TİP Genel Başkanı Erkan Baş: Deprem vergisiyle 66 milyar 143 milyon lira toplandı, bu paralar nerede?

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, 73 gün sonra açılan TBMM'de ilk basın toplantısını bugün gerçekleştirdi.



01-10-2019 14:16

İleri Haber

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), bugün 73 günlük aranın ardından açıldı. 

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, TBMM Ana Bina'da yeni yasama yılının ilk basın toplantısını gerçekleştirdi.

Baş'ın açıklamaları şu şekilde:

"Bugün TBMM’de yeni yasama döneminin ilk günü…

Geride kalan dönemde, özellikle Saray’ın parlamentomuz üzerindeki tahakkümü ve AKP-MHP ittifakının Saray merkezli yaklaşımı düşünüldüğünde yeni dönem için Parlamento açısından umutlu olmak çok zor.

Elbette kendi cephemizden, halkımızın mücadele azmi ve kararlılığından, bu iktidarın tüm baskılarına rağmen teslim olmayan halk iradesinden son derece umutluyuz ve buradaki esas görevimizin halkın bu kararlı sesini parlamentoya taşımak olduğunu düşünüyoruz.

'MECLİS SARAY'IN BİR ALETİ OLARAK ÇALIŞIRSA AÇILMASININ DA KAPANMASININ DA HALK AÇISINDAN BİR ANLAMI OLMAZ'

Denklem çok basit. Halkın gerçek sorunları, gerçek çözüm önerileri konuşulduğunda, halkın sesi Meclis’e taşındığında halkımızda Meclis’e umutla bakar. Meclis, Saray’ın bir aletin, basit bir enstrüman olarak çalıştığında ise açılmasının da kapanmasının da halk açısından bir anlamı olmaz.

Yeni yasama dönemine başlarken, AKP ve MHP’nin halka düşman olan her türlü girişimine karşı en kararlı biçimde mücadele etmeye devam edeceğiz. Emekçilerden, ülkemizin onurlu tüm insanlarından, gençlerden ve kadınlardan aldığımız güçle parlamentoyu da halkımızın ülkenin dört bir yanında süren mücadelesinin bir alanı haline getireceğiz.

Halkın iradesinin yok sayılması girişimlerinin bir parçası olarak TBMM’yi önemsizleştirme girişimlerine karşı halkın, emekçinin yoksulun sesini her hal ve şartta yeni yasama döneminde de buraya taşıyacağız.

Meclis açılırken ülkenin ve vatandaşın durumuna şöyle kuşbakışı bakmak bile nasıl bir karanlık tabloyla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.

Memleketin gerçek sorunları bunlarken iktidar göz boyama dışında hiçbir şey yapmıyor.

'YEP-YENİ PROGRAM'

Dün yine yeni bir ekonomik program açıklandı.

Daha bir yıl geçmeden yeni ekonomi programı açıklandı.

İçine sürüklendikleri bataklıktan kurtulmak için sürekli yeni program açıklanıyor,

Artık kafalar karşımasın diyen buna YEP-Yeni diyelim. Bundan sonraki paketler için de önerimiz, geçmişteki otobüs şirketlerinin kullandığı yöntemi kullanmalarıdır. ÖZyeni, HAKİKİyeni, ENyeni gibi isimler kullanırlarsa programlar birbirine karışmaz.

Eski YEP’in nasıl performans gösterdiğine bakmak bile bu yeni programın nasıl olacağının görmek için yeterli…

Büyüme tahmini :

Eski YEP 2019 yüzde 2,3; YEP-Yeni de yüzde 0.5

Bütçe açığı:

Eski YEP 2019 GSMH’nin yüzde 1,8’i; YEP-Yeni’de Bütçe açığı %2,9

İşsizlik:

Eski YEP’de yüzde 12,1 hedeflenirken,YEP-Yeni’de yüzde 12,9’a yükselmesi hedefleniyor.

Daha bir yıl içinde hedeflerinden bu kadar sapan bir iktidarın 3 yıllık hedefler belirlemesi başlı başına bir komedi, ancak bu komedi halkımızın hayatını bir trajediye çeviriyor.

'PATRONLAR ZENGİNLEŞİYOR, EMEKÇİLER YOKSULLAŞIYOR'

Damat Berat bey, her yıl yeni paket açıklıyor ama her sözde yeni paket çok eski bir oyun oynanmaya devam ediyor… İktidar memleketi krize sürüklüyor, bu arada yandaşlar başta olmak üzere patronlar servetlerine servet katıp “krizi fırsata çeviriyor” emekçiler ise krizin acı faturasını öderken yoksullaşıyor, işsizliğe ve açlığa mahkum ediliyor.

