Temelli: Faşizmi yıkmak bizim için öncelikli

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, Türkiye’nin demokratikleşmesi için ortak mücadele ve müzakere çağrısında bulundu.



03-08-2019 13:16

Halkların Demokratik Partisi (HDP), “Demokratik siyasetle faşizmi yıkalım, Türkiye’yi demokratikleştirelim” şiarıyla 7 bölgede düzenlediği örgütlenme konferansları ardından 1’inci Merkezi Örgütlenme Konferansı’nı Diyarbakır’da gerçekleştirdi.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi (DBB) Kültür ve Kongre Merkezi’nde yapılan konferansa, HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sedat Şenoğlu, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanları Leyla Güven ve Berdan Öztürk, HDP’nin bütün bileşenlerinin yanı sıra partinin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) ve Parti Meclisi (PM) üyeleri, il ve ilçe eşbaşkanları, belediye eşbaşkanları, HDP Gençlik Meclisleri ve Genç Kadın Meclisi üyelerinin de aralarında bulunduğu 800 delege katıldı. Alkış ve zılgıtlarla konferans salonuna gelen HDP’li gençler, “68 ruhuyla gençlik gelecek”, “Direne direne kazanacağız” ve “Bağımlı olma, özgür ol” sloganları attı. 

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli’nin açıklamaları şöyle: 

'BİRLİKTE MÜCADELE HATTI ÖRECEĞİZ'

“Çalıştay bugüne gelene kadar önemli aşamalar geçirdi. Özellikle, 31 Mart yerel seçimlerine giderken sonrasında ortaya koyduğumuz stratejimizin sağladığı politik iklim böyle bir çalıştayı zor koşullarda gerçekleştirmemizi sağladı. Ama bu zorluğa rağmen önemli bir çalışmayı hep birlikte bugüne kadar getirdik. Bu iki günlük konferansımızdan sonra da inanıyorum ki örgütlenme çalışmalarımızı il ilçe kongrelerimizle birlikte çok daha güçlü bir şekilde hayata geçireceğiz. Bir çalıştayla başlamıştık sonrasında illerde konferanslar yaptık, bölge konferanslarımızı yaptık, oralarda yaptığımız tartışmalarla önemli sonuçlara ulaştık. Hem geçmişin değerlendirilmesi hem de geleceğin yol güzergahı anlamında önemli tartışmaları birlikte yürüttük, birlikte çıkarımlarda bulunduk. İki gün boyunca bu büyük konferansta yine tartışacağız, hem örgütsel yapımız hem de politik mücadelemiz için birlikte mücadele hattı öreceğiz.  

'FAŞİZME KARŞI OMUZ OMUZA MÜCADELE DİYEREK YOLA ÇIKTIK'

Konferansımız faşizmi yıkmaya davet ediyor hepimizi, bu konudaki kararlılığımızı geçmiş mücadele tarihimizde görmek mümkün. Faşizme karşı omuz omuza mücadele diyerek yola çıktık. 2018 kongresinde bu şiarı önümüze koyduk, bunu yaparken de tüm Türkiye halklarını, emekçileri, kadınları bu mücadeleye davet ettik. Faşizmi yıkmak bizim için öncelikli. Mücadele hattımız buradan yürüyecek. Bunun ötesinde bugün faşizme karşı mücadele ederken yarın içinde Türkiye’yi demokratikleştirmek adına adımlar atmalıyız. Bizim çok güçlü bir fikriyatımız var bu fikriyata uygun stratejilerle mücadele hattımızı örüyoruz. Şimdi bu fikriyatı olabildiğince Türkiye’nin her yerde mahalle, mahalle sokak sokak, iş yeri iş yeri örgütlenme zamanıdır. Bu anlamıyla bir örgütlenme konferansını hep birlikte hayata geçiriyoruz. 

