TİP Genel Başkanı Erkan Baş: İstanbul'u kaybettiler, iktidarı da kaybedecekler

Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş, Meclis'te düzenlediği partisinin haftalık basın açıklamasında 23 Haziran seçimlerine yönelik "İstanbul'u kaybettiler, iktidarı da kaybedecekler" dedi.



25-06-2019 14:32

İleri Haber

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Meclis'te partisinin haftalık basın açıklamasını düzenledi.

Bu hafta yapılan basın toplantısında Aliağa direnişine, Saica Pack isimli ambalaj fabrikasından 6 işçinin atılmasına, Gezi Davası'na, seçimlere ve TİP üyelerine yönelik polis tehditlerine ve baskıyı konu edinen Baş'ın konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:

'İKİ ELİMİZ YAKASINDA OLACAK'

Elbette bir seçim değerlendirmesini yapacağız fakat önce, ülkemizde kesintisiz biçimde devam eden, işçilerin haklarına dönük saldırılara değinmek ve bu saldırılara karşı direnen işçi kardeşlerimizin seslerini, sözlerini paylaşmak istiyoruz.

Geçtiğimiz hafta basın toplantımızda dile getirmiştik. İzmir Aliağa'da mafya yöntemleri uygulayan bir belediye başkanı var. Bu başkan gece yarıları kendisine itiraz edenleri bacağından vurduracak kadar emek düşmanı, hukuksuz, zorba biri. Aliağa Belediyesi'nde işten atılan arkadaşlarımız ise direnişlerini sürdürüyor. Hukuksuzluğa, mafya kılıklılara karşı sürdürdükleri mücadelenin yanında olduğumuzu tekrar ifade ediyoruz.

Hiç kimsenin Aliağa işçilerinin ekmeği ile oynamaya hakkı yok, buna girişenlerin, buna cüret edenlerin iki elimiz yakasında olacak!

'SAICA PACK FABRİKASINDA ÇALIŞAN 6 İŞÇİ SENDİKALI OLDUĞU İÇİN İŞTEN ATILDI'

Türkiye'nin birçok il ve ilçesinde emekçilerin ücret, çalışma ve örgütlenme hakları için yürüttükleri direnişler aylardır sürüyor. Bunlara yeni bir tanesi geçtiğimiz günlerde Sakarya'dan eklendi. Sakarya'da bulunan Saica Pack isimli ambalaj fabrikasında çalışan altı işçi sendikalı oldukları için işten atıldı.

Örgütlenme hakları engellenen ve işten atılan arkadaşlar fabrika önünde çadır kurarak 25 gündür direniyor.

Türkiye İşçi Partisi Sakarya İl Örgütü de direnişin yanında ve yakından takip ediyor. Bu altı işçi arkadaşımızın taleplerini biz buradan da dile getirmek istiyoruz. Çünkü bu talepler Türkiye'deki tüm işçi ve emekçilerin talepleri olma özelliği de taşıyor.

Ne istiyor işçi arkadaşlarımız? Sendikanın yetkisine dair patronun itirazı geri çekilsin ve sendika tanınsın, işten atılan işçiler işe geri alınsın ve işten çıkarmalar son bulsun, ekonomik kriz bahane edilip işçilere baskı kurulmasın.

'SENDİKAL ÖRGÜTLENMENİN ENGELLENMESİ SUÇTUR'

İşçi arkadaşlarımızın Türkiye'nin her bir nokasında geçerli olan bu taleplerinin derhal karşılanması gerekiyor. Sendikal örgütlenme, sonuna kadar meşru olduğu kadar aynı zamanda anayasal bir haktır ve engellenmesi suçtur. Hiçbir işçinin sadece sendikalı olduğu için çalışma hakkı engellenemez.

Engellenirse ne mi olur? Bakın AKP'ye nasıl düşüyor. Emekçilerin ekmeğini çalıp kendi lüks yaşamlarına meze yapanlar eninde sonunda kaybederler. Saica Pack patronu da mutlaka kaybedecek…

'ON MİLYONLARCA İNSANIN ONURLA İÇİNDE BULUNDUĞU GEZİ EYLEMLERİ YARGILANAMAZ'

Dün Silivri'de, Türkiye'nin belki de en önemli davalarından biri olan Gezi Davası görülmeye başlandı. Biz de oradaydık. Ve başında nasıl varsak, sonuna kadar da orada olacağız.