Hedeflerinden sapmasını boş verelim ama bu pakette emekçilere yine acı sürprizler var.

'IMF'NİN FİKRİ İKTİDARDA'

Hem de IMF eliyle, hem de IMF ile o gizlice görüştü bu görüştü diye hafiyelik yapıldığı dönemde anlıyoruz ki IMF ile en başta iktidarın kendisi görüşmüş. Daha 15 gün önce Türkiye Raporunu açıklayan IMF’nin tavsiyeleri Yeni Ekonomik Programda..

AKP IMF’nin kendisi ile ilgili bol bol nutuk atıp kötülerken İMF’nin fikri iktidarda! Ama en önemlisini söyleyeceğiz. Ve buradan bizleri meclise gönderen emekçi halkımıza da sözümüzü yeniden hatırlatacağız.

IMF 15 gün önce dedi ki: “Maaşları gerçekleşen enflasyona göre değil hedeflenen enflasyona göre belirleyin.” Hani şu sahte toplu sözleşmelerde %3+%3’ler var ya kimse inanmasa da açıklanıyor ancak Her Haziran ve Ocak sonrası gerçekleşen enflasyon kadar düzeltme yapılıyor. İşte iktidar bunu kaldırmayı hedefliyor.

Yıllardır memura, emekliye sadece enflasyon kadar ücret zammı yapılmasını zaten eleştirdik. Ülke GSMH’si %5 %7 artarken emekçilere bunları refah payı olarak vermez sadece enflasyon kadar zam yaparsanız, ülkenin zenginleşmesini sadece belirli bir azınlık ile paylaşırsınız dedik.

'AKP İKTİDARA GELDİĞİNDE MİLLİ HASILA İÇİNDE ÜCRETLERİN PAYI DÜŞTÜ'

Nitekim öyle oldu, AKP iktidara geldiğinde GSMH içinde ücretlerin payı %49 iken şu anda %32’ye düştü.

Ama bu bile yetmemiş, artık hedef enflasyona göre ücret zammı yapılacakmış, bu saçmalık kabul edilemez.

Aynı gün elektriğe %15 zam yaptınız (artık bırakın şu yeni mağazalar gibi etiketi 9 la bitirip algı yaratmayı) 1 yıl içinde %60 zam demek bu. Daha 1 ay ve 4 ay önce doğalgaza arka arkaya %15’şer zam yaptınız. Onda da bir yıllık artış %56. Bu kadar zam yaparken 2020 hedef enflasyonu ne? %8,5!!!

Onca zam yapıp memura, emekliye sadece %8,5 zam yapmak… Siz dalga geçiyor musunuz bilmiyoruz ama biz dalga geçmeyiz. Krizin faturasını emekçiler ödemeyecek. Yarattığınız yeni zenginlerden tahsil edin.

'ALİ AĞAOĞULU'NUN PLAZALARINI 1,4 MİLYAR TL'YE SATIN ALDINIZ'

Böyle diyoruz ama kime diyoruz o da belli değil. Türkiye Varlık Fonu sabit sermaye yatırımları yapacakmış. Ali Ağaoğulları gibilerin Ataşehir’de patlayan plazalarını 1,4 Milyar TL’ye satın aldınız.

Program bunlarla da kalmıyor. İstihdam teşviklerinin verimliliğini ölçeceğiz deniyor. Yeni mi aklınıza geldi. İşsizlik Fonu’nu sermayeye çeşme yaptınız? Ne işe yaradı. Gencecik üniversite mezunlarını stajyer altında marketlerde zincir hamburgercilerde asgari ücretle yoğun mesai ile çalıştırıyorlar ve bunun parasını yine devlet veriyor. Bu mudur sizin üniversite mezunlarına layık gördüğünüz.

İşsizlik Fonundaki yağma o hale geldi ki Ağustos 2019 Fon harcamalarının sadece ama sadece %20’si işsizlere maaş olarak ödenmiş. %80’i sermayeye teşvik.

Türkiye İşçi Partisi olarak zaten işsizlerin bu fondan hem süre olarak hem tutar olarak daha fazla faydalanması için bir kanun teklifi hazırlığımız var. Onu da sizlerle paylaşacağız.

İSTANBUL DEPREMİ

Türkiye bir deprem ülkesi, ülkemizin en önemli kentlerinden ve milyonlarca insanımızın yaşadığı İstanbul’un büyük bir deprem riski ile karşı karşıya olduğu yıllardır bildiğimiz bir gerçek. Buna rağmen İstanbul’da 25 yıl yerel yönetimde olan, 17 yıldır kesintisiz tek başına iktidar olan AKP’nin bu konuyla ilgili tek gerçek adım atmamış olması üzerinden atlanamayacak derecede önemli bir suçtur.

