Soylulara karşı yoksullar

Soylu sınıfı ve zenginleri yazan; onları anlatan, karakter olarak onlara yer veren süslü edebiyat alanına, gerçekçi öğeleri; fakirleri, -soylu olmayanların da- hikâyesini yazabilen bir Gogol usulca yerleşirken, yazarın yaşadığı zorluklar; gördüğü destek veya hak etmediği yergiler de kenara köşeye ilişiyor.



25-08-2019 00:27

Şilan Geçgel

19. Yüzyıl Rus edebiyatı bugün dünya edebiyatının mihenk taşı olarak tariflenen birçok yazarın adıyla anılır. Yoksul ama soylu bir aileden gelen Gogol ise, kendi döneminin az sevilecek ve geç anlaşılacak bir yazarı olmuş olsa dönemin aykırı kalemi olarak adını diğerlerinin yanına yazdırmıştır.

Gogol’un Türkiyeli okurları tarafından belki de en çok bilinen kitapları Ölü Canlar ve Palto’dur. Dostoyevski’ye atfedilen “hepimiz Gogol’un paltosundan çıktık” cümlesini gerçekte kimin söylediği edebiyat dünyasında çeşitli tartışmalara konu olsa da hepimizden kastedilenin Rus edebiyatçıları olduğu açıktır. Gogol birçok açıdan kendinden sonraki dönemin ve hatta kendi döneminin yazarları etkilemiş bir kalemdir.

Palto, Gogol’un tanınması ve hatta ciddi eleştiri oklarını kendine yöneltmesiyle bilinen uzun hikâyesidir. Bu hikâyedeki anakarakter Akaki Akakakiyeviç’i kendi hayatından somut örneklerle yazan Gogol,  Akaki ile -neredeyse- kendi hayat hikâyesini ve yaşamsal çelişkisini ele almıştır.

Geçtiğimiz aylarda İletişim Yayınları Rus yazar Sergey Aksakov’un Gogol’le Dostluğumuz ve Mektuplaşmamız isimli kitabını yayımladı. Kitabın çevirisi ise Varol Tümer’e imzası taşıyor. Gogol’le arkadaşlığı 1832 yılına dayanan yazar Sergey Aksakov, Gogol’le ahbaplığını, ona dair yıllar boyu aldığı notları ve mektuplaşmalarını biriktirmiş. Bu metinler ise Aksakov’un ölümünden otuz yıl sonra 1890 yılında yayımlanmış.  Varol Tümer’in okuru yormayan çevirisi ve kitaba eklediği açıklayıcı dipnotlar sayesinde iki dostun anıları ve mektupları su gibi okunuyor.

Kitap birçok açıdan Gogol’e yakından bakma, onunla tanışma kitabı olarak da değerlendirilebilir. Tüm kitap boyunca ilerleyen sayfalarla birlikte Gogol’un öz yaşam öyküsü de ilerliyor. Kimsenin kimseyi güldüremediği metinleri büyük bir ustalıkla okuyan ve herkesi kahkahalara boğan Gogol portresi, kitap boyunca Gogol’un kişisel dünyasına dair az bilinen özelliklerine değinerek tiyatro sevdası ile devam ediyor.

Tiyatrodaki başarısı erkenden fark edilen Gogol, geçinmek için yaptığı düşük ücretli devlet memurluğuna rağmen hayattaki tek tutkusu olan edebiyattan hiç vazgeçmiyor. Annesi hatta neredeyse hayatındaki tüm dostları ile düzenli mektuplaşmaları ile bilinen yazar, devlet memurluğu yaptığı bir dönemde annesine yazdığı mektupta:

“Şube müdürlerinin budalaca yazılarını temize çekmekle uğraşıyorum. Oysa bu saçma işten oldum olası nefret etmişimdir” diye yazıyor.

İlk basılan edebi ürünü olarak şiir kitabı ile gündeme gelen Gogol, edebiyat eleştirmenlerinden sert eleştiriler almış ve bu eleştirileri bertaraf etmekte -belki genç bir yazar olduğu için- epey zorlanmıştır.