ŞENGAL KATLİAMI

Bugün 3 Ağustos, bundan 5 yıl önce Şengal Katliamı’na tanıklık ettik. 5 binden fazla Êzidî katledildi, çoğu ve kadınlardan oluşuyordu. Yine köle edildi, köle pazarlarında satıldı. Bu acı hala içimizde canlılığını koruyor. Bununla yüzleşilmediği gibi bu suçun failleri de bu insanlık dramının bu yüzkarası tarihin müsebbipleri de maalesef yargılanmadı. Eve DAİŞ deyip geçtiğimiz bu meselenin arkasında sadece DAİŞ’in değil çok daha kapsamlı bir suç aklının, katliam aklının olduğunu çok iyi biliyoruz. Eğer bugün Ortadoğu savaş cehennemi ise eğer Ortadoğu’da bugün katliamlar devam ediyorsa kuşkusuz bu sadece, bu çeteye bu aklını yitirmiş güruha bağlanamaz. Bunun arkasında bu bölgede halklara rağmen iktidarını dayatan devletler var. Halklara rağmen orada çıkar hesapları ile hareket eden yapılar vardır. Tüm bu suçlar teşhir edilmeden, bu katliamın hesabı sorulmadan, bu yüzleşme gerçekleşmeden Ortadoğu’ya barışın gelmesi mümkün değil. Savaş her yerde her yeri kuşatmış durumda.

'HESAP SORACAĞIZ'

Her gün farklı farklı savaşın yıkımlarıyla acılarıyla yüzleşiyoruz. Daha bir gün önce Hakkari’de 14 yaşındaki bir çocuğumuzu kaybettik. Vedat Ekinci katledildi, helikopterden açılan ateşle katledildi. Roboski’nin failleri yargılanmadı, Roboski katliamına emir verenler yargılanmadı, hepsinin yargılanmasını bekliyoruz o günün geleceğine olan inancımız canlılığını koruyacaktır. Nasıl ki bu acılar hafızamızda canlıysa o inancımızda canlılığını koruyacaktır. Sadece Vedat Ekinci mi? Bakın 1989’dan bugüne kadar binlerce çocuk bu şekilde katledildi. Ya helikopterden açılan ateş ya araziye yayılmış mühimmatın patlaması ya mayın ya da güvenlik güçlerinin açtığı ateş sonucu binlerce çocuk katledildi. Sadece AKP döneminde yüzlerce çocuk katledildi, Ceylanlar, Uğur Kaymazlar, hafızamızda onları unutmayacağız onların anısı aslında bu mücadeleyi güçlendiriyor. Çünkü o anı bize bir şey söylüyor: Hesap sormalısınız? Biz de buradan bir kez daha o sözü veriyoruz, evet hesap soracağız. 

Savaş siyaseti devam ediyor, çünkü bu iktidar savaştan besleniyor, savaşın üzerinde kendisini inşa etmiş bu katliamın kendisini inşa etmiş bir iktidar aklı ile karşı karşıyayız. Savaştan beslenerek, savaş anlayışıyla yol katletmeye devam ediyor. Bu Ortadoğu halklarına yıkım getiriyor, yoksulluk, yoksunluk getiriyor. Bugün Güney’e Pençe 1, Pençe 2 harekatları düzenleniyor. Güneydeki Kürtler referanduma gittiğinde onları açlıkla, yoksunlukla tehdit edenler bugün Pençe harekatları ile adeta Güney Kürdistan’ı savaş platosuna çevirmiş durumda. Bu saldırı, bu savaş politikası Ortadoğu’da olası bir barışı yok etmeye yönelik.

Pençe harekatlarına bağlı olarak bugün de bir çok masum insan yaşamını yitiriyor, yerinden yurdundan oluyor, köyünü terk etmek zorunda kalıyor. Tonlarca bomba atılıyor, inanılmaz bir katliam orada da sürüyor. Sadece orada mı? Daha bir yıl önce Efrin’de de aynı şeyi yaşadık. ÖSO çeteleri ile Efrin işgal edildi. Efrinliler yerinden yurdundan edildi. 200 binden fazla insan Efrin’i terk etmek zorunda kaldı. Bugün Efrin yaşanmaz haline gelmiş durumda. Kimdir ÖSO çeteleri? Şengal’de katliamı yapanlarla aynıdır. Onlar bu suça ortak olmuşlar. Bu suça ortak olmayacağız diyenlerin yargılandığını da hiç bir zaman unutmayalım. Bu suça ortak olmayacağız. Bırakın ortak olmayı bu suçun müsebbiplerinden mutlaka hesap soracağız, yargılanmaları için üzerimize ne düşürse onu yapacağız. 