Marmara bölgesi ve İstanbul’u etkileyecek şiddetli bir depremin zamanını bilmesek de olacağını biliyoruz. Bu, bilim insanlarının uzun zamandır vurguladığı bir gerçek.

Önceki deneyimlerimizden biliyoruz ki, depremin hemen sonrasındaki “altın saatlerde” tüm Türkiye’de kamunun/devletin yeterliliği bulunmamaktadır. Halkımızın hayatta kalma savaşı kendi ellerindedir.

1999 sonrasında iktidarlar, gelecek olan “büyük deprem” için halkın ihtiyaçlarına yönelik gerçekçi hiçbir faaliyeti sürekli kılmamış, yapılmaya çalışılan tüm iyi niyetli çalışmaları kadük bırakmıştır. Toplanan kaynaklar halkın ihtiyaçları için depreme yönelik değil, iktidardakilerin çıkarları için kullanılmış, deprem toplanma alanları yandaşlara peşkeş çekilerek bu araziler AVM’lerle doldurulmuştur.

'DEPREM VERGİSİYLE 66 MİLYAR 143 MİLYON LİRA TOPLANDI, BU PARALAR NEREDE?'

17 Ağustos 1999 yılında yaşanan depremden sonra “geçici” denilerek başlatılan ve 2002 yılında kalıcı hale getirilen deprem vergisiyle halktan bugüne kadar 66 milyar 143 milyon lira toplandı. Bu paralar nerededir?

Buradan öncelikle emekçi halkımıza seslenmek istiyoruz.

Açık bir gerçek vardır; Türkiye gibi deprem kuşağında bulunan ve kapsamlı önlemlerin alınmadığı bir ülkede, olası depremlerin kaotik etkileri olabilir. Bu gerçek karşısında dili lâl olanlar, bu suçun sorumlularıdır.

Her zaman ve her yerde olduğu gibi tek çaremiz örgütlenmektir. Sokağımızda, mahallemizde, yaşam alanımızı paylaştığımız yurttaşlarımızla dayanışmak dışında seçeneğimiz yoktur.

'DAYANIŞMA AĞLARINI KURMAK ZORUNDAYIZ'

Hayatta kalabilmek için başka seçeneğimiz yok. Sokak sokak, mahalle mahalle dayanışma ağlarımızı kurmak zorundayız.

Hayatta kalmak için dayanışma en önemli gücümüzdür.

Yetkili herkesi uyarıyoruz…

Başta İstanbul olmak üzere, önemli fay hatları üzerinde bulunan riskli bölgeler, bir hareket planı kapsamında kamuoyuna açıklanmalıdır. Hareket planında partizanca hareketten uzak durulmalı, kamusal görevi olan tüm kişi, kurum ve kuruluşlar sürecin bir parçası kılınmalıdır.

Kamunun bütün kaynakları seferber edilerek söz konusu bölgelerdeki yapı stoku için acil bir inceleme ve gerektiğinde dönüşüm işlemleri başlatılmalıdır.

Halkın afetler, ilkyardım ve kurtarma çalışmaları konusunda ilgili bilgi düzeyini artıracak eğitici faaliyetler planlanmalı, ilk ve ortaöğretim müfredatlarına ilgili ders ve müfredat eklenmelidir.

Acil durum toplanma alanları üzerindeki yapılaşma durdurulmalı, yeterince yeni alan belirlenmelidir.

Deprem vergilerinden oluşturulan fonu usulsüz kullanan ve acil durum toplanma alanlarına imar izni veren tüm sorumlular hakkında derhal soruşturma başlatılmalıdır.

KAZ DAĞLARI VE İKLİM KRİZİ

Kaz Dağları’nda siyanürlü altın arama faaliyetinin neden olduğu doğa katliamı birkaç aydır hepimizin gündeminde. Öncelikle ağaca, suya, toprağa, tüm canlılara sahip çıkan, 26 Temmuz’dan bu yana Kaz Dağları’nda Su ve Vicdan Nöbeti tutan yöre halkını ve bütün direnişçi dostlarımızı selamlıyoruz.

Kanadalı Alamos Gold şirketi ve onun Türkiye iştiraki Doğu Biga Madencilik binlerce ağacın kesilmesine neden oldu. Kaz Dağları’na bizzat gittik, gördük. Akıl almaz boyutta bir ağaç katliamıyla karşı karşıyayız. Ancak Alamos Gold şirketi durdurulmazsa, bölgedeki madencilik faaliyeti ileride kullanma ve içme suyu kaynaklarını da zehirleyecek, tarım arazilerine de zarar verecek, yörenin geçim kaynağı olan Ezine peyniri, Bayramiç beyazı gibi birçok ürünün üretilmesini de tehlikeye atacaktır.

