TİP Genel Başkanı Erkan Baş: Bu iktidar, Hrant'ın katilinin taktığı beyaz bereyi, beyaz bere iklimini çok sevdi

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Meclis’te haftalık basın toplantısı düzenledi. Konuşmasında dikkat çeken değerlendirmelerde bulunan Baş, erken seçim çağrısını yinelerken, “AKP’nin dişine göre rakip seçme, Türkiye’yi seçeneksiz bırakma dayatmasına teslim olmayalım” dedi.



19-01-2021 15:20

İleri Haber

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, TBMM’de haftalık basın toplantısı düzenledi. Baş, basın toplantısında Türkiye gündemine ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Konuşmasına Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in 19 Ocak 2007’de tetikçi Ogün Samast tarafından öldürülmesinin üzerinden 14 yıl geçtiğini hatırlatarak başlayan TİP Genel Başkanı, “Bugün basın toplantısına, 14 yıl önce planlı ve kalleşçe bir saldırı sonucunda yitirdiğimiz Hrant Dink’i anarak başlamak istiyorum. Hrant Dink, bu topraklarda büyümüş çok değerli Ermeni bir gazeteciydi, bir aydındı, bir fikir insanıydı.

Hrant Dink’i sadece bu sıfatlar tanımlamıyor. O aynı zamanda bu topraklarda kardeşçe bir arada yaşayabilmenin simgesiydi. Ermenilerin yaşadığı acıları hatırlamanın simgesiydi.  O acıları bir gün ortak sevince, yaşama çevirebilme umudunun, inadının simgesiydi.

Ve Hrant, çok değerli eşi Rakel Dink’in sözleriyle, ‘Bir bebekten bir katil yaratan karanlığın’ kurbanı oldu. Hrant’ı kaybettik. Keşke geri getirebilsek… ama bu mümkün değil” dedi.

‘BU ÜLKENİN BAŞINA ÖRÜLEN BEYAZ BEREYİ ÇIKARIP ATACAĞIZ’

Erkan Baş şunları söyledi:

“Öyleyse şunu düşüneceğiz. Bebekten katil yaratan karanlık bulutu ülkemizin semalarından def edebildik mi?

Def etmek için ne yapacağız?

Örneğin, Devletin bütün birimleriyle bildiği bu siyasi cinayetin hukuki sürecinde neden MİT’e hiç dokunulmadı diye soracağız.

Demek ki halen o karanlığa dokunmak istemeyen güçler egemen.

‘Af edersiniz Ermeni’ diyen, ülkemizdeki Ermenileri sınır dışı etmekle tehdit eden bir Cumhurbaşkanı bulunuyor.

Kendisi gibi düşünmeyen herkesi terörist olarak suçlayan bir iktidar var. 

Onun yandaşları var, medyası var, polisi var.

Ve benim açımdan en acısı, Hrant’ı öldüren katilin giydiği beyaz bereyi kendisi için bir siyasi sembol haline getirmiş kişiler vardı, bugün bunlar iktidarda veya iktidarı destekliyor.

Beyaz bereliler, faili meçhullerin faili, gazetecilerin, aydınların öldürülmesinin, tutuklanmasının müsebbibi.

Şunu açıkça söylememiz gerekiyor:

Bu ülkenin başına beyaz bereyi örenler bu iktidar sahipleri belki değil. 

Ama bu iktidar, beyaz bereyi, beyaz bere iklimini çok sevdi!

Hrant’ı yaşatacaksak, bu ülkenin başına örülen beyaz bereyi çıkarıp atacağız. Başka çaresi yok!”

‘MASKENİN ALTINDAKİ İKTİDARDIR’

Basın toplantısının devamında Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ, Yeniçağ Gazetesi Ankara Temsilcisi Orhan Uğuroğlu ve KRT’de program yapan eski Ülkü Ocakları Başkanı Afşin Hatipoğlu’nun saldırıya uğramasına da değinen Baş, üç ismin de evlerinin önünde saldırıya uğradığına dikkat çekti.

Erkan Baş şu ifadeleri kullandı:

“Saldırılardan hemen önce MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli gazetecileri tehdit niteliğinde açıklamalar yapmıştı.

Dahası, saldırılardan sonra da MHP’li isimlerden savunan açıklamalar geldi. 

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, her gün başka bir gazeteciyi veya muhalifi terörist ilan ediyor.

Şiddeti önlemekle görevli Süleyman Soylu, yine her gün haklı, muhalifleri, gazetecileri tehdit ediyor.

