Sosyalist Devrimci Gençlik: Gençliğin dinamizmi ile parti fikrini buluşturacağız

Sosyalist Devrimci Gençlik Genel Sekreteri Furkan Seyhan, SDG’nin kurulduğu günden bugüne kadar olan çalışmalarını, mücadele araçlarını, gençliğin sorunlarını ve ileriye dönük hedeflerini İleri’ye anlattı.



09-01-2019 14:12

Merve Akbaş - @mervakbs

Siyaset sahnesinde yeni bir oluşum sayılabilecek olan Sosyalist Devrimci Gençlik’in (SDG) kurulduğu günden bugüne kadar olan çalışmalarını, mücadele araçlarını, gençliğin sorunlarını ve SDG'nin ileriye dönük hedeflerini Sosyalist Devrimci Gençlik Genel Sekreteri Furkan Seyhan’la konuştuk.

“Gençliğin dinamizmi ile parti fikriyatını buluşturmamız gerekli” diyen ve gençliğin kaygılarından bahseden Seyhan, gençlik mücadelesinde yeni tartışmaların açılması gerektiğini de vurguladı.

Sosyalist Devrimci Gençlik siyaset sahnesinde yeni bir oluşum sayılır. SDG'yi kurarken sizi farklı kılan şey neydi?

Yaz aylarından beri kuruluş çalışmalarımız devam ediyor. Dolayısıyla bugün tam anlamıyla bir kuruluştan bahsedemeyiz. Bizim için hiçbir zaman kuruluş mekanizmaları "kurmak anlamına gelmedi. Öncelikle bazı eksikliklerin tespitini yapıp bunu nasıl giderebileceğimizi tartışarak başladık. Baştan söyleyelim, Türkiye solunun yeniden kuruluşa ihtiyacı olduğu tezi çokça kez dile getirilirken aynı kuruluşun gençlik mücadelesi için de gerekli olduğu su götürmez bir gerçektir. Ne yazık ki gençlik alanı gibi her farklı jenerasyonda değişmesi gereken siyaset tarzı bugün çok eski refleksler ile devam ettirilmeye çalışılıyor. Burası bizim için çok önemli. Gençliğin her zaman ikili bir yönü olmuştur. İktidarlar açısından hem geleceği yönetmek hem de gençliğe yatırım yapmak gereklidir. Gençliğin dinamizmine dayalı olarak geliştirilen pratikler gençliği sorgulamaya başladığı anda kontrol edilmesi ve yoldan çıkmaması gereken bir unsur haline getirmiştir. Gençliğe karşı cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar yapılan bu ikircikli durum sol içerisinde de tezahür etmiş durumdadır. Bu kendini yapılar içerisinde statükoculuk olarak var etmektedir ve bugün hala devam etmektedir. Burada bir parantez açacak olursak bahsetmek istediğimiz statükoculuk salt eskilerin gençler üstünde kurduğu bir statüko değildir. Statükoculuğu solun siyaset üretemediği her durumda kendi içini yönetmek için kullandığı bir yöntem olarak görmek gerekiyor. Bu durumda yaş farklarından bağımsız bir siyaset tarzından bahsetmiş oluyoruz. Bizim için yeniden kuruluş için başlıca koşul bu tarzı yıkmaktı.

'GENÇLİĞİN DİNAMİZMİ İLE PARTİ FİKRİYATINI BULUŞTURMAMIZ GEREKLİ'

Baktığımız vakit Türkiye sol tarihinde her atılım döneminde gençliğin önünde duran bir parti = statüko geleneği olduğunu görüyoruz. Bu zaman zaman Denizlerin yaptığı gibi partiden kopuşu getirmiş, zaman zaman ise kendine hareket alanı yaratmak için partiden uzaklaşan bir kitle örgütü modeline gidilmiştir. Bunu yıkmak bizim için çok önemli. Gençliğin özgün deneyimlerini biriktirdiği, dinamizmini solun genel siyasetine taşıyamadığı herhangi bir durumda solun eşik atlaması bizim için çok zordur.

Bu noktada gençliğin dinamizmi ile parti fikriyatını buluşturmamız gerekmektedir. İkinci değinilmesi gereken nokta ise biraz önce bahsettiğimiz gençlik mücadelesi alanında yeni açılımlara ihtiyaç vardır. Samimi olmak gerekirse bugün biz dahil kimse bunu başaramadı. Ama yakın zamanda bununla ilgili belirli bir çalışma süreci başlatacağız: Öğrenci gençliğin özgün problemleri ile gençliğin artık ortaokulda sınava çalışırken kafasında oluşmaya başlayan geleceksizlik kaygısını ortak bir mücadele hattında buluşturmak. Bu noktada gençliğin ihtiyaçlarının ve geçmişe dönük olarak karakterinin değiştiğini söyleyebiliriz.

