlar arasında ise yüzde 41 olduğunu görüyoruz. Sadece bu veriler bile aslında Türkiye'nin geride kalan dönemde iktidar tarafından nasıl yağmalandığını, insanların nasıl çaresizliğe sürüklendiğini, açlıkla sınandığını gösteriyor."

'TÜRKİYE'NİN İÇİNDE BULUNDUĞU TABLO 2020 İÇİN BÜYÜK SORUMLULUK YÜKLÜYOR'

Meclis'te şu an 2020 bütçesi için komisyon toplantılarının devam ettiğini dile getiren Baş, "Tam bu aşamada bu olayların, Türkiye'nin içinde bulunduğu bu tablonun aslında 2020 için bize büyük bir sorumluluk yüklediğini hatırlatmak istiyoruz. Türkiye öyle bir ülke haline geldi ki, 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 2625 lira olarak kabul ediliyor. Asgari ücretin, açlık sınırının bile çok çok altında olduğu bir ülke... Yoksulluk sınırı ise 9694 lirayla neredeyse 4 asgari ücret düzeyine ulaşmış durumda" ifadelerini kullandı.

'12,5 MİLYON İNSAN BANKALARIN KARA LİSTESİNDE'

Türkiye'de yaşayan insanların yüzde 70'inden fazlasının taksit ve borç ödemesi yapmak zorunda kaldığını söyleyen Erkan Baş, "Sokakta gördüğümüz her 10 kişiden 7'si borcunu nasıl ödeyeceği sorunuyla karşı karşıya. 3 milyondan fazla insan kredi kartı borcu yüzünden takibe uğramış durumda. Türkiye'de 12,5 milyon insan bankaların kara listesine girmiş. Ülke bir bütün olarak kara listeye alınmış diyebileceğimiz kadar vahim bir tabloyla karşı karşıyayız" şeklinde konuştu.

Öte yandan iktidarın bu yoksulluğu, bu çaresizliği, bu işsizliği bir yönetme aracı olarak kullanma tercihinde olduğunun altını çizen Baş, "Ortada istenmeyen bir sonuç yok, ortada bir kaza neticesinde işsizliğin ve yoksulluğun artması yok. Bu toplumu yoksul, işsiz ve çaresiz bırakma stratejisi iktidarın ülkeyi yönetme stratejisi haline gelmiş" dedi.

'SOSYAL YARDIMLARI İNSANLARI İKTİDARA BAĞLAMANIN ARACI HALİNE GETİRDİLER'

"Sadaka kültürünün bir uzantısı haline getirdikleri sosyal yardımları, insanları iktidara bağlamanın aracı haline getirmiş durumdalar. Bu, durumun vahametini katbekat artıran bir hal almış durumda" diyen Baş, sözlerine şu şekilde devam etti: 

"Üstelik büyük ölçüde AKP'nin il ve ilçe örgütlerinin yönlendirmesiyle, insanları Meclis'teki en büyük gruba sahip olan partiye ve onun üzerinden de iktidara, hükümete bağlamanın, ona mecbur bırakmanın bir yolu haline gelmiş durumda.

Üstelik bu süreç, insanların sosyal yardımlardan faydalanması son derece aşağılayıcı, gurur kırıcı bir sorun haline gelmiş durumda. Bir adım ötesinde, insanlarımız ciddi bir duygusal yakım yaşıyorlar. Burada da şunu vurgulamak gerekiyor, sosyal yardımlar devletin ihtiyaç sahibi insanlarına destek olması bir haktır, sorumluluktur, görevdir.

Bu ülkede yaşayan her insanın insanca yaşama hakkı vardır ve ülkeyi yönetenlerin görevi bunu yerine getirmektir. Dolayısıyla insanlarımızı çaresiz bırakıp kendine bağlı hale getirme stratejisi aynı zamanda bir anayasal suç olarak değerlendirilmek durumdadır."