Şimdi böyle bir ülkede bu saldırılar tesadüftür denebilir mi?

Çıksın iktidar, açıklasın! 

Bunların sorumluları şunlardır desin.

Öğrencileri yaşadıkları gecekondudan kapıları kırarak, işkenceyle, darp ederek gözaltına alan polis, çıksın bu saldırganlar kimlermiş açıklasın!

Saldırganlar maskeliymiş.

Maskeler düşünce kimlerin suratının ortaya çıkacağını ben size söyleyeyim:

Maskenin altındaki iktidardır!

‘EN BÜYÜK AHLAKSIZLIK ALIN TERİYLE YAŞAYAN İNSALARA KARŞI YAPILANDIR’

Konuşmasında işçilerin yurdun dört bir yanında hak arama mücadelesi verdiğini söyleyen Erkan Baş, dün Çorum’da Ekmekçioğlu işçilerini ziyaret ettiğini belirtti. Baş, işçilerin sendikal haklarının patronlar tarafından gasp edildiğini söylerken, “Buradan bir kez daha ifade ediyorum, en büyük ahlaksızlık işçiye, emekçiye, alın teriyle çalışan insanlara karşı yapılanlardır” dedi.

TİP Genel Başkanı sözlerini şu şekilde sürdürdü:

“Ülkenin dört bir yanında işçi direnişleri devam ediyor ve maalesef genellikle sessizlikle, görmezden, duymazdan gelinerek geçiştirilmeye çalışılıyor.

Dün Çorum’daydık. Ekmekçioğlu adında bir fabrika var. Bu fabrikanın işçileri Anayasal haklarını kullanmak, sendikalı&toplu sözleşmeli çalışmak üzere sendikaya üye olmuşlar. En doğal haklarını kullanmışlar çünkü çoğu asgari ücretle ve kanser riskiyle yoğun sömürüye uğrarken patronları her geçen gün işçilerin canından, kanından, alın terinden gasp ettikleriyle zenginleşiyor.

Bakın olay özetle şu:

-İşçiler asgari ücrete, kuralsız ve sağlıksız koşullarda çalıştırılıyor.

- Pandemi döneminde sözde işten çıkarma yasak

- İşçiler sendikalı oluyor.

- Patron işçileri kod29 denilen iş kanunun 25-2 maddesinden işten çıkarıyor. Bu madde ‘ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller’ olarak tanımlanıyor.

- Sonuçta bu kış günü sadece haklarını istediler diye işçileri sokağa atıyor, açlığa, ölüme mahkûm ediyor. Üstelik tazminatını bile vermiyor ve başka bir yerde bile işe giremesin diye kod29 ile işten atıyor…

‘AHLAK, ASGARİ ÜCRETTEN VERGİ ALMAK MI?’

Buradan soruyoruz.

Nedir sizin ahlak ve iyi niyet kuralınız?

Ücretleri düşürmek mi, asgari ücreti açlık sınırının altında tutup, örgütsüz işçileri buna mahkûmsun demek mi?

Üstelik açlık sınırının altındaki asgari ücretten bile vergi almak mı ahlak

Yoksa yılın 122 günü işçiyi vergi için çalışmaya mahkûm etmek mi ahlak

Ahlak ve iyi niyet sözde işten çıkarma yasağı getirirken işçilerin sokağa atılmasını seyretmek mi mesela?

Ahlak ve iyi niyet kuralınız, insanlar işsizlik ve yoksullukla boğuşurken işçiye ait olan tazminat hakkını gasp etmek mi yoksa işsizlik sigortası fonunu kaynaklarını patrona peşkeş çekmek mi?

Buradan bir kez daha ifade ediyorum, en büyük ahlaksızlık işçinin, emekçinin alın teriyle çalışan insanlara karşı yapılanlardır.”

‘OSMAN ÇUR, DAVUL ZURNA İLE KARŞILANDI!’

Basın toplantısının devamında Mardin’in Kızıltepe ilçesinde amcası Osman Çur’un sistematik istismarına maruz kalan Z.Ç.’nin, Çur’un tahliye olması üzerine ikinci kez intihara kalkışmasına ilişkin de konuşan TİP Genel Başkanı, “17 yaşındaki yeğenine tecavüz ettiği DNA raporuyla kanıtlanan Osman Çur, tahliye edildiği cezaevi önünde davul zurna ile karşılandı!” dedi.