Yine sınıra, silah sevkiyatı, tank sevkiyatı sürüyor. Her sabah açıyorsunuz gazeteleri, yandaş olmayanlarını tabii, bakıyorsunuz sürekli bir sevkiyat var. Nereye gidiyorsunuz? Suriye sınırına, ne yapacaksınız,  barış koridoru yapacaklarmış? MGK’da toplanmışlar karar almışlar bir barış koridoru açmaya yönelik. Ne Suriye’nin ne Türkiye’nin; ne Kürtlerin, ne Arapların ne Türklerin barış koridoruna ihtiyacı yok, barışa ihtiyacı var. Barış tankla topla tüfekle olmaz. Barışmakla mümkün olur. Bu ülke Kürt düşmanlığına son verecek bir akla bir iktidara sahip olmalıdır, Kürtlerle barışarak ancak barış gelir. Bunun yolunu mutlaka bulmak zorundayız. Barışı birlikte bu iktidara rağmen var etmeliyiz, Suriye sınırına askeri sevkiyatın bir an önce sonlandırılması, Suriye sınırında, Rojava’da yaratılmaya çalışılan güvenli bölge ya da barış koridoru adını ne derseniz deyin Suriye halkları barışını arıyor. Kürdüyle, Arabıyla, Suryanisiyle, Ermenisiyle, Türkmeniyle barışını arıyor. Bu barışa destek verecek politikaların üretilmesi siyasetin yapılması önceliğimiz olmalıdır. Yoksa askeri sevkiyatlarla güvenli bölgelerin bu anlamıyla yaratılması ya da barış koridoru denilen meselenin yaratılması Suriye halklarına, Türkiye’ye barış getirmeyecektir tam tersine barışı Türkiye’de toplumsal barışı dinamitlemeye devam edecektir.

MÜLTECİLER 

Bugün önemli bir başka başlık da mülteciler. Bugün, mültecilere yönelik nefret söyleminin yükseldiği bir dönemi yaşıyoruz. Bunda bir süre önce mültecileri AB ile pazarlık konusu haline getirenler bugün adeta mültecileri bir nefret objesi haline getiriyorlar. Irkçılık yine almış başını gidiyor, Kürtlere yönelik düşmanlığın yanına şimdi mültecilere yönelik düşmanlığın yaygınlaştığını görüyoruz. Meczup bir bakan olan İçişleri Bakanı Türkiye halkını bile mülteciler üzerinden tehdit edecek bir hale gelmiştir. Biz diyor bu önlemleri almazsak sokağa çıkamazsınız diye kendi halkını bile kendi toplumunu bile tehdit eden bir bakana sahip olmanın zulmünü yaşıyoruz. Evet bu zulümdür. Zaten bir meczuplar kabinesidir Türkiye’deki bu kabine. Aklını yitirmiş, akıl vücudu terk etmiş bir hal ile karşı karşıyayız. Türkiye halklarını emekçileri mağdur etmekle kalmıyor, mültecileri de mağdur ediyor.  Bugün bu nefret söyleminin arkasında ne yatıyor diye baktığımızda o barış koridoru ve güvenli bölgenin amacı aslında o bölgeden Kürtleri çıkarak mültecileri oraya sürme çabasıdır. Biz bu politikaları çok iyi biliyoruz Osmanlıdan beri biliyoruz bu nüfus politikası aklıdır. Bunu Ermeniler de Suryaniler de Kürtler de çok iyi biliyor. Bu ittihatçı akıldan şimdi kurtulma zamanıdır. Bu tekçi anlayıştan bu savaş politikalarından kurtulma zamanıdır. Savaş politikalarında ısrar yıkımdır, her toplumsal kesime yönelik bir saldırıdır. 

Bugün Suriye, Türkiye sınırında yaşananların bedellerini bütün Türkiye halkları, kadınları, emekçileri ödemeye devam ediyor. Öyle bir yıkımdır ki öyle bir talandır ki, bu savaşın finansmanını sağlamak için ülke adeta talan yerine çevrilmiştir. Doğa talan edilmektedir, maden şirketlerine, altın şirketlerine, enerji şirketlerine koca bir ülke peşkeş çekiliyor. İşte Kaz Dağları. Kaz dağlarında yaşanan katliam aslında savaşın bir başka boyutudur. İşte Salda Gölünün yapılaşmaya açılması, orman yangınları ve bütün bunları değerlendirdiğimizde bu aklı görüyoruz. Savaşta ısrar beraberinde ekonomik yıkımı ve ekolojik yıkımı getiriyor. Sadece bu mu? Şu anda kamu emekçileri toplu iş sözleşmesi yapıyorlar hak mücadelesi veriyorlar. 

