Suriye'ye yapılması planlanan sınır-dışı harekatla ilgili bölge aktörlerlerinin tutumu ne olacak?

Suriye'ye yapılması planlanan harekatla ilgili bölgedeki aktörlerin tutumları ve son gelişmeler doğrultusunda Doç. Dr. Hakan Güneş ve Gazeteci Hikmet Durgun değerlendirmelerde bulundu.



07-10-2019 21:51

İzel Sezer - Özlem Özcan

Trump ile Erdoğan'ın telefon görüşmesinin ardından Beyaz Saray, Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyine bir harekât düzenleyeceğini ve ABD güçlerinin bölgeden çekileceğini, operasyona destek vermeyeceğini açıkladı.

Ardından Suriye Demokratik Güçleri ise ABD'yle anlaştıklarını ve anlaşmanın dışına çıkıldığını ifade etti.

Türkiye’nin ise Beyaz Saray’ın ifadelerini doğrulayan açıklamaları sonucu harekât kesinlik kazanırken Erdoğan konuyla ilgili olarak “Talimatlarımızı verdik” dedi.

Gazeteci Hikmet Durgun ve Doç. Dr. Hakan Güneş İleri Haber’e bölge ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.

GÜNEŞ: ABD KÜRT GÜÇLERİNİ DİĞER SEÇENEKLER GİTTİĞİ İÇİN DESTEKLEDİ

ABD’nin bölgeden çekilmesinin sebebini uzun süredir Suriye’ye ilişkin politikalarını bölgedeki ağırlığını Kürtlerin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) üzerinden yapmamaya karar vermiş olması olarak değerlendiren Doç. Dr. Hakan Güneş “Aslında bu beklenmeyen bir gelişme değil. Uzun süredir Suriye’nin geleceğine ilişkin yaklaşımlarda SDG’ye ve Kürtlere ilişkin herhangi bir destekleyici açıklama içinde değildi. İkinci olarak Türkiye ile olan gergin ilişkilerini son iki yılda kademeli olarak düzenlediği ve iyileştirdiğini görüyorduk. Ancak bir anda çekilmemiş olmasından kaynaklı olarak ‘Acaba SDG’yi desteklemeye devam edecek mi?’ sorusu ortalıktaydı. Fakat bir kez daha görüldü ki böyle bir planı yok. Zaten ABD hiçbir zaman da böyle bir plandan bahsetmemişti. Bu bakımdan aşağı yukarı eşyanın tabiatına uygun olarak varacağı yere varmış oldu. Yani Amerika Suriye’deki Kürt güçlerini itici olarak ve asgari düzeyde destekledi. Bu Suriye’deki diğer seçeneklerinin gitmiş olmasından kaynaklanıyordu.” dedi.

‘AMERİKAN’IN AÇIKLAMASI SÜRPRİZ DEĞİL’

Güneş “Daha önce denediği seçenekler esasen Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) ve muhalif güçlere dayanıyordu. Ancak o kanalla fazla ilerleme sağlayamayınca bir seçenek olarak SDG çıkmıştı ve SDG’yi desteklemişti. Ancak bunun maliyeti olarak da Türkiye ile ilişkilerinin son derece gergin bir noktaya vardığını görmüştük. ABD de bu seçeneği bir tarafa bıraktı ve Türkiye ile daha uyumlu çalışma tercihinde bulundu. Bu aşağı yukarı 2 yıldır böyle. Dolayısıyla bu 2 yıllık süre içerisinde neden mesela hala silah yardımına devam etti, neden bir anda çekilmedi vb. sorular gündeme geliyor. Ben bunları daha çok ‘halkla ilişkiler’ olarak değerlendiriyordum. Yani geriye çekilirken son yıllardaki, ABD’nin sahadaki en önemli müttefikiydi. Müttefiklerini bir anda ortada bırakmamış olma görüntüsü yaratmaya özen gösteriyordu. Ancak bunun da sonuna gelindi. Yani kademeli olarak ‘Koruyacağız, herhangi bir sorun olmayacak’ vb. sözlerin ardından, Türkiye tek başına operasyon yapacak kararına kadar geldi. Yani Amerikan’ın bu açıklaması benim açımdan bir sürpriz niteliğinde değil.” değerlendirmesinde bulundu.

