Tilbe Akan yazdı I Şili’nin devrimci yazarına veda

Geçen hafta hayatını kaybeden Şilili devrimci yazar Luis Sepulveda, kelimelerin militan gücüne inanıyordu. Hayatı boyunca emekçilerin ve mülksüzlerin yanında yer alan yazar, eserlerinde kendine has güzel üslubuyla bu insanların öykülerini anlattı.



22-04-2020 12:28
Tilbe Akan

“İyi bir hikâye anlatın, gerçeği değiştirmeyin, çünkü kitaplar dünyayı değiştirmezler. Dünyayı insanlar değiştirir.”

Luis Sepulveda


1949’da yılında Şili’nin Ovalle şehrinde dünyaya gelen yazar, sinemacı, gazeteci ama hepsinin ötesinde enternasyonalist sosyalist Luis Sepulveda, 16 Nisan’da COVID-19 nedeniyle hayatını kaybetti. 

15 yaşında Şili Komünist Partisi’nin gençlik örgütüne katılan Luis Sepulveda, 1968 ayaklanmalarının ortasında partiden atılır ve sosyalist partinin hizbi olarak bilinen Ulusal Kurtuluş Ordusuna katılarak mücadeleye devam eder. Yazarlık hayatına da 17 yaşında yayımladığı şiir kitabıyla adım atmış olur.

Salvador Allende’nin iktidara gelişinden kısa süre sonra Pinochet darbesi, Şili halkında derin izler bırakacak sert bir diktatörlüğü hayata geçirdi. Yazarın hayatını anlayabilmek açısından darbeye dair kısa bir bilgilendirme yapalım. Darbe, vahşetle uygulandı. Binlerce insan tecavüze uğradı, işkenceye maruz kaldı, aç bırakıldı, taciz edildi, katledildi. Santiago’daki iki büyük stadyum olan Şili Stadyumu ve Ulusal Stadyum’a doldurulan binlerce kişi sorgulandı, bir kısmı katledildi. Bu katliamın simgeleşen isimlerinden biri ünlü devrimci sanatçı Victor Jara, direniş şarkısı söylemek istediğinde önce kolları kırıldı sonra da öldürüldü. Darbenin ardından bir yıl içerisinde yaklaşık 30 bin kişinin katledildiği biliniyor. Gelecek nesillere "ibret olsun" denerek, kimilerinin bedenleri parçalara ayrıldı. Gizliliği kalkan bir CIA raporuna göre, yaklaşık 130 bin sivil tutuklandı ve kamyonlara doldurulup hapishanelere götürüldü. Askerler, “yıkıcılar” olarak adlandırdıkları devrimcileri teşhis eden, başlarına torba geçirilmiş işbirlikçilerle dolaşıyorlardı; seçilen kimseler geçici işkence odalarına dönüştürülen soyunma odalarına ve tribünün yüksek yerlerine kapatılıyorlardı. Öldürülen devrimcilerin cansız bedenleri yol kenarlarında görülüyor ya da bulanık şehir kanallarında yüzüyordu. Pinochet, uyguladığı terörün başkentin ötesine uzandığından emin olmak amacıyla, en acımasız komutanı General Sergio Arellano Stark’ı bir helikopterle "yıkıcılar"ın tutulduğu bir dizi hapishaneyi dolaşmak üzere kuzeydeki bölgelere gönderdi. Stark ve seyyar ölüm mangası gittikleri her şehir ve kasabada üst düzeyde mahkûmları tespit edip öldürüyordu. Birkaç günlük sürede bırakılan kan izi, “Ölüm Kervanı” diye bilinmeye başladı. Kısacası, bütün ülke mesajı almıştı: Direniş ölüm demekti.

Darbenin ardından politik nedenlerle 200 bin kişi ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Luis Sepulveda da bu isimlerden biriydi. Uluslararası baskılar sayesinde, iki buçuk yıllık esaretten sonra tahliye edilen, yaklaşık bir yıl yeraltında yaşayan Sepulveda yeniden yakalandı ve 1977’de sürgüne sırasıyla Buenos Aires, Montevideo, Brezilya, Paraguay, Peru, Bolivya ve Ekvador’a gönderildi. 

1979’da Ekvador’daki sürgünü sırasında, Nikaragua devrimini savunmak için, Kolombiya Sosyalist İşçi Partisi (PST) ve Arjantinli devrimci Nahuel Moreno’nun enternasyonal örgütü tarafından kurulan Uluslararası Simon Bolivar Tugaylarına gönüllü olarak katıldı. Sepulveda da demokratik işçi meclisleri aracılığıyla sendikaları örgütlemek, mülksüz köylülerin toprak işgallerini desteklemek ve cunta yönetiminin bazı üyelerini burjuva olarak suçlamak gerekçeleriyle Sandinist Ortega hükümeti tarafından Nikaragua’dan sürgün edildi ve Panama’da General Torrijos’a teslim edildi. 1980 yılında Almanya’da siyasi mülteci statüsü alan Sepulveda 10 yıl orada yaşadı. Şili’ye geri dönmedi. 2017’de Şili vatandaşlığını tekrar aldı. Portekiz’de geçen şubatta yapılan edebiyat festivaline katıldıktan sonra COVID-19 teşhisi konan Sepulveda, İspanya’da hayatını kaybetti. 

Yazar olarak da her zaman kelimelerin militan gücüne inanan Sepulveda, başta Patagonya Ekspresi kitabı olmak üzere fantastik figürlerle Güney Amerika coğrafyasında çizilen resmi sınırları alt üst eder. Genelde kişisel deneyimlerini, karşılaştığı insanları ve Pinochet diktatörlüğü sırasında cezaevinde geçirdiği yılları anlatır. Aynı zamanda çocuk kitapları da yazan Sepulveda, hayatının son gününe kadar kalemini mücadelesinin bir silahı olarak kullanmaya devam etmiştir. Yazdığı çocuk kitabı “Martıya uçmayı öğreten kedi”, çocuklara temel insani ve toplumsal değerleri anlattığı bir eserdir. Bir röportajında, “Neden ana karakterleriniz bir kedi ve bir martı?” şeklindeki soruya “İnsanların, farklı olsalar bile birbirlerini anlayabileceklerini keşfetmelerini istedim” diye yanıt vermişti. Sepulveda, yaşadığı zorluklar sorulduğunda ise “20. yüzyılın ikinci yarısında doğdum ve yaşadım, umutla ve hayal kırıklıklarıyla dolu bir dönemdi. Yapmam gerektiğini düşündüğüm şeyleri yaptım, doğru zamanda doğru yerde” diye yanıt vererek yaşadıklarına rağmen devrimci duruşundan ödün vermemiştir.

Hayatı boyunca emekçilerin ve mülksüzlerin yanında yer alan ve eserlerinde kendine has güzel üslubuyla bu insanların öykülerini anlatan yazar, ilham verici metinleriyle mücadelemize yol göstermeye devam ediyor.