KESK'E SALDIRI

Buradan KESK’li arkadaşlarıma da geçmiş olsun diyorum. O hak mücadelesi sırasında saldırıya uğradılar. Emeklerinin karşılığını istiyorlar, insanca bir yaşam için ücret talepleri var, buna karşı polisler bu arkadaşlarımıza saldırdı. Ama diğer taraftan Merkez Bankası’nın ihtiyat akçelerine el koyanlar bu akçeleri müteahhitlere dağıtabiliyor. Hem de müteahhitlerin alacaklarını öncelikli olarak karşılamayı bir ekonomi politikası olarak görüyor.  Ekonominin bu denli dibe sürüklenmesi bu çöküşün arkasında bu betoncu zihniyet vardır.  Yanlış sektörel seçimler, yanlış ekonomi ve iktisadi politikalar, yatırım politikaları ülkeyi buraya sürüklemiştir. Bunun üzerine aşırı silahlanma ve savaş politikasına bağlı kaynakların kullanımı ülke ekonomisini içinden çıkılmaz hale getirmiştir. Geçici rahatlamalarla palyatif çözümlerle günü kurtarma çabaları aslında önümüzdeki dönem çok daha büyük ekonomik çöküntülerin habercidir.  Savaş ve şiddet politikasından beslenen bu iktidar kayyımcı aklıyla, OHAL’ci düzeni ile ayakta durmaya devam ediyor. 

Bugün bu ülkede eğer demokrasi adına bir adım varsa mücadele varsa orada HDP vardır. HDP kararlı bir şekilde demokrasi ve barış mücadelesini sürdürüyor. Olduğu her yerde belediyelerinde, nerede ise orada bunu saldırıyorlar. Buna tahammül edemeyenler belediyelerimizi hedef haline getirip belediyelerimize saldırıyorlar. Diyadin’de, Karayazı’da, Nusaybin’de, Bismil’de olduğu gibi belediye eş başkanlarımızı gözaltına alarak, belediye meclis üyelerimizi gözaltına alarak belediyelerimizi çalışmaz hale getirmeye çalışıyorlar. Tüm bu saldırılara şiddete rağmen, halkımızla birlikte yerel yönetimlerimize, belediyelerimize sahip çıkacağız yerel demokrasi mücadelemizi güçlendireceğiz.

'1071 İMZA 1066'YA DÜŞTÜ'

Öyle bir akıl tutulması yaşıyor ki artık yargı bağımsızlığını tamamıyla unutmuş, zaman zaman bu savaş ikliminde hukuk adına hukuk devleti adına iyi bir şey olduğunda ufak da olsa umutlanıyoruz ama sonrasında bu umudu, ışığı öldürmeye yönelik akıl almaz bir saldırı, şiddet aklı yine hakim kılınmaya çalışıyor. Bir örnek 1071 imza örneği, sonra 1066’ya düştü. Bu aklı dayatmak için sahte imzalar atılmış bir bildiri karşımıza çıktı. Neydi bu bildiri? AYM’nin maalesef oy çokluğu ile bir kararı. Maalesef diyorum çünkü AYM bu kararı oy birliği ve çok önceden almalıydı. Ama buna rağmen oy çokluğu ile alınan bu karara karşılık, 1071 akademisyen vasfını yitirmiş insan bir bildiri yayınladılar. AYM’nin bu kararına karşı çıktılar. Neden çünkü barış imzacıları dediğimiz barışı savunanların hakkı teslim edilmişti. Kendisine akademisyen diyen bu talimatlı üniversite çalışanları, bu barışa, barış imzacılarına karşı bildiri yayınladılar. Barış sözcüğünden bu denli ürkmelerinin nedeni işte bu savaş politikalarında ısrardır.

Bugün Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi dediğimiz bu sistem bu uydurma sistem savaş politikalarıyla ayrımcılıkla yol almaya çalışıyor dedik. Bir yıl doldu, geride bıraktığımız bir yıl boyunca yaşanan gelişmelere baktığımızda bu sistemle yol alınamayacağı bütün çıplaklığı ile ortada. Kendi kabine üyeleri, parti sözcüsü MR’dan bahsediyor. Kimi sokacaksın MR’a. Ben söyleyeyim Erdoğan’ı sok. Al parti başkanını MR’a sok da aklının içinde ne geçiyor öğren. Küçük ortağı ile beraber akıllarının içinden savaştan şiddetten düşmanlıktan başka bir şey geçmiyor. Bu gidişata dur demeliyiz. Böyle geldi böyle gitmez. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle son bir yıldır uygulamada son 4 yıldır bu sistem inşa edildi. Tecridin devreye sorulduğu günden beri bu sistemin adım adım örüldüğünü görüyoruz.

