Tarihsel perspektiften çalışmanın anlamı ve işin sonu düşüncesi

“İşin sonu düşüncesinin ve teknolojik imkanların yansıdığı bir gelecek tasavvurunun zengin teorik bir geçmişi vardır. İlk Sanayi Devrimi’nden itibaren her teknolojik gelişim dalgası, insanları zorunluluk yüzünden çalışmaktan kurtaracak bir potansiyel olarak görülerek işin sonu tartışmalarını canlandırmıştır.”



06-06-2021 00:27

Nursel Çelen

Mart 2021’de İmge Kitabevi Yayınlarından Selcan Peksan’ın “Çalışmanın Evrimi ve İşin Sonu” adlı yeni kitabı yayımlandı. Selcan Peksan bu kitabını İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Anabilim Dalı'nda savunduğu doktora tezinden üretmiştir. Bu kitap sosyal teoriler içinde çalışmanın doğası, anlamı ve konumuna dair ortaya atılmış bazı felsefi düşünceleri gündeme getirerek çalışmaya dair eleştirel bir yaklaşım geliştirmiştir.

Kitap üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde çalışma kavramının tarihsel dönüşümü ele alınmıştır. Premodern toplumlarda çalışmanın başlıca özellikleri ve kırılma noktaları araştırılarak modern çalışmayı ortaya çıkaran tarihsel koşullar kısaca açıklanmıştır. İlkel dönemden başlayarak Sanayi Devrimi ve işin örgütlenmesi Taylorizm ve Fordizm’e kadar çalışmanın geçirdiği dönüşüm anlatılır. Peksan çalışmanın insan doğasının ve insanla tabiat arasındaki etkileşimin bir ifadesi olduğunu söyler. Bununla birlikte tarihsel süreç içinde çalışmanın anlamının ve doğasının, üretim tarzına ve modeline bağlı olarak pek çok dönüşüm geçirdiğini ifade eder.

Günümüz toplumlarında çalışmanın anlamı ve rolünü belirleyen gelişmelerin temeli modern dönemde atılmıştır. Peksan, kapitalist üretim tarzının gelişmesi ve yaygınlaşmasıyla ile ücretli işin ortaya çıkısının bu gelişmelerin ilk ayağını oluşturduğunu söylemektedir. Kölelikten farklı olarak ücretli iş, temelde bireyin güç ve yeteneğini özgürce pazarlık konusu edebilmesi ve satabilmesi anlamına gelmektedir. Antik dönemde kölelik ve toplumdan dışlanma anlamına gelen başkası için çalışma, bu dönemde başkası için iş yapma özgürlüğüne sahip olma ve bu özgürlüğün kullanımıyla toplumda yer edinme olarak tam tersi bir anlama ulaşmıştır. Peksan, modern çalışma algısının iki önemli ayağının, kavramın özgürlükle bağdaştırılması ve bir meta olarak soyutlanması olduğunu söyler. Ayrıca modern dönemde çalışmayı önceki dönemlerden ayıran ve tartışmalı hale getiren kritik noktaların; ücretli işin esas emek biçimi haline gelmesi, emeğin kendisinin satılan bir meta olarak teorize edilmesi, üretken kabul edilip edilmemesinin genel faydaya değil; artı değer yaratma kapasitesine bağlı olması ve işçinin emek süreci üzerindeki denetimini kaybetmesi olduğunu ifade eder. Bunların sonucunda çalışma kavramı ontolojik anlamını yitirdiği ölçüde yüceltilmiştir. İstihdama dahil olmak, boş zaman aktiviteleri ya da aylaklıktan çok daha saygı uyandırıcı ve değerli bir durum olarak kabul edilmiştir. Peksan, işin, yaşamı sürdürmek için bir araç olmaktan çıkıp da kendi başına bir amaç haline gelmesini rasyonelleştiren algılama biçimlerinin üretilmesinin ve bu algının kurumsallaşmasının ilk adımı Protestan ahlakın ortaya çıkışı ve yaygınlaşması olduğunu belirtir. Yani işin tanrısal bir görev olarak sunulması ve kutsanmasından kaynaklandığını söyler.