‘TÜRKİYE BÖLGEDE KALICI OLMAK İÇİN UĞRAŞACAK’

SDG’nin Türkiye'nin kuzey ve doğu Suriye'yi işgal etmeye hazırlandığı açıklamasını operasyonun kalıcı bir hal alabileceği şeklinde yorumlayan Güneş, “Bu kuvvetle muhtemeldir. Türkiye bölgeye girdikten sonra kolayca çekilecek ve burayı örneğin Suriye ordusuna teslim edecek değildir. Bunu da saklamıyor. Bu bölgede TOKİ’ler vasıtasıyla birtakım konut projeleri gerçekleştirmek istiyor ve buraya nüfus transferi yapmak istiyor ve bu da özellikle mülteci akınından korkan Avrupalı devletlerin desteğini almayı sağlayacak. Bu bakımdan bunun sadece YPG’nin bölgeden çıkartılması ile sınırlı kalmayacağını ve Türkiye’nin bölgede daha uzun kalacağını yine söyleyebiliriz.” sözlerini dile getirdi.

‘IŞİD’LİLERİN DURUMU SORU İŞARETİ YARATIYOR’

Beyaz Saray,’ın son 2 yılda bölgede yakalanan IŞİD'çilerin sorumluluğunun Türkiye'de olacağını söylemesi üzerine,  Türkiye’nin bu sorumluluğu almaya hazır olup olmadığını açıklamanın en belli olmayan gri konusu olarak niteleyen Güneş “Çünkü bildiğim kadarıyla söz konusu IŞİD’li tutuklular SDG’nin yani YPG’nin kontrolündeki bölgelerde yer alıyor. Dolayısıyla buna Kızıl Haç ya da Amerikan birlikleri aracılık yapmayacaksa ve SDG ile Türkiye ordusu arasında bir işbirliği eğer söz konusu değilse bu esirlerin transferi nasıl gerçekleşecek? Bu konuda herhangi bir bilgiye sahip değiliz. Dolayısıyla bu bugünün en sürpriz noktası. Fakat IŞİD’liler konusu bir sürpriz olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla Amerika’nın tutumunu şöyle özetleyebiliriz: ‘Bölgeye girmenize ses çıkarmayacağız fakat buna karşılık IŞİD’li tutuklular konusunu sizin çözmenizi bekliyoruz.’ mesajı olarak okuyorum. Türkiye bu konuda kapsamlı bir açıklama yapmış değil. Ama ilk açıklamalardan anlaşılan, ‘Söylendiği kadar yüksek bir rakam söz konusu değil’ türünden yapılan açıklamalar gösteriyor ki bu plana itirazı olmayacak. Türkiye hükümetinin açıklamaları, bu sorumluluğu bir biçimde alacak gibi görünüyor. Ancak bu devir teslim işinin nasıl gerçekleşeceği de, gerçekleşip gerçekleşmeyeceği de, gerçekleşirse nasıl olacağı da bir muamma.”dedi.

‘ULUSLARARASI CEZA MAHKEMESİ OLMAYACAKSA NASIL YARGILANACAKLAR’

Erdoğan, IŞİD militanlarının akıbeti ve sayının basına yansıdığı gibi on binleri bulup bulmadığı sorulduğunda bu haberlerin gerçeği yansıtmadığını dile getirerek "rakamlar abartılı" demişti.

Güneş IŞİD’li miltanlarla, militanların eşleri ve çocuklarını bir arada veren yüksek rakamlara karşılık, sadece militanların sayısı arasında bir farklılık olduğunu dile getirerek “Erdoğan’ın söylediği bu bakımdan durumu yansıtıyor. Ama bu yine de oldukça yüksek bir rakam. Ve Türkiye’nin bununla nasıl baş edeceği, hangi cezaevlerini tahsis edeceği, Türkiye’de hangi suçlardan yargılanacakları ve ne şekilde tutulacakları konuları büyük sorunlar oluşturuyor. Bu bir uluslararası ceza mahkemesi olmayacaksa Türk yargısı hangi suçlardan yargılayacak, Suriye’deki işledikleri suçlar bunun içine girecek mi yoksa sadece Türkiye’nin de bir terör örgütü olarak gördüğü IŞİD’e üyelikten mi yargılanarak kısa bir süre sonra serbest mi kalacak? Bütün bunlar zor sorular. Türkiye’nin başını ağrıtacak konular.” ifadelerini kullandı.