Evet Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi çökmüştür. Bu siyaset tükenmiştir. Şimdi yeni bir siyaseti var etmeli yeni bir siyaseti inşa etmeliyiz. İşte bu yüzden bu konferanslarda bir araya geliyoruz. Yeni bir sistem yeni bir siyaset ve yeniden daha güçlü yapılanmak için yan yanayız. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile tekçi anlayış ile Türkiye’nin aslında doğasına kültürüne tarihine aykırı olan uyuşmaz olan bu sisteme karşı Türkiye halklarıyla barışık, emekçilerin, kadınların Türkiye’sini var etmek için, Demokratik Cumhuriyet için yan yana geldik. Örgütlenme çabalarımız aslında 3’üncü yolu örmektir. Kutup siyasetine, iki kutup arasına ittihatçı akla hapsolmuş bu anlayışa karşı hep birlikte 3’üncü yolu örmektir. Bunun için birlikte adım atma zamanıdır. 

O yüzden başlarken ne yapmalı dedik. Ne yapmalı kitaplarımızı önümüze koyduk yeni yaşamanın inşacıları olarak hep birlikte okuduk. Yanıt üretme zamanı. Ne yapmalı, nasıl yapmalı? Her şeyden önce bütün Türkiye’ye halkları adına bir çağrı ile başladık. Dedik gelin, bütün sorunlarınız ortaktır, bu ortak sorunlara ancak birlikte yanıt üretebiliriz. Yan yana gelerek yanıt üretebiliriz. Bu şiddetten bu zulümden, bu yoksulluktan, işsizlikten kurtulmak için bu demokrasi ittifakında buluşmak zorundayız. Faşizmi yıkmak, Türkiye’yi demokratikleştirmek için mücadelemizi ortaklaştırmalıyız. O yüzden demokrasi ittifakı çağrısı yaptık. Madem yan yana geliyoruz, bugüne kadar yan yana gelmekten imtina etmiş olanlar madem yan yana geliyor müzakere de etmeliyiz. Madem Türkiye’yi demokratikleştireceğiz, nasıl demokratikleştireceğimizin yolunu hep birlikte bulmalıyız. O yüzden çağrımız yarın için ülkemizin ve bölgemizin geleceği için müzakere edelim. Bu mücadele ve müzakere diyalektiğimizi özellikle iki önemli hatta örmek istiyoruz. Örgütlenme çalışmalarımızla zaten bu mücadele ve müzakere alanımızı  güçlendirmeye yöneliktir. Bunlardan biri anayasa çalışmalarıdır. Bir anayasa strateji metni hazırladık büyük emek verdik. Emeği geçen bütün arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Bu strateji metni aslında müzakere zeminini var ediyor ama diğer taraftan da demokrasi mücadelesini büyütüyor. Bu anayasa strateji metnimiz barış anayasasını örüyor.

Bu ülkede demokrasi istiyorsak, sorunlarımızın çözümünü istiyorsak öncelikle barışı yaratmalıyız. Bütün savaş karşıtlarına, savaşın bütün mağdurlarına buradan çağrı yapıyorum, kadınlara, emekçilere yoksullara, mağdurlara çağrı yapıyoruz. Kürt halkının savaşa karşı verdiği mücadelenin yanında yer alma zamanıdır, savaşa karşı ses çıkarma zamanıdır, barışı istemek için mücadele etme zamanıdır. 

Bunun bir adımı da anayasadır, anayasa toplum sözleşmesidir. Bugün hala cunta anayasası ile yönetilen bir ülkedir Türkiye. Farklı formlarda yaptığı yamalarla, kendini Türkiye halklarına dayatmaya o şiddet aklını dayatmaya devam ediyor. Şimdi kendi anayasamızı yapmalıyız. Bir araya gelmeliyiz. Kadınların, emekçilerin, halkların, farklı farklı inançlarda olanların anayasasını hep birlikte yapmalıyız. Barış anayasasını yapmalıyız. Bu devleti artık anayasal devlet haline getirmek için çaba harcamalıyız. Hukukun üstünlüğünü savunmalıyız. Kuvvetler ayrılığına dayalı bir sistemi kalıcı hale getirmeliyiz. Hepsinden öte insan haklarından taviz vermez bir anlayışı var etmeliyiz. Bunun için eşit yurttaşlık temelinde bir anayasa çalışması anayasa mücadelesi için hep birlikte çalışacağız. Her yere gideceğiz herkesle konuşacağız. Herkese bu işin ucundan tutması için çağrıda bulunacağız. Ancak böyle bir anayasa yapılırsa bu ülkenin kadim halkları inançları kadim bir barışa kavuşur. Başlangıçta barış vardı, bu barışın üzerine çöreklenenlerden kurtulmak için şimdi yeniden barışı var etme zamanıdır. Demokratik bir cumhuriyet için ortak vatanımızda anayasa mücadelemiz bir başlangıç olmalıdır. 