Gençlik mücadelesinde yeni bir dönemi açmak gerektiğini söylediniz. Bu dönemin kendi kendine açılmayıp birilerinin yaptıklarıyla açılacağını mı ima ediyorsunuz?

'SIKIŞMANIN YAŞANDIĞI ALAN KAPANAN DÖNEMDEN YENİ DÖNEME GEÇİLEMEMESİNDEN KAYNAKLI'

Devrimci mücadelenin tarihsel kesitlerine baktığımız zaman karşımıza kendiliğinden oluşan hareketlere müdahale etmeye çalışan, yön-hedef belirlemeye çalışan devrimci özneler görürüz. Devrimci süreçleri kendiliğinden hareketlerin mi yoksa devrimci güçlerin mi ileriye çektiği yönünde bir genelleme yöntemsel olarak yanlış olacaktır. Ama günümüzün özgün bir yanı varsa o da Gezi'de kendiliğinden sokağa çıkan kitlelerin Türkiye solunun öznelerinin anlık olarak önüne geçmesi, hatta Gezi'den bugüne öznelerin daha ilerisinde bir hatta durmalarıdır. Bu iddia belki haksızlık olarak gelebilir ama gençlik alanında bunun yoğunluğu daha hissedilir bir durumda. Bugün gençlik alanında geçmiş dönemin kapanmış olduğu açık bir durum. Sıkışmanın yaşandığı alan ise kapanan dönemden yeni döneme geçilememesinden geliyor. Halimiz saban ile sanayi devrimi sürecine girmeye çalışan bir toplama benzetilebilir.

'UZUN SÜREDİR KİTLE HAREKETLERİ ÖRGÜTLÜ ÖZNELERİN ÖNÜNDE GİDİYOR'

Yeniye geçişin nasıl olması gerektiğine gelecek olursak gençlik gibi dinamik bir alanın, geçmiş dönemi bir kenara bırakalım bir önceki senenin reflekslerini bile üstünde taşıması sıkıntılı bir durum. Dikkat edecek olursak gençlik içerisinde ne zaman kendiliğinden bir hareket kabarsa kendi gündemlerini ülkenin gündemine taşıdığını görüyoruz. Biraz önce değinmek istediğimiz şey burada vücut buluyor aslında: Öznelerin kitleyi ileriye çekmesi gerekirken azımsanmayacak bir süredir kitle hareketlerinin örgütlü solun, öznelerin önünde gittiği pratikler öne çıkıyor. Bizim yapmamız gereken bu kendiliğinden hareketlere hatiplik yapmak değil, tüm bu hareketlerin koordinasyonunu sağlayacak ve bu hareketlerin amacını tek bir potada besleyecek ortak bir mücadele hattını inşa ederken bu hat üzerinde süreci yürütecek öznenin inşasının eş zamanlı bir şekilde yapılmasıdır.

'PARTİ FİKRİYATININ KISITLAYICI ETKİSİNİN ÇÖKTÜĞÜNÜ TESPİT ETMEMİZ LAZIM'

Son bir şeye değinecek olursak Gezi'den sonra aslında 60'lı yıllardan beri solun üstünde genel bir kanı olan parti fikriyatının kısıtlayıcı etkisinin çöktüğünü tespit etmemiz lazım. Bugüne kadar solun üstünde siyasal bir çıktısı olmayan teknik bazı kitle örgütlerini kurmaya iten basınç biraz da buradan gelmekte. Gezi'den sonra baktığımızda şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki insanlar kendilerini kısa bir süre forumlarda ifade ettikten sonra kitle örgütleri yerine daha çok kendinin özne olabildiği muhalif partilerde var ettiği bir olgu şu anda bir veri olarak karşımızda durmakta.

Dikkat edecek olursak konuştuklarımız sürekli olarak kitlelere yetişemeyen bir “sol”a çıkıyor. Bunu aşmanın başlıca yolu yeniyi aramanın kolektif sürecini örgütlemekten, hatta bu süreci gençlik içerisinde dahi tüm bu sıçrayış süreçlerinde rol almış insanlarla beraber örgütlenmekten geçmektedir.

Yeniyi aramanın kolektif sürecini biraz daha açar mısınız?

'İNSANLARA 'GELİN, DAHA GÜZELİNİ HEP BERABER KURALIM' DEDİK'

Şöyle diyebiliriz, 60’lı yıllarda öğrencilerin problemlerini beraber çözmek için denediği onlarca yoldan oluşan ortak bir mücadele kültürü oluşmuştur. Bizim bugün tekrar böyle bir kolektif arayış sürecine girme ihtiyacımız vardır. Artık kabul edilmesi gereken nokta budur. Taşıma suyla değirmen dönmüyor ve o değirmene acil bir kaynak bulmamız gerekmekte. Bunun biricik yolu ise gençlik içerisinde bu enerjiyi ve arayışı kolektif bir iradeye dönüştürmektir.