‘RUSYA’NIN TUTUMU ONAY VERİR NİTELİKTE’

Bu gelişmeler ışığında Suriye hükümetinin tutumu hakkında, “Suriye hükümeti Rusya’nın arabuluculuğunda Suriye ile ilişkilerini sürdürüyor” diyen Güneş, “Rusya’nın tutumu da Türkiye’nin operasyonuna onay verir nitelikte. Buradan hareketle Suriye hükümetinin de buna sözde itiraz etmesine karşın esasında sert bir yanıt vermeyeceği, bir süre karşılık göstermeyeceği, buna zaten pek de gücünün olmadığı onaylar nitelikte. Öte yandan Suriye ordusunun Membiç’e doğru hareketlendiği yönünde haberle geliyor. Bu da SDG’nin esasen YPG ve SDG’nin Türkiye’nin harekâtına karşı odaklandığı bir anda Membiç’de fazlaca bir güç bulunduramayacağı ve bunun da Suriye ordusu açısından bir fırsat yarattığı ve Suriye ordusunun da bu bölgeye hareket edeceğine dair işaretler var. Bunları göreceğiz. Ama işin esası Suriye hükümeti de tıpkı Moskova gibi bu harekâtta esası itibarıyla karşı çıkıyor. Belki Moskova kadar destekli değil ama karşısında da herhangi bir tutum geliştirecek değil. “ sözlerini dile getirdi.

‘TÜRKİYE’NİN İŞBİRLİĞİ TERCİH EDİLİYOR’

Bölge aktörlerinden İran ve Rusya'nın bu operasyonu bir parça kaygılı izlediklerini ancak aralarında bir mutabakat olduğunu belirten Güneş, İran ve Rusya’nın Türkiye ile işbirliği yapmasının rasyonalitesini “Sonuç olarak batının destekleyeceği bir muhalif alan olacaksa örneğin Suudi Arabistan’ın desteklediği güçler değil, Türkiye’nin desteklediği güçlerin yapmasını ehven-i şer buluyorlar. Türkiye’nin batıyla olan sorunları ve Rusya ile yakınlaşması bir işbirliği zemini oluşturuyor. Onlar açısından bu bakımdan kontrollü bir muhalif sahanın Türkiye’nin denetiminde olmasını tercih ettiklerini söyleyebiliriz. İran zaten başta İsrail olmak üzere batıyla ciddi sorunlar yaşıyor ve kolayca sürdüremeyeceği kadar da çok geniş bir sahayı hem Suriye’de hem Lübnan’da hem Irak’ta kontrol ediyor. Bu bakımdan bunun bir kısmının da özellikle Sünni coğrafyanın bir kısmının da Türkiye tarafından kontrol edilmesini ehveni şer buluyorlar ve buna ses çıkaracak gibi görünmüyorlar. Temel mantık böyle işliyor fakat en büyük kaygı şu: Türkiye’nin Amerika ile olan yakınlaşmasının boyut değiştirerek güneye yani Deyrizor’a doğru, Fırat’ın doğusundan daha da aşağıya doğru ilerlemesi ve bu sahayı Türkiye’nin kontrol etmesi ihtimalinden de çekiniyorlar ve burada da Türkiye ile yapmış oldukları görüşmelerde Türkiye’nin bu kadar ileri gitmeyeceğini varsayıyorlar. Bu bakımdan Amerika ile Rusya arasında daha sert bir tercihe doğru Türkiye itiliyor. Ama bu artık önümüzdeki bir yılın konusu. Şu anda konu Türkiye’nin bu sahaya girecek olması ve burada İran’ın ve Rusya’nın dolaylı destek veriyor olması.” şeklinde açıkladı.

