TGS'den ajanlık dayatmasına karşı basın açıklaması: '1990’ların korku cumhuriyetine dönüş arzusunun dışa vurumu'

TGS, Evrensel gazetesi Diyarbakır muhabiri Cengiz Bölükbaş'ın kendisini polis olarak tanıtan 3 kişi tarafından alıkonularak ajanlık yapması yönünde tehditlere maruz kalmasına ilişkin basın açıklaması yaptı.



26-08-2020 13:08

İleri Haber

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS),  Evrensel gazetesi muhabiri Cengiz Bölükbaş, 24 Ağustos 2020 tarihinde öğleden sonra, kendilerini polis olarak tanıtan üç kişi tarafından, bir dükkanda alıkonularak ajanlık dayatılmasına karşı açıklama yaptı.

TGS adına TGS Diyarbakır Temsilcisi Mahmut Oral'ın okuduğu basın açıklamasında "Bir kimseyi ajan olmaya zorlamak da ayrıca bir suçtur. Bu eylem, tehdit, hakaret, işkence, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma, görevi kötüye kullanma gibi birden fazla suç da teşkil etmekte ve sistemli olarak işlenmesi nedeniyle de insanlığa karşı suç oluşturmaktadır" ifadelerine yer verildi.

Basın açıklamasında ayrıca olay, '1990’ların korku cumhuriyetine dönüş arzusunun dışa vurumu' olarak nitelendirilirken, "Aslında durum oldukça tanıdık. Bilindik sözde olduğu gibi balık baştan kokuyor. Çünkü iktidara gelen AKP, 2002 yılından bu yana sistematik olarak gazeteciliği terörizm, gazetecileri de terörist olarak görüyor. Hal böyle olunca da doğal olarak da sahadaki işgüzar memurları, gazetecinin bugün yaptığı eleştirel kamu görevini, halihazırda yasal da olsa ileride kendisinin ya da aile bireylerinden herhangi birinin karşısına çıkabilecek, bir suç olarak gösterip, bunu bir korku vasıtası olarak genç bir gazeteciyi yıldırmaktan çekinmiyor" denildi.

TGS'nin basın açıklaması şu şekilde:

"Evrensel Gazetesi Diyarbakır Temsilciliği'nde görevli, Gazeteci Cengiz Anıl Bölükbaş, 24 Ağustos 2020 tarihinde öğleden sonra, kendilerini polis olarak tanıtan 3 kişi tarafından, bir dükkanda "ikna" edilmek üzere alıkonulmuş, bir takım kişisel, ailevi ve mesleki bilgileri sıralandıktan sonra kendisine ajanlık dayatılmıştır. Söz konusu kişiler, Bölükbaş'ın bugün yürüttüğü gazetecilik faaliyetleri yasal da olsa, ileride karşısına çıkabileceği şeklinde tehdit etmiş ve kendilerine muhbirlik etmesi halinde, bu duruma son verebilecekleri ifade edilmiştir. Kendilerini polis olarak tanıtan kişilerin bu tutumuyla, Bölükbaş'ın sahsında, tüm meslektaşlarımızın gazetecilik faaliyetleri, ileride karşımıza çıkacak suç biçiminde terörize edilmiştir.

Aslında durum oldukça tanıdık. Bilindik sözde olduğu gibi balık baştan kokuyor. Çünkü iktidara gelen AKP, 2002 yılından bu yana sistematik olarak gazeteciliği terörizm, gazetecileri de terörist olarak görüyor. Hal böyle olunca da doğal olarak da sahadaki işgüzar memurları, gazetecinin bugün yaptığı eleştirel kamu görevini, halihazırda yasal da olsa ileride kendisinin ya da aile bireylerinden herhangi birinin karşısına çıkabilecek, bir suç olarak gösterip, bunu bir korku vasıtası olarak genç bir gazeteciyi yıldırmaktan çekinmiyor. Tıpkı 1990’ların korku cumhuriyetine dönüş arzusunun dışa vurumu. 

Değerli arkadaşlar, baskıya maruz kalan arkadaşımıza tehdit cümleleri sarf edilirken, “Sinsi” denilerek adı zikredilen Evrensel Gazetesi’nin yazarlarından Yusuf Karataş, sendikamızın yıllardan bu yana üyesidir. Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre kurulmuş, 25 yıldan bu yana yayımlanan bir gazetenin temsilcisinden ve yıllardır Diyarbakır’da yazarlık yapan, kamuoyunun önündeki bir kişiden söz ediyoruz. Evrensel Gazetesi ise devletin resmi ilanlarını dahi almaktadır. Biraz daha detaylandırırsak, TGS ile Evrensel Gazetesi arasında imzalanmış bir toplu sözleşme bile mevcuttur. Yani tam bir hukuki çerçeveden söz ediyoruz. Buna rağmen bu gazetenin ve gazetede çalışan arkadaşlarımızın faaliyetlerinin terörize edilmesi asla kabul edilemez. Buna karşı da sessiz kalınamaz. 

Buradan yüksek sesle bir kez daha anayasanın amir hükmünü hatırlatıyorum. Basın hürdür, sansür edilemez. Ve hiçbir gazeteci haber kaynağını açıklamaya zorlanamaz. 

Bir kimseyi ajan olmaya zorlamak da ayrıca bir suçtur. Bu eylem, tehdit, hakaret, işkence, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma, görevi kötüye kullanma gibi birden fazla suç da teşkil etmekte ve sistemli olarak işlenmesi nedeniyle de insanlığa karşı suç oluşturmaktadır. 

Değerli arkadaşlar, söz konusu eylem, yine Ceza Muhakemeleri Kanunu uyarınca da suç oluşturmaktadır. Söz konusu kanuna göre, sorgu sırasında cebir veya tehditte bulunmak, kanuna aykırı bir yarar vaatte bulunmak yasaklanmıştır. 

Bunun yanı sıra kişi özgürlüğü ve güvenliği gibi evrensel temel haklar, Anayasa’nın 19., İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 3 ve 9., Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 9.,  İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 5. maddesi uyarınca da koruma altındadır. Anayasa Mahkemesinin bir dizi kararlarında da devletin, bireylerin özgürlüğüne keyfî olarak müdahale edemeyeceği, bunun yani kişi özgürlüğü ve güvenliğinin en temel hak olduğu vurgulanmıştır. 

Sevgili meslektaşlarım, yaşanan olayla ilgili olarak, üzerinde durmak istediğim bir başka konu ise örgütlerimizin ilkeleri ile ilintilidir. Gazeteci kamu görevini yaparken, meslek ilkelerinde ve hak ve sorumluluk bildirgesinde de vurgulandığı gibi emir ve talimat almaz. Kimse de gazeteciye devletin emir kulu muamelesi görüp emir veremez. 

Bu açık ilkeler ve uluslararası sözleşmeler ile iç hukuktaki emirlere  rağmen, gazeteciyi ajanlaştırmaya çalışmak, en basit haliyle kamu görevinin yerine getirilmesinin engellenmesidir. 

Gazetecilerin en güçlü ve örgütlü yapısı TGS olarak, bu uygulamaya son verilmesini ve derhal meslektaşımızın durumu ile bir açıklama yapılmasını beklediğimizi belirterek, desteğiniz için teşekkür ediyorum."