'AKP, PATRONLAR VE SERMAYE SINIFI EL ELE VEREREK İŞÇİ SINIFININ KANINI EMİYOR'

"Bu tabloda öfke, çaresizlik büyüyor ve insanlarımız bir taraftan da bunu ifade edebilecekleri olanaklara sahip değil" ifadelerini kullanan TİP Genel Başkanı, "Türkiye'de büyük bir sendikasızlaştırma, işçileri yalnız bırakma ve çaresizliğe itme süreci işliyor. Öbür taraftan, herhangi bir şekilde içinde bulunduğu durumu yüksek sesle ifade eden herkes bir biçimde iktidar düşmanı ve dolayısıyla doğal bir 'terörist' kategorisi içine yerleştiriliyor, toplum bir baskı altına alınıyor" dedi.

AKP, patronlar ve sermaye sınıfının el ele vererek; işçi sınıfının kanını emdiğini ve yaşamını tükettiğini söyleyen Baş, "Biz bu durumun kabul edilebilir olmadığını ifade etmek istiyoruz ve bu karanlık tabloya karşı insanlarımızı, emekçilerimizi, yoksul halkımızı yan yana gelmeye, dayanışmaya ve örgütlü bir biçimde  iktidara karşı haklarını savunmaya çağırıyoruz. Türkiye İşçi Partisi, bu sürecin her aşamasında ezilen, yoksul, çaresiz bırakılan insanlarımızın yanında olacak ve halkın örgütlülüğünü güçlendirecektir" şeklinde konuştu.

'BABASI KHK İLE İŞTEN ÇIKARILAN ENGELLİ YURTTAŞIMIZ SOSYAL YARDIMDAN MAHRUM BIRAKILDI'

Kanun Hükmünde Kararnamelerin (KHK) sıklıkla kamuoyunda tartışıldığını ve pek çok dosyanın incelenmediğini söyleyen Erkan Baş, yargılamalar neticesinde masum olduğu mahkeme kararıyla tescil edilmiş insanlar bile KHK ile işlerinden atıldılarsa geri dönme şansı bulamıyorlar diyerek ellerine ulaşan bir belgeyi şu ifadelerle kamuoyuyla paylaştı: 

"Maalesef bu o kadar yaygınlaştı ki, şimdi daha öteye gittiğini görüyoruz. Elimize ulaşan bir belgede, sosyal yardım alan engelli bir yurttaşımız sadece babası KHK ile işten çıkartıldığı için bu sosyal yardımdan mahrum bırakılıyor. Mevcut Anayasa'nın 38. maddesine göre 'kimse işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz, kimseye suçu işlediği zaman kanunda suç için koyulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez' gibi açık bir hüküm varken, işlemediği bir suçtan insanların cezalandırıldığı bir tabloda, yine aynı maddenin devamında 'ceza sorumluluğu şahsidir' dzenlemesi bulunurken insanların kendilerinin cezalandırılmasının yanı sıra, akrabaları, çocukları ve eşleri de suç kapsamına alınıyor ve ellerindeki en temel haklarının kullanılmasının dahi önüne geçiliyor. Ellerinde bulunan hakları ise gasp edilebiliyor, bu kabul edilebilir bir durum değildir."

'2020 BÜTÇESİNİN HALK DÜŞMANI KARAKTERİNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRMEDE BULUNACAĞIZ'

"Önümüzdeki hafta itibarıyla çok ayrıntılı bir şekilde, önerilen 2020 bütçesinin emekçi ve halk düşmanı karakterine ilişkin değerlendirmelerde bulunacağız" diyen Erkan Baş, erken bir uyarı olarak Meclis'in, Türkiye'nin içerisinde bulunduğu bu ekonomik yıkımın emekçi halkların üzerindeki etkilerini gündeme alması ve buna çare üretmesi gerektiği çağrısı yaptı.