‘BÖLGE ÜLKELERİNİN İÇİNE DÜŞTÜĞÜ BİR TUZAK’

Esasen Türkiye’nin bu harekâtla çözümsüzlük denklemine yani sadece Kürt meselesi ile ilgili değil bölgedeki aktörler arasındaki güç ve askeri mücadele çıkmazına da biraz daha fazla bulaştığını düşündüğünü söyleyen Güneş, “Bu bölgedeki bütün aktörlerin daha çok silah alması, Rusya’dan ve ABD’den daha çok askeri malzeme alması ile sonuçlanacak ve bu bölgedeki hiçbir ülkenin ve hiçbir halkın yararına olmayan bir tuzağa düşmek anlamına geliyor. Sorunların diplomatik kanallarla ve barışçıl yöntemlerle çözülmesi yerine silahlanmayı, militarizasyonu ve çözümsüzlüğü arttıran bir adım daha gerçekleşiyor. Dolayısıyla İran bir hat daha tuttum, Rusya silah sıktım diye sevinirken, Türkiye de Kürt bölgesinde biraz daha ilerledim diye seviniyor ama sonuçta bütün bu bölge ülkelerinin, hepsinin içine düştüğü bir tuzak bu.” diyerek sözlerini sonlandırdı.

DURGUN: TÜRKİYE ADIMLARIN OYALAMA OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORDU

Her şeyden önce ABD’nin Türkiye’yi gözden çıkarmak istemediğini söyleyen Gazeteci Durgun “Çünkü ABD’nin Türkiye’yle yıllardır bir müttefikliği var. ABD büyük bir müttefik karşısında bir örgütü tercih edemez, sonuçta YPG ve DSG bir örgüt, öte yandan Türkiye tarafından da terör örgütü olarak görülüyorlar. Türkiye’nin yoğun çabası ve baskısından dolayı ABD, Türkiye’nin talebini kabul etti. ABD son 3 yıldır Türkiye’nin bu talebini oyalamaya çalışıyordu. ABD ‘Güvenli bölge konusunda adım atalım’ dese de Türkiye bu adımların oyalama olduğunu düşünüyordu.”  dedi.

‘ABD SURİYE’DE KALMAYA DEVAM EDECEK’

Türkiye’nin ABD’ye sınırlı bir operasyon yapmasına onay verdiğini söyleyen Durgun “Şu an itibarıyla ABD, Tel Abyad ve Resulayn’da Türkiye’ye onay vermiş görünüyor ki zaten ABD askerleri sadece buralarda çekildi. Kobane, Qamişlo, Menbiç, Deyr ez Zor, Rakka gibi bölgelerden çekilmedi. Bence ABD Suriye’de kalmaya devam edecek, sadece Türkiye’yi tatmin etmek amacıyla iki bölgede Türkiye’nin olmasına onay verdi.” sözlerini dile getirdi.

‘HENÜZ YÜZDE YÜZ BİR ANLAŞMA YOK’

Durgun “Suriye’nin kuzeyinde YPG’nin ve Amerika’nın yakaladığı binlerce IŞİD’ci var. Bunların korunması, tutulması, yedirilmesi, giydirilmesi büyük bir sorun ve büyük bir güç gerektiriyor. Aldığım bilgilere göre ABD bu konuda da Türkiye’yle anlaşmış. Yakalanan IŞİD’ciler, Türkiye’deki hapishanelerde yargılanacaklar. Bu konuda görüşmelere devam ediliyor, henüz yüzde yüz bir anlaşma sağlanmış değil.” ifadelerini kullandı.

‘SURİYE, TÜRKİYE VE İRAN’IN POLİTİKALARI BİRBİRİNE YAKIN’

Rusya’nın İran’ın da bölgedeki ABD varlığından sona ermesinden yana olduğunu belirten Durgun, “Şam yönetimi, YPG’yi ‘terör örgütü’ olarak suçlamıştı. Bence Şam yönetimi, ABD’nin bölgeden çıkmasını istiyor. Rusya ve İran; Türkiye’nin, Şam’ın ve Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygı duyması çerçevesinde yaklaşmasını istiyorlar ama bir yandan da Türkiye’ye ‘Suriye’ye operasyon yapma’ diyemez çünkü Türkiye diyor ki ‘YPG bir terör örgütü ve benim düşmanım’. Türkiye’nin Suriye’yle 9-10 bin kilometrelik bir sınır komşuluğu var. Bölge konusunda Suriye, Türkiye ve İran’ın politikaları birbirine yakındır diyebiliriz.” dedi.