Gezi Direnişi ülkenin her bir noktasında, her bir semtinde, sokağında ayağa kalkan, gericiliğe, zorbalığa, ülkemizin üzerine çoken karanlığa karşı direnen bir halkın yarattığı umuttur.

Gezi halkın birleşik bir isyanı, birleşik bir direnişidir ve 'Bu ülkede seçilmiş de olsanız her istediğinizi yapamazsınız, son sözü bu ülkenin halkları söyler' denilen bir hareketti.

Kimse bu zaferi, halkın birlikte direnişini yok edemez, elimizden alamaz. Kimse mücadele eden, ayağa kalkan, karanlığı yırtan halkları yargılayamaz. Gezi yargılanamaz. On milyonlarca insanın onurla, gururla içinde bulunduğu bu eylemler yargılanamaz.

Dün Silivri'deki duruşmada da tanık olduk. Savunması istenen her bir arkadaşımız Türkiye'de AKP-Saray iktidarını yargıladılar. İktidarın bizi kriminalize etme çabası karşısında biz geziciyiz siz gidicisiniz diyorduk, İstanbul'daki seçim sonuçları da bunu gösterdi.

SEÇİM DEĞERLENDİRMESİ

Türkiye tarihinin belki de en önemli seçimlerinden birisini iki gün önce yaptığımız konusunda hemfikiriz. Tek bir ilde yapılan bir yerel seçimin ülkenin kaderini belirleyecek bir referanduma dönüşmüş olması, her şeyden önce, AKP iktidarının ülkemizde yarattığı ayrışmayı, düşmanlaşmayı, öfkeyi göstermesi açısından önemlidir.

17 yıldır ülkemizi, bölüp, düşmanlaştırıp, sömürüp bir faşist yönetime mahkum hale getirmeye çalışıyorlar. Tepemize inşa ettikleri kaçak bir saraydan, suçluyu, suçsuzu, haklıyı haksızı, zengini fakiri kendi kafasına göre, kendi çıkarlarına göre belirleyecek bir yönetime halkı mecbur etmeye çalıştılar.

Sadece tek bir kişinin iki dudağı arasına sıkıştırılacak bir Türkiye kurmaya yeltendiler. İstediğini tutuklamaya, istediğini öldürmeye, istemediğine “defol git” demeye, “öyle değil böyle yaşayacaksın” demeye başladılar.

İnsanlar panzerlerin arkasına bağlanıp sürüklendi, anneler, milletvekilleri saldırıya uğradı. Annelerinin cansız bedenini bir hafta yerden kaldıramayanlar, çocuğunun ölüsünü kokmasın diye buzdolabında saklayanlar oldu.

Kadınlara saldıran, çocukları istismar eden yobazları, halk düşmanlarını muteber kıldılar, vakıflarına halkın vergilerinden milyarlar aktardılar.

11 yaşındaki çocuğumuz Rabia Naz'ın ölümünün üstünü örtmeye yeltendiler. 14 yaşında vurulan kardeşimiz, onurumuz Berkin'e terörist deyip, annesini meydanlarda yuhalattılar. Aç kalıp, çocuğuna kıyafet alamayıp kendini yakan işçileri, tren katliamında yakınlarını kaybeden insanları şov yapmakla suçladılar. Kendileri Saraylarında zevk-sefa içinde yaşayıp, dolarları ayakkabı kutularına tıkıştırırken, emekçileri tanzim kuyruklarında sayıyla verilen patatese mahkum ettiler.

Evet ülkemizi ikiye böldüler; onlar zengin oldu biz fakir, onlar yobazlaştı biz ilericiydik, onlar kurdukları rant düzeniyle villalarında, özel uçaklarda yaşadılar, biz alın terimizle ayakta kaldık. Onlar kadına çocuğa düşman oldu, biz özgürlüklerimizi savunmaya çalıştık. Onlar Kürt'e, Ermeni'ye, Rum'a, Aleviye düşmanlık yaptı, biz halkların kardeşliğini savunduk.