Tabii ki anayasa yapım süreci meşakkatli bir süreçtir. Bizim acil sorunlarımız vardır. Bu acil sorunlara acil çözümler, ivedi çözümler üretmek zorundayız. Her şeyden önce Kürt sorunun çözümü için adımlar atmalıyız. Tam 4 yıl boyunca mutlak tecrit koşulları ülkeyi tecritleştirmiştir, bu tecrit ikliminden ülkeyi çıkarmalıyız. Eğer tecrit ikliminden ülkeyi çıkaramazsak, müzakere zeminlerini var etmek mümkün değildir. O yüzden bir an önce tecridin sonlanmasını sağlamalıyız. Bunun için mücadele etmeliyiz. Kürt sorunu, demokratik cumhuriyet açısından baş köşede oturmaktadır. Bu sorunu çözmek için hem anayasa yapım sürecinde hem de onun ötesinde çok daha fazla çaba göstermeliyiz. Sadece biz değil tüm Türkiye halkları, barıştan yana savaşa karşı olan, geçim derdinde olan her türlü şiddete karşı çıkan, herkes bilmeli ki bu şiddetin kaynağı bu tecrit, bu kayyım aklı OHAL aklıdır. Faşizmin kurumsallaşmasını engellemenin yolu tecride, savaşa bu şiddet politikalarına karşı çıkmaktır. 

Talimatlı yargının talimatları sonucunda bugün cezaevlerinde 5 bine yakın HDP’li vardır. Suçsuz yere tutsak edilmiş durumdadır. Bu insanların bir an önce özgürlüğüne kavuşması lazım. Figen’in, Selahattin’in, Sebahat’ın, Selma’nın bütün arkadaşlarımızın bir an önce özgürlüğüne kavuşması için, bu yol temizliği dediğimiz yargı reformu strateji belgesi diye ortaya koyup arkasını boş bırakanlar ve bundan vazgeçenlere karşı ısrarla yargıda bir yol temizliğini hep beraber hayata geçirmek için çaba göstermeliyiz.  Meclis bir an önce toplanmalıdır tatil neymiş? Bunca sorunu olan bir ülkede vekiller bir an önce meclise gitmeli, meclisi açmalı bu yasaları geçirmelidir. Türkiye’nin acil ihtiyaç duyduğu şeylerin aşında hiç kuşkusuz toplumsal barış gelmektedir. Toplumsal barışı var edebilmemiz için bu adımları birlikte atmalıyız. Müzakereden ortaklaşmadan bahsediyoruz. Meclis bu müzakereyi var edemezse toplum nasıl var edecek. O yüzden ben 5 partinin tüm vekillerine çağrı yapıyorum, Meclisi açın toplumun beklentilerine yanıt olacak yasaları bir an önce hayata geçirin. Bunların başında da kuşkusuz yargı reformu gelmektedir. 3’üncü yol çağırandır, demokratik cumhuriyetin inşasının yoludur. Müzakere ve mücadelemizi bir arada yapıyoruz. Bugün Örgütlenme Konferansımızda, örgütlenmemiz üzerinde bu tartışmaları yaparken eksiklerimizden dersler çıkaracağız. Geleceğimizi nasıl yapılandıracağımızı hep beraber tartışacağız, konuşacağız. 3’üncü yolda yürüyüş hattımız bugün ve yarın yapacağımız tartışmalarla belki belirlenecek. Bugüne kadar mevcut sisteme, haksızlıklara faşizme karşı mücadelemizi yaptık. Bu köhnemiş siyasete karşı yapı sökücülerdir. Bundan sonra HDP ve bütün bileşenleri ittifakları yan yana gelenleri ile birlikte yeni geleni karşılayacağız yeniyi hep beraber inşa edeceğiz.  Ben konferans çalışanlarına tüm delegasyona başarılar diliyorum. Hepimizin yolu açık olsun.” (MA)