Bizim SDG olarak yapacağımız şey bu oluşum için zemin sunmaktır. Biz insanlara ''Gelin, daha güzelini hep beraber kuralım'' dedik. Bu iddiamız mücadele hayatımızın temel ilkesi olmaya devam edecektir.

SDG'nin gelecek dönem için planlarından biraz bahsetmenizi istesek neler söyleyebilirsiniz?

'KONGRENİN ÖRGÜTÜMÜZE VERDİĞİ GÖREVLERİ BİRER BİRER HAYATA GEÇİRİYORUZ'

Öncelikle gelecek için en basit tabiriyle şunu söyleyebiliriz “söylediğini yapan, yaptığını söyleyen” iddialı ancak mütevazı bir çizgiye sahibiz. Bu anlayışın gençlik hareketinin bütününde de hakim olması için çabalıyoruz. En basit şekliyle kongrenin örgütümüze verdiği görevleri birer birer hayata geçiriyoruz. Bu anlayışın da en azından örgütsüz gençlik toplamları açısından bir heyecan yarattığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Gelecek için aynı zamanda şu an yaptığımız tartışmaların önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu noktada Devrimci Dergi’nin blog köşesi aktif bir şekilde gençlik, ülke ve dünya gündemlerinin bütününe dair tartışmaların yürütüldüğü bir alan olarak tarafımızca kullanılmakta. Bu blogta kuşak, gençliğin değişen yapısı ve sorunları, partili mücadele, yeni dinamikler, meclisleşme gibi yazılar yer alıyor.

Gençlik mücadelesinde açmak istediğiniz tartışmaları biraz detaylandırabilir misiniz?

GENÇLİK MÜCADELESİNDE KUŞAK VE MAHALLE GENÇLİĞİ TARTIŞMASI

Bu tartışmaları açmak gerekirse örneğin kuşak tartışması, Türkiye solunda ve gençlik hareketinde oldukça tartışılan ancak meselenin net bir şekilde ortaya koyulmadığı bir tartışmaydı. Biz, Gezi’nin devrim yapma ya da yapamasa da bir paradigma oluşturması bağlamında Metin Çulhaoğlu’nun tartışığı gibi büyük harfle yazılan Kuşak olmaya müsait olduğunu söylüyoruz; yani potansiyel bir Gezi Kuşağı tarifi yapıyoruz. Teorik ve kültürel üretimleri de bu bağlama göre tartışıyoruz.

Heyecan yaratan diğer tartışmalarımızdan biri lise ve üniversiteli gençliğin yanında oluşmaya başlayan ve bir dinamik olarak görülebilecek yerellerdeki gençler. Biz bunu yer yer “mahalleli gençlik” ve “mahalle gençliği” şeklinde tanımlıyoruz. Bize göre bu toplam lise ve üniversitelerdeki eğitim kalitesinin düşüşü, kapitalizmin ucuz iş gücü arayışı, esnek üretim biçimiyle birlikte düşünüldüğünde net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Bu toplamı net bir şekilde sadeleştiremiyoruz, örneğin şimdilik bu tanıma part time çalışan gençler de dahil, Alevi gençliği de, işçi gençlik de… Ya da 2018’de %21.6 olarak ölçülen genç işsizler de… Aklımızda hemen bir dönem sosyal medyada çokça karşılaşılan “apaçi gençler” geliyor ancak bizce mesele onu çoktan aşmış durumda. Türkiye’de son dönemde düşük gelire sahip olmaktan kaynaklı olarak mahallelerinde sosyalleşen, buraları sahiplenen gençlerin de uyuşturucu, tarikat, mafya üçgeni tarafından apolitikleştirildiğini görebiliyoruz. Sonuç olarak yeni bir dinamik tarifi yapıyoruz ve bu dinamik tarifini yaparken de bu alana doğru meclisler, dernekler gibi müdahale araçları geliştiriyoruz.

Sizce gençliğin yaşadığı sorunlar onları nasıl etkiliyor?