'BU RUHSATI İPTAL EDİN'

13 Ekim tarihinde Kirazlı Altın Madeni’nin işletme ruhsatının süresi dolmaktadır. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden İşleri Genel Müdürlüğü ruhsatı kesinlikle yenilememelidir. Kamu yararına bir faaliyet olmadığı açık olan altın madenciliği, yalnızca şirketleri zengin etmektedir. İnsanların ve diğer tüm canlıların sağlıklı bir çevrede yaşama hakları üç beş patronun kâr hırsına kurban edilemez.

Talebimiz açık ve net: Kaz Dağları Kirazlı’daki altın madenciliği faaliyeti hemen durdurulmalı, ağaç kesimi sonlandırılmalı ve bölgedeki diğer altın madeni ruhsatları iptal edilmelidir.

YARGI REFORMU

AKP yargıyı mahvettiğini kabul ve itiraf ediyor, çözüm üretmek yerine göz boyamaya dayalı adımlar öneriyor

Reform paketinde yargının esas sorunu göz ardı edilmektedir. Zira ülkemizde yargıya ilişkin sorunların temel nedenleri; tek adam rejiminin keyfiyetine bağlanmış, kanunların hatta Anayasamızın birçok hükmünün uygulanmasında bir kural halinde Saray’ın çıkarlarını temel alan bir yaklaşımın yerleşmesi ve yeni hükümet sisteminin yol açtığı sistemik açmazlardır.

Yargı ile ilgili gerçek sorun, yargının iktidar sopasına dönüşmüş olmasıdır.

'GERÇEK SORUN, CUMHURBAŞKANINA HAKARET SUÇLARIDIR'

Gerçek sorun, örneğin cumhurbaşkanına hakaret suçlarıdır. Toplumun iktidara teslim olmayan tüm kesimlerinin terör soruşturmalarına uğraması, hapishanelere doldurulmasıdır. Barış akademisyenleri ihraç edilip, yargılanırken şimdi beraat etmelerine rağmen görevlerine dönememeleridir.

Reform paketi bu temel sorunlara ilişkin herhangi bir çözüm sunmamaktadır. Reform paketine ilişkin ilk sorun, paketin yürütme organı tarafından hazırlanması ve kamuoyuna açıklanmasıdır. Anayasanın 88. maddesine göre kanun teklif etme ve yapma tekeli Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerindedir. Buna rağmen reform paketi Cumhurbaşkanlığı tarafından hazırlanmış ve ilan edilmiştir.

Maalesef göstermelik olarak TBMM’de bulunan partilere de sunulmasına rağmen uygulanan bu yöntem zaten sorunun çözülmesi bir yana sorunun kendisidir. Öte yandan, her ne kadar reform paketinin paydaşlarla müzakere yoluyla oluşturulduğu ifade edilse de hukuk çevrelerinin uzun zamandır gündeme getirdiği birçok sorun reform paketine yansıtılmadı.

Hak ve özgürlükler yönünden getirilen hükümler ise büyük ölçüde zaten ek bir düzenlemeye gerek olmaksızın Anayasa, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi çerçevesinde Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarından yola çıkılarak kolaylıkla uygulanabilecek kurallardır.

Diğer yandan, kamuoyuna yansıyan reform paketinin asıl olarak bir kanuni düzenleme yoluyla düzeltilebilecek birçok sorunu da göz ardı ettiği görülmektedir. OHAL döneminde kabul edilen ve kanunlaşarak OHAL sonrasında da geçerli hale getirilen bu düzenlemeler için reform paketinde bir değişiklik öngörülmemektedir.

OHAL KHK’leri ile haklarında bireysel işlem tesis edilen kişiler için getirilen OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonu’nun yapısı, yetkileri, işleyişi ve başvuruları karara bağlama hızı konusundaki sorunlar da reform paketinde bulunmamaktadır.

Türk yargısının esas sorununun  iktidarın zihniyeti olduğunu tekrar vurgulayalım. Özellikle Anayasa değişikliği sonrası yargı organı yürütme organının kontrolüne bırakılmıştır.  Hâkimler ve Savcılar Kurulu üyelerinin neredeyse tamamının seçimi Cumhurbaşkanına bırakılmıştır.