Onlar tüm basını ele geçirmeye çalıştı, biz kendi doğrularımızı örgütledik. Onlar faşizmi kurumsallaştırmaya, egemen kılmaya çalıştı, biz sokaklarda, meydanlarda, zindanlarda direndik. Onlar krala, diktatöre, saraya yaslandı, biz halka, sokağa, fabrikaya dayandık. Onlar kazandığımız seçimi gasp ettiler, biz bir kez daha, bu defa utandıra utandıra kazandık. Ve onlar kaybetti, biz kazanıyoruz.

'İSTANBUL'U KAYBETTİLER, İKTİDARI DA KAYBEDECEKLER'

Tarih bir kez daha gösterdi ki, krala, diktatöre yaslanan düşer, halka güvenen kazanır. Daha önce de söyledik tekrar hatırlatıyoruz; bitmeyen faşizm, yıkılmayan diktatörlük yoktur. Bunun da sonu farklı olmayacak.

23 Haziran itibarıyla artık geri dönüşü olmayan bir yola girdiğimiz kanaatindeyiz, Saray bir daha kendini toparlayamacak ve bundan sonrası düşüştür. AKP'nin kaybettiği sadece İstanbul değildir. İstanbul'u kaybettiler, iktidarı da kaybedecekler.

'PATRONLARIN ÇIKARLARINA HİZMET EDENLERLE BU HALK UZLAŞMAYACAKTIR'

Normalleşme, uzlaşma diyebilirler. AKP'nin içinden yeni bir parti çıkarabilirler. Kürtlere çiçek atabilirler. Seçim yapabilirler. Düzenin parti ve kurumlarıyla yeni arayışlara girişebilirler. ABD'ye biat edebilirler. Ve evet hep yaptıkları gibi halkı baskıyla, zorbalıkla, faşizmle sindirmeye çalışacaklar ve biz bunların hiçbirine teslim olmayacağız. Saray'la barış olmaz. Saray'la barışmayacağız. Halkın, işçilerin çıkarlarını temsil etmeyen, onlara hizmet etmeyen hiç kimse ve partiyle uzlaşmayacağız. Patronların çıkarlarına hizmet edenlerle bu halk uzlaşmayacaktır.

Partimiz Türkiye İşçi Partisi'nin sözü şudur: O Saray yıkılacak, saltanatlar çökecek. Halkın birlikteliği, ortak direnişi, özgürlük ve eşitlik arayışı sosyalist mücadelenin, işçi ve emekçilerin mücadelesinin serpilip gelişeceğine olan inancımız, kararımız tamdır. Önümüzdeki dönemde de bu bilinç ve sorumlulukla faşizme ve sermaye iktidarına karşı mücadelemizi büyüteceğiz.

'ÇANAKKALE İL EMNİYET MÜDÜRÜ'NÜ, VALİSİNİ VE SOYLU'YU UYARIYORUM...'

Devletin bütün olanaklarını arkanıza alsanız da, hep beraber halka karşı bir çalışma yürütseniz de halk birleştiği zaman kaybetmeye mahkumsunuz. İçişleri Bakanı'nı uyarıyoruz, Çanakkale'de parti üyelerimize yönelik polisin baskı ve tehditleri devam ediyor.

Israrlı bir şekilde partimize genç, üniversite öğrencisi olan parti üyelerimizin aileleri ile görüşülüyor. Üyelerimizin ailesinden memur olan aile fertleri, meslekten atılmak ile tehdit ediliyor. Emniyet tarafından gelen bu gerçek dışı söylemler yüzünden ailelerimiz üzüntü içinde. 

Bu hukuksuz ve baskıcı uygulamayı hayata geçiren tüm memurları, emir veren amirlerini, Çanakkale il emniyet müdürü ve valisini, İçişleri Bakanı Soylu'yu uyarıyorum. Gençleri ve aileleri rahat bırakın.

Bu çocuklar doğru buldukları fikirler gereği Türkiye İşçi Partisi'nde örgütlenmişlerdi. Haddiniz olmayan işlere girmeyin. Kirli ellerinizi Türkiye İşçi Partisi'nin ve üyelerimizin üstünden çekin, kendi işinizi yapın.