Baş, şunları kaydetti:

“İsviçre’de yaşayan ve akraba ziyareti için Mardin Kızıltepe'ye gelen 17 yaşındaki Z.Ç.'nin öz amcası Osman Çur tarafından iki gün boyunca tecavüze uğradığı iddiasıyla açılan davada, mahkeme, tecavüzü DNA raporuyla kanıtlanan sanık Osman Çur'un tutuksuz yargılanmasına kararı verdi. 

Tahliye kararını duyan akrabaları davul ve zurna ile cezaevine gelerek Çur'un tahliyesini kutladı. Mahkeme çıkışında Osman Çur’u, zılgıtlarla karşıladı, evinin önüne davulcu ve zurnacı çağırıp kutlama yapmışlar, silahla havaya ateş etmişler.

Osman Çur’un ailesinin, insanlara Çur’un suçsuz bulunduğunu söylediklerini dile getiren Şişman, ‘Böyle bir şey yok. Sosyal medyada da bizi iftiracı olarak göstermeye çalışıyorlar. Benim, kız kardeşimin ve annemin fotoğraflarını paylaşarak bizi hedef gösteriyorlar. Kardeşim Osman Çur’un serbest bırakıldığını öğrendikten sonra yeniden intihar teşebbüsünde bulunmuş. Annem bir an olsun bile onu yalnız bırakamıyor’ dedi. Şişman ayrıca, halası yani Osman Çur’un ablası tarafından tehdit edildiğini söyledi. 

‘İKTİDARIN GÜNDEMİ KADIN ÜNİVERSİTELERİ’

İktidarın gündeminde ise Kadın üniversitesi var!

Tayyip G20 zirvesi için gittiği Japonya’da yaptığı açıklamada kadın üniversitelerini inceliyoruz ve ülkemde bunun adımını atacağız” şeklinde açıklama yaptıktan sonra YÖK’e verdiği talimatla çalışmaları başlattı. Kadın üniversitesi projesi kadınların erkek egemenliğinde ve tahakkümünde olan üniversitelerde biz de varız deyip hem akademik kadroda hem de öğrenci olarak yer aldıkları üniversitelerin yeniden erkek egemenliği ve tahakkümüne sokulması hamlesidir. Tayinin hayalini kurduğu bu düzen çok geride kaldı, söyleyin kendisine kadınlar eşitlik mücadelesi yolunda çok yol kat ettiler ve geriye dönmeye hiç niyetleri yok. Bunu AKP’nin bugüne kadar ki onlarca kadın düşmanı projesine gösterdikleri dirençle gösterdiler. Pembe otobüs gibi kadın üniversitesi de cinsiyet kimliklerini hem ikili cinsiyete indirgeyen hem de kadınları ikincilleştiren, dışlayan, “makbul” kadın söylemi ile kadınları suçlayacak bir projedir.”

‘İKTİDARIN OYUNU BOZULMALI’

Basın toplantısında Siyasi Parti Kanunu ve Seçim Kanunu’na ilişkin de konuşan Erkan Baş, AKP ve küçük iktidar ortağı MHP’nin daha az oyla TBMM’de nasıl daha çok temsil edilebiliriz diye düşündüğünü kaydetti.

Baş, şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye’de iktidar tarafından açılmış bir demokrasi tartışması mı var? Temsilde adalet sorunu olduğuna dair en ufak bir söz duyduk mu, iktidar cephesinden? Bu Türkiye’de muhalefet dışında dillendirildi mi? Demek ki AKP’nin ajandasında eğer Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu konusunda bir hazırlık varsa, bunun bir demokrasi ve temsil adaleti sorunuyla ilişkili olmadığını anlayabiliyoruz.

Tek bir gerekçesi var: 

AKP ve MHP, daha az oyla TBMM’de nasıl daha çok temsil edilebiliriz diye düşünüyor. Ve bildiğimiz kadarıyla en az 6-7 aydır bir ekip sadece bunun üzerine kafa yoruyor. 

Edindiğimiz bilgilere göre üzerinde düşünülen senaryolar şunlar: 

- MUHALEFETİN VEKİL SAYISINI DÜŞÜRECEK YAPAY BÖLGELER YARATMAK

Daraltılmış bölgeler oluşturarak, AKP-MHP’nin yoğun oy aldığı ilçe ve mahallelerin yanına muhalefetin çok oy aldığı bölgeler uygun bir oranla birleştirilerek, muhalefetin meclise gönderdiği vekil sayısı azaltılmak isteniyor. Çok ince bir çalışma yapıldığını biliyoruz.