'CUMHURBAŞKANI AYM ÜYELERİNİN BEŞTE DÖRDÜNÜ DOĞRUDAN BELİRLEME YETKİSİNE SAHİP'

Cumhurbaşkanı Anayasa Mahkemesi üyelerinin beşte dördünü doğrudan belirleme yetkisine sahiptir.  Cumhurbaşkanı, hâkim olduğu meclis çoğunluğu yoluyla, yargıyla ilgili olanlar dahil, kanuni düzenlemelerin yapılmasında da fiili olarak söz sahibidir.

Üstelik, hâkim ve savcıların mesleğe girişlerinde, Cumhurbaşkanlığı teşkilatının bir parçası olan Adalet Bakanlığı’nın etkili olduğu, denetimi imkansız bir mülakat sistemi uygulanmaktadır. Bu sistem, Anayasa’nın hâkimlerin göreve gelmesi usulünün mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatlarına uygun olarak düzenleneceğini öngören 140. maddesine rağmen, hâkim ve savcılık mesleklerine henüz giriş aşamasında yürütme organına bağlılığı esas almaktadır.

Gerek göreve gelmede gerekse görev sırasında bağımsızlığa ve teminatlara fiili olarak sahip olmayan hâkim ve savcıların yürütme organının güdümünde karar vermeleri kaçınılmaz olup bu sorunun biçimsel birtakım kanun değişiklikleriyle çözülemeyeceği açıktır. Bu sorun öncelikle hukukun üstünlüğünü önceleyen bir zihniyet değişikliğini zorunlu kılmaktadır.

Ancak bu da tek başına yeterli değildir. Yargı bağımsızlığı ve adalete etkili erişim, ancak yasama-yürütme-yargı ilişkisinin temellerinin yeniden ele alındığı, erkler ayrılığını sağlayan yeni bir anayasal zeminle mümkündür.

Bu kapsamda CHP’nin çağrısıyla ve toplumun en geniş kesimlerinin görüş ve önerilerini kapsayacak biçimde yapılan bir çalışmanın sonucu olarak hazırlanan kanun ve Anayasa değişikliği tekliflerine Türkiye İşçi Partisi olarak da katıldık ve teklifimizin en kısa sürede TBMM Başkanlığı’na sunulacağını da paylaşmak isterim.

Anayasa değişiklik HSYK yapısı değişmeli, mülakat ile hakim savcı alımı başlı başına hukuk dışıdır. Geçen dönem elimizden geldiğince gündeme getirdiğimiz başlıkların takipçisi olmaya devam edeceğiz.

'DİRENEN İŞÇİLERİ ASLA YALNIZ BIRAKMAYACAĞIZ'

Önümüzdeki yasama yılındı geçmişte olduğu gibi mücadelemizde geri düşürmeyeceğimiz, İşçi sınıfının çalışma, örgütlenme hakkına dönük saldırılara karşı emekçilerle birlikte olacağız. Direnen işçileri asla yalnız bırakmayacağız.

Kadınların kimliklerine, kadın cinayetlerine, kadınların çalışma haklarına dönük saldırılara karşı kadınların mücadelesini destekleyeceğiz. Çocuk işçiliğine, çocuklara dönük istismarlara karşı her türlü gerici saldırıya karşı duracağız.

Gençlerin geleceğinin yok edilmesine karşı, kindar gençlik yaratılmasına karşı duracağız. Gençlerin eğitim, çalışma ve özgür bir ülkede yaşama hakkının temsilcisi olacağız.

Çevreye, doğaya, hayvanlara karşı yapılan saldırıların, katliamların önüne geçeceğiz. Her bir ağacın, her bir canlının sesi olacağız.

Ülkemizde yaşayan insanların ötekileştirilmesine karşı duracağız. Irkçılığa, ülkemizde yaşayan halkların, dillerin, kültürlerin, cinsel eğilimlerin yok sayılmasına karşı mücadele edeceğiz. 

Herkes için eşit yurttaşlık hakkının savunucusu olacağız.

'DİRENİŞÇİ İŞÇİLERİ SELAMLIYORUZ'

Ve ülkenin dört bir yanında süren direnişlerden bize ulaşan bilgileri paylaşarak başlayalım. Bakkal gibi özel okul işletiliyor, özel okul sayısı 2;3 katına çıkarken öğrenci sayısı bu düzeyde artmıyor, bir dizi özel okul kepenk kapatma noktasına geldi çok sayıda öğretmen işsiz ve mağdur…

Hala direnişte olan Cargill, Saica Pack, Aliağa Belediyesi İşçileri, Düzce Cam İşçileri, Aydın Büyükşehir Belediyesi İşçileri, Eskişehir ve Muğla Tüvtürk işçilerini selamlıyoruz.