Şiir kitabı ile yakaladığı başarısızlığa pirim vermeyen Gogol, Ukrayna’yı hayal ederek kaleme aldığı Dikanka Yakınlarındaki Bir Çiftlikte Akşam Toplantıları isimli öykülerini yazmaya başlar. Ve bu eser yayınlandıktan sonra görülmemiş bir başarı yakalar. O dönemde büyük Rus edebiyatçısı Puşkin’le kurduğu yakın dostluk yazar için bundan sonraki üretimlerinde büyük rol oynar. Sonraları neredeyse her yazınını Puşkin’in onayına sunan ve onun hocalığını büyük bir mütevazılıkla kabullenen Gogol, edebi kimliğine yönelen dönemin en keskin eleştirini de Puşkin’in desteği ile aşacaktır.

Sergey Aksakov’a yazılan birçok mektupta dönemin öznel meseleleri, gündelik işlere dair fikir alışverişi ve en önemlisi Gogol’ yönelen sert eleştiriler de konuşulacak, iki dost arasında gidip gelen mektuplar birçok dertleşmeye de olanak yaratacaktır.

Mektuplarda ele alınan ve bana kalırsa bu iki dostu birbirine daha çok kenetleyen olay Müfettiş isimli tiyatro oyunudur. Gogol’un kaleme aldığı ve daha sonra sahnelenmesiyle büyük yankı uyandıran Müfettiş isimli oyunu dönemin Rusya’sında ortaya çıkan ve işlerini düzgün yapmayan müfettişleri anlatan ve politik kimi öğeler barındıran bir oyundu. Oyunun sahnelenmesiyle birlikte dönemin edebiyat eleştirmenleri bunun “düzen karşıtı” bir yazınsal üretim olduğunu savunup Gogol’a bu açıdan sahip çıksa da, bir başka grup bunun Gogol’un edebi kimliğini politik unsurları öne çıkararak daralttığını savunacaktı. Öte yandan oyunda karakterler üzerinden geçen muhataplıklarla gerçek hayat arasında bağ kuran kimi Rus soyluları, oyunun Rus insanını küçük düşürdüğü ve soylu sınıfla dalga geçtiğini söyleyecek günden güne büyüyen bir hedef gösterme ateşini harlayacaktı.

Tiyatroya gidecek olanağı olanların neredeyse sadece soylu sınıfına ait olduğu bir dönemde, soylu sınıfı –ve onun müfettişlerini- sahnede deşifre eden bir edebi hiciv kuşkusuz hoş karşılanmayacaktı.

Müfettiş, Ölü Canlar ve Palto gibi yazınsal üretimler yayınlandıkları dönem koşulları dikkate alındığında sınıfsal çelişkiler içeren üretimlerdir. Aksakov Müfettiş’in tiyatroda sahnelenmesinin ardından yine Gogol’e destek olmakta gecikmeyecekti. Başta da belirttiğimiz gibi bu mektuplar, sanki Gogol’un biyografisini okuyormuşuz gibi usulca akıp gidiyor…

Soylu sınıfı ve zenginleri yazan; onları anlatan, karakter olarak onlara yer veren süslü edebiyat alanına, gerçekçi öğeleri; fakirleri, -soylu olmayanların da- hikâyesini yazabilen bir Gogol usulca yerleşirken, yazarın yaşadığı zorluklar; gördüğü destek veya hak etmediği yergiler de kenara köşeye ilişiyor.

Yazarın yaşamının son dönemi bazen okuru şaşırtacak olsa da Gogol’u tanımaya hevesli okura bu mektuplar ışık tutacak görünüyor.

KÜNYE: Gogol’le Dostluğumuz ve Mektuplaşmamız(1832-1852), Sergey Aksakov, Çeviri: Varol Tümer, İletişim Yayınları, 2019, 244 Sayfa.