'RABİA NAZ KOMİSYONU YOĞUNLAŞMIŞ BİR FAALİYET YAPMAK ZORUNDA'

Daha önce Rabia Naz Vatan cinayetine ilişkin soruşturmayı takip edeceğini belirten Baş, bu hafta Meclis komisyonunun çalışmalarına dair değerlendirmelerde bulundu. Komisyonun Eynesil'e gittiğini, Rabia Naz'ın ailesiyle ve konuya ilişkin bilgisi olan yurttaşlarla görüşmeler yaptığını aktaran TİP Genel Başkanı, "Daha sonrasında, sosyal medya üzerinden takip edebildiğimiz kadarıyla Rabia Naz'ın ailesi bir kez daha olayın acısını yaşamak zorunda kaldı" dedi.

"Bu durumun her geçen gün toplumun vicdanında daha büyük yaralar açan bir boyut kazandığını paylaşmak istiyoruz" diyen Baş, komisyona bir an önce çalışmalarını sonlandırmak üzere, yoğunlaşmış bir faaliyet yapmak zorunda olduğunu hatırlatarak; konunun nereye ulaşacağına dair net bir bilgiye sahip olmadıklarını fakat bir ailenin çığlığını Meclis'te, Meclis kürsüsünde, kamuoyu toplantılarında duyurmaya çalıştıklarını belirtti.

"Mesele bir ailenin çığlığı olmanın ötesinde toplumsal bir yara haline gelmiş durumda" şeklinde konuşan Erkan Baş, sözlerine şu ifadeleri ekledi:

"Türkiye'de yaşayan hiçbir yurttaş maalesef adalete, hukuk sistemine güvenmez durumda. Her birimiz açısından iktidarın elindeki gücü kullanarak her davada, her olayda, her süreçte istediğini topluma yansıtan; yaşanan olayları iktidarın aleyhine bir sonuç verme olasılığı ortaya çıktığı andan itibaren, istemediklerinin üzerini örten bir yaklaşım geliştirildiği algısı toplumumuza yerleştirilmiş durumdadır ve sanıyorum en kötüsü de budur.

Teker teker hangi olayda kimin ne kadar suçlu olduğunu bulmanın ötesinde, toplumun tümünde paraya, güce, iktidara sahip olanların istediği her şeyi yapabileceğine dair oluşmuş kötü inancın bir an önce ortadan kaldırılması lazım. Bu kapsamda Rabia Naz Vatan ve Şüpheli Çocuk Ölümleri komisyonumuza önemli bir sorumluluk düştüğünü bir kez daha hatırlatmak istiyoruz.

Yaşadığımız somut olaylarda zaten acılı olan bir ailenin defalarca cezalandırılmasını, bir gazeteci arkadaşımızın ülkeyi terk etmek zorunda kalmasını tekrar tekrar hatırlatmak durumundayız."

'BOLİVYA'DAKİ DARBE, ABD EMPERYALİZMİNİN EMEKÇİ HALKLARIN KAZANIMLARINA SAVAŞ AÇTIĞININ YENİ BİR ÖRNEĞİ'

ABD emperyalizminin dünyanın dört bir yanındaki kan politikalarına devam ettiğini vurgulayan Erkan Baş, "Son olarak, Bolivya'da gerçekleşen bir darbe girişimiyle Bolivya'daki özellikle yoksul halkların umudu ve onların siyasi temsilcisi olarak kabul edilen; geçtiğimiz dönemde dünya üzerindeki eşitlik ve özgürlük mücadelesinin yükselme emarelerinden biri olarak değerlendirdiğimiz Morales'in bir darbe yoluyla görevinden alınması, istifa etmek zorunda bırakılması dünyanın içinde bulunduğu duruma ilişkin bizi bir kez daha uyarıyor" dedi ve sözlerini şu ifadelerle sonlandırdı:

"ABD emperyalizminin teker teker ülkelerdeki yoksul ve emekçi halkların her tür kazanımlarına savaş açtığının bir yeni örneği olarak değerlendiriyoruz Bolivya'daki müdahaleyi, askeri darbeyi. Bu askeri darbeye karşı yoksul, emekçi halkların yanında olduğumuzu paylaşmak istiyorum."