'GENÇLİĞİN AKADEMİK/KİŞİSEL KAYGILARINI GÖREREK İŞE BAŞLAMALIYIZ'

Gençliğin değişen karakteri ve sorunları demiştik en başta. Bu değişim ve sorunlar bizce birçok nedene bağlı: Ekonomik, sosyal, siyasal… Ekonomik nedenlerine değinmek gerekirse, örneğin üniversiteli gençler KYK bursları ile geçinememekte, hayata borçlu başlamamak için de kredileri tercih etmemekte. Doğal olarak okurken çalışmak zorunda. Çünkü eğitim, kişisel harcamalar, yurt/barınma, ulaşım gibi masrafları da ekonomik krizle birlikte yükselişe geçmiş durumda. Sosyal ve siyasal sebepleri tıpkı ekonomi gibi birbiriyle ilişkili. Örneğin son dönemde çokça duyduğumuz beyin göçü bizce buradan okunmalı. Gençler ülkenin geleceğine ümitsizce bakıyor ve çareyi yurtdışında çalışmayı düşünerek arıyorlar. Biz buna geleceksizlik diyoruz. 80 Darbesi ve Bologna Süreci de ülkemizde böyle gelişti, okuyan, tartışan, sosyalleşen ve örgütlenen bir gençlik yerine daha okurken sertifika koleksiyonu yapan böylece okul bitince sisteme entegrasyonunu kolaylaştırmaya çalışan bir toplamla karşı karşıyayız. Bunları bir suçlama yapmaktan ziyade, somut verileri görmemiz gerektiği açısından dile getiriyoruz. Örneğin son dönemde artan “güvenlik soruşturmaları”, “memurlukta sözlü mülakatlar” gibi gerçekleri görmeden gençliğin gerçek sorunlarından bahsedemeyiz. Sonuçta eğer gençlik hareketinde yeni bir anlayışı hakim kılmaktan söz ediyorsak, gençliğin bu yeni akademik/kişisel kaygılarını görerek işe başlamalıyız. Somut bir görev tanımı da bu kaygıları politikleştirmek şeklinde açığa çıkmaktadır.

SDG'nin örgütlenme araçlarından biraz bahsedelim. Siz örgütlenme çalışmalarınızda nasıl bir modeli benimsiyorsunuz?

'ARAÇ TARTIŞMALARIMIZ PARTİLİ MÜCADELE VE MECLİSLER ETRAFINDA ŞEKİLLENİYOR'

Her dönem yapılan araç tartışmalarımız genel olarak şu iki kavram etrafında şekillenmekte: Partili mücadele ve meclisler. Partili mücadele tartışması bizim için son dönemde yaşadığımız bir ayrışma açısından da önemli. Ciddi bir bakış farkı yaşandığını söyleyebiliriz. Partili mücadelenin en basit tanımıyla görevleri örgütlenme, mücadeleye süreklilik kazandırma, mücadeleyi yeni evrelere taşıma, kişileri bir amaca yönlendirme ve bu kişilere somut çalışma alanları gösterme şeklinde tanımlanabilir. Ancak partilerin özellikle gençlik alanında kapsayamayacağı alanlar kalacaktır, bu işin doğasında vardır. Bu alanda da kitlesel örgütlenme mekanizmaları devreye girmektedir. Biz bu ihtiyacı son dönemde meclis kavramıyla birlikte somutlaştırdık. Meclisler bize göre, gençlerin rahatça toplanıp, sorunları üzerine tartışacağı, birlikte karar alıp uygulayabileceği, katılımcılık ve şeffaflığın esas olduğu araçlardır. Ancak bu iki görevden ikisi de at başı gitmelidir. Biri yapılırken diğeri es geçilmemelidir. Eğer böyle olursa sorunlar baş gösterir. İki taraftan birine çubuk bükülür ki o zaman da bir süreklilikten, bir organizma olarak “örgüt”ten bahsetmek boş bir hale gelir.

Yeni yıla girerken yaptığınız “Umut yaşatır, dayanışma güçlendirir” etkinliği ile birçok yerde güzel görüntüler ortaya çıktı. Bu dayanışma meselesi sizin mücadelenizin neresinde duruyor?

'AKP'NİN HALKIN İMKANLARINI CEMAATLERE SUNARAK ÖRGÜTLENMELERİNİ SAĞLAMASIYLA MÜCADELE EDİLMELİ'

Dayanışma konusunda şapkadan tavşan çıkartmaya gerek yok. İnsanın toplumsallaşma sürecinden beri dayanışmanın tarihte önemli bir yeri var. Ama bizim açımızdan tartışılması ve mücadele edilmesi gereken yer uzun yıllardır AKP’nin halkın imkanlarını cemaatlere sunarak dayanışma adı altında örgütlenmelerini sağlamasıdır. Bu sadece Gülen cemaati ile de sınırlı değildir.

Geçmiş yıllarda Aladağ’daki yangını hatırlarsınız. Yoksul ailelerin mecburiyetten yolladığı çocukların yangın merdiveninin kilitli olmasından dolayı öldüklerini televizyonlardan, internetten takip ettik. Sonra AKP’nin iktidar olmasını hem ekonomik hem de derin ağlar ile sağlayan Gülen cemaatinin ağabeyler-ablalar aracılığı ile ders verirken kendilerine nasıl vahşi birer mürid yetiştirdikleri ise oldukça açıktır. Bu konuda değişmeyen tarza