- BARAJI İKİYE ÇIKARMAK

Türkiye’de zaten garabet olan seçim barajını şimdi ikiye çıkarmak istiyorlar. İttifakın yüzde 10 ya da 7 baraj alması kurtarmayacak bir de ittifak içindeki partilerin de diyelim yüzde 5 gibi bir barajı aşması gerekecek.

- İSTEMEDİKLERİ PARTİNİN SEÇİME KATILMASINI ZORLAŞTIRMAK

Biliyorsunuz, seçimlere katılabilmek için Türkiye genelinde 41 ilin üçte bir oranında ilçesinde örgütlü olmak gerekiyor. Ayrıca TBMM’de grubu olan partiler de seçime girebiliyor. İşte hazırlıklardan birinin de bu yeterlilik koşullarını ağırlaştırmak olduğu söyleniyor. İlçe sayısını artırmak veya grup koşulunu ortadan kaldırmak gibi...

Bu saydıklarımda hiç demokratik bir adım, temsili artıracak bir niyet görüyor musunuz?

YOK!

AKP’nin amaçlarından biri AKP-MHP gerici ittifakının önünü açmak, anayasa değiştirebilecek bir çoğunluğu, aynı ya da daha az oyla sağlamak.

Ama daha önemlisinin şu olduğunu düşünüyorum:

AKP, SİYASETTE DİŞİNE GÖRE RAKİP İSTİYOR. SOLA İŞARET EDEN, GERÇEK BİR MUHALEFET YAPAN KİM VARSA ONU TASFİYE ETMEK VE SADECE KENDİSİYLE GENELDE MUTLU MESUT GEÇİNECEK BİR MUHALEFETE ALAN AÇMAK İSTİYOR. 

Bu oyun bozulmalı.”

ERKEN SEÇİM ÇAĞRISI

Konuşmasının son bölümünde AKP hükümetinin meşruiyetinin kalmadığı söyleyen TİP Genel Başkanı, “AKP’nin dişine göre rakip seçme, Türkiye’yi seçeneksiz bırakma dayatmasına teslim olmayalım” şeklinde konuştu.

Erkan Baş, erken seçim çağrısını yinelerken şunları söyledi:

“Erken seçim konusunda daha önce de söylemiştim şimdi tekrarlıyorum.

Bu iktidarın hiçbir meşruiyeti kalmamıştır. 

Tek hesabı, iktidarda kalmasına yetmeyecek toplumsal desteğine rağmen koltuğa yapışmaktır. Pandemi dönemi bunu net bir şekilde göstermiştir. Açıklanan asgari ücret, kamu emekçilerine yapılan zam miktarı, emeklilerin durumu, kadınlara ve öğrencilere reva görülenler, muhalefet temsilcilerine edilen hakaretler...

Terör ve darbe bağımlısı bir iktidar var karşımızda. 

Birilerini terörist ilan ettikçe koltukta kalabileceğini düşünen, darbe korkusu yaydıkça kazanacağını düşünen zavallı bir iktidar var.

‘TİP HALKIN DESTEĞİNİ İSTİYOR’

Yalnızca son bir iki ayın aşı tartışmasına dahi bakmak bu zavallılığın ve ülkemizi içine düşürdükleri utancın düzeyini görmeye yeter de artar bile. 

83 milyonluk Türkiye’ye 3 milyon doz aşı getirebildiler! İhtiyacımız olanın neredeyse yüzde 2’si. 

İKTİDARIN MEŞRUİYETİ NEYLE ÖLÇÜLÜR? Bizim ÖLÇÜT BUDUR: YÜZDE 2!

KAMU EMEKÇİLERİNE YAPILAN ZAM %7. Bizim ÖLÇÜTÜM BUDUR: YÜZDE 7!

İşte tüm bu nedenlerle derhal seçime gidilmelidir. 

Ve tüm seçmenlere sesleniyorum. 

AKP’nin dişine göre rakip seçme, Türkiye’yi seçeneksiz bırakma dayatmasına teslim olmayalım. 

Hep birlikte kim bu iktidarla dişe dişe mücadele edebiliyorsa, kim aklı, bilimi emeği savunuyorsa ona güç verelim.

Türkiye İşçi Partisi bu nedenle halkın desteğini istiyor. Daha güçlü bir Türkiye İşçi Partisi’ne olan ihtiyaç her geçen gün daha fazla hissediliyor.”