TİP Genel Başkanı Erkan Baş hakkında ikinci kez fezleke hazırlandı

TİP Genel Başkanı Erkan Baş hakkında "dokunulmazlığının kaldırılması" talebiyle ikinci kez fezleke hazırlandı.



20-06-2019 12:24

İleri Haber

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş hakkında dokunulmazlığının kaldırılması talebiyle fezleke hazırlandı.
 
Erkan Baş hakkında dokunulmazlığının kaldırılması talebiyle fezleke hazırlanarak Meclis’e gönderildi. Fezleke, 31 Mayıs tarihinde Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonu'na getirildi.
 
Böylece dokunulmazlığının kaldırılması talebiyle Baş hakkında hazırlanarak Meclis'e gönderilen fezleke sayısı 2 oldu. 

Alınan bilgiye göre, TİP Genel Başkanı Erkan Baş hakkında hazırlanan fezlekenin gerekçesi, Baş'ın 26 Eylül 2016 tarihinde Kadıköy'de "Laikliği Kazanacağız" bildirisi dağıtırken darp edilerek gözaltına alınması ve sonrasında hakkında “kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşe silahsız olarak katılmak” ve “görevi yaptırmamak için direnmek” iddiasıyla açılan davada beraat etmemiş olması.

Erkan Baş hakkında fezleke hazırlanmasına sebep olan Haziran Hareketi'nin "Laikliği Kazanacağız" bildirisinin tamamı şu şekilde:

"Gün, Dinciliğin Saltanatına Karşı Laikliği Kazanma Günüdür! 

Türkiye'yi 14 yıldır din tüccarları, din bezirgânlan yönetiyor. Türkiye'yi on dört yıldır kendi çocuklarına gemicikler alanlar, paraları sıfırlayanlar, saraylarda oturanlar, bunu yaparken de halkın en samimi inançlarını sömürenler yönetiyor. Türkiye'yi on dört yıldır zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapanlar, halkın sofrasındaki ekmeğe göz koyanlar, sofradaki o ekmekten her gün biraz daha çalanlar, bunu yaparken de sürekli "ezan, kuran, din, iman" diyenler yönetiyor.

Bu din tüccarları, bu kan emiciler, düne kadar Gülen Cemaati ile ortaktılar. "Ne istediler de vermedik' diyorlardı, "alnı secdeye gelen adamdan zarar gelmez" diyorlardı. Sınav sorularını birlikte çaldılar, mülakatlarda torpil yaptılar, liyakat esasına göre değil tarikat mensupluğu esasına göre atama yaptılar, devleti kendi kadrolarıyla doldurdular. "Kindar ve dindar nesil" yetiştirmek adına eğitim sistemini hallaç pamuğu gibi attılar, bütün okulları imam-hatipleştirdiler.

Müfredatı akla, bilime sığmayan hurafelerle doldurdular, küçücük çocukların zihinlerini "değerler eğitimi" adı altında bulandırdılar, temel bilimlerin yerine din derslerini koydular. Gelecek nesiller yurttaş değil tebaa olsunlar, kendilerine biat etsin, ses çıkarmasın, haklarını aramasın, hesap sormasın istediler. 

Memleketin fabrikalarını, madenlerini, limanlarını, ormanlarını, derelerini sattılar. Memleketi yandaşlarına peşkeş çektiler, işçiye güvencesiz ve taşeron çalışmayı reva gördüler, iş cinayetlerinde binlerce işçinin kanına girdiler. Çalışanların emeğine, alın terine, göz nuruna el koydular, kendileri zevk ü sefa içinde, lüks içinde yaşamaya devam ettiler. Birbirleriyle girdikleri güç savaşı nedeniyle memleketi 15 Temmuz günü ateşe attılar.

Düne kadar ortaklık yaptıklan, her türlü örgütlenmesine göz yumdukları, destek oldukları Cemaat ordudaki örgütlenmesi aracılığıyla askeri darbe yapmaya kalkıştı; onlarca insan yaşamını yitirdi, ülkemiz kardeşin kardeşi, komşunun komşuyu kıracağı bir iç savaşın eşiğinden döndü. Darbeyi bahane ederek kendi darbelerini yürürlüğe koydular, Olağanüstü Hal ilan ederek hukukun son kırıntılarını da ortadan kaldırdılar, Anayasayı askıya aldılar, Meclis'i fiilen kapattılar.

Cemaat temizliğini bahane ederek cadı avına giriştiler, çıkardıkları KHK'larla binlerce insanın ekmeğini elinden aldılar, muhalif sesleri açlıkla, işsizlikle terbiye etmeye çalıştılar. Din tüccarları, din bezirgânları bu ülkenin sadece parasını çalmadı, zenginliklerini peşkeş çekmedi; memleketin, yurttaşlarımızın, gençlerimizin hem bugününü hem yarınını çaldı, barış içerisinde ve kardeşçe bir arada yaşama umudunu elinden aldı, ülkenin kaderini bir adamın iki dudağının arasına hapsetti, Türkiye'yi bir felaketin eşiğine getirdi. 

Bu vahim manzara karşısında çaresiz degiliz. Bu felakete dogru doludizgin gidişe hem bugünlerimiz, hem yarınlarımız, hem kendimiz hem çocuklarımız adına dur demek zorundayız. Emegi çalınan işçiler olarak, ataması yapılmayan öğretmenler olarak, torpil yüzünden işe giremeyen gençler olarak, çalınan sınav sorularının magduru öğrenciler olarak, ürününü üç kuruşa satan köylüler olarak, namus cinayeti adı altında katledilen kadınlar olarak, inançları istismar edilen yurttaşlar olarak bu gidişata dur demeliyiz. Dinciligin saltanatına karşı laiklik için mücadele etmeli, laikligi kazanmalıyız. 

Gün diktaya karşı omuz omuza, yan yana durma günüdür!

Gün emeğin, barışın, kardeşliğin ve özgürlüğün Türkıyesini birlikte kurma günüdür! "