Kitabın ikinci bölümünde klasik ve geç modern dönemde çalışmaya yönetilen eleştirilere yer verilmiştir. Özellikle Karl Marx, Emile Durkheim ve Max Weber’in görüşleri işin sonu tartışmalarının temelini oluşturmuştur. Marx’ın değerlendirmelerine ağırlık vererek öz-emek ve yabancılaşma kavramları üzerinden işin sonu kavramını irdelemiştir. Post- endüstriyel dönemde işin sonu tartışmaları üzerine Paul Lafargue, Charles Fourier ve Bertnard Rusell’ın görüşlerinine de değinmiştir. Peksan, klasik sosyal teorilerin, işin yabancılaşma gibi olumsuz sonuçlarını ele almalarına rağmen çalışmaya, toplumları bir arada tuttuğu, insanlığın üretkenliğinin ve insani gelişmenin bir ifadesi olduğu için yüce bir anlam atfettiklerini söyler. Klasik sosyal teorilerde işin sonunun, kapitalist işin aşılmasıyla ya da eksik ve aksak yönlerinin düzeltilmesiyle ulaşılacak bir çalışma olduğunu ifade eder.

Geç modern dönemde ise iktisadın eleştirisi ve iktisadın düzenleyici bir ilke olarak ön plana çıkmasının eleştirisi yapılmıştır. Ayrıca emek kategorilerinin ve çalışmanın eleştirisinin önemli bir ayağını da toplumsal cinsiyet ayrımı üzerinden yürütmüştür.

Peksan, 1960’lı yıllarda yabancılaşma konusunun tekrar gündeme geldiğini anlatır. Bu dönemde hem varoluşçu perspektif hem Eleştirel Teori hem de otonomist hareketler yabancı- laşma konusunu tekrar ön plana çıkartmışlardır. Peksan kısaca varoluşçu görüşün, yabancılaşmayı insan olmanın kaçınılmaz bir unsuru olarak değerlendirdiğini, Eleştirel Teorinin de dahil olduğu Hegelci-Marksist geleneğin yabancılaşmayı varoluşsal değil, tarihsel bir durum olarak kabul ettiklerini, Otonom yaklaşımın ise, Marx’ın teorisini yabancılaşma yerine yadsıma olarak yorumlayarak, insanın kendi emeğine karşı duyduğu yadsımanın ancak işin reddi ile aşılabileceğini ileri sürdüklerini ifade eder. 1970’li ve 1980’li yıllardan itibaren ise feminist sosyal teori, üretimin yeniden üretimden, kamusalın özelden, ücretli işin ücretsiz emekten ve sınıfın toplumsal cinsiyetten öncelikli olarak ele alınması sorgulanarak çalışma kavramını genişletmiştir.

Kitabın üçüncü bölümünde ise postendüstriyel dönem olarak ele alınan 1990’lı yıllardan bahsedilir. Bu kısımda çalışmanın niteliğinden niceliğine ve işin sonu idealinden işin sonunun eleştirisi üzerine tartışmalar yürütülmüştür. Peksan bu dönemde emek piyasalarında yaşanan dönüşümleri Andre Gorz, Jürgen Habermas, Ulrich Beck, Claus Offe ve Zygmunt Bauman gibi düşünürler ile otonomist teorisyenler Paolo Virno, Maurizio Lazzarato, Antonio Negri ve Michael Hardt’ın görüşleri çerçevesinde incelemiştir. Bu düşünürler işin sonu tartışmalarını kurumsal olarak inşa etmeye çalışarak sosyal teoriye önemli katkılarda bulunmuşlardır.

Peksan, postendüstriyel dönemde çalışmanın anlamı ve konumunda önemli bir kırılma yaşanmadığından, ücretli işin hala temel insani bir aktivite olduğundan ve yabancılaştırıcı etkilerinin hala derinleşerek devam ettiğinden bahseder. Yani modern döneme özgü sorunlar bu dönemde de dönüşerek ve etkisini arttırarak devam etmiştir. Ancak Peksan, işin sonunun geçmişte olduğu gibi çağdaş teorilerde de insanın yaratıcı kapasitesini, arzularını ve öz benliğini yansıtacak üretim biçimlerini keşfetme amacı taşıdığını ve bu kitabı böyle bir ideale katkı sunması umuduyla kaleme aldığını söyler.

 KÜNYE: Çalışmanın Evrimi ve İşin Sonu, Selcan Peksan, İmge Kitabevi, 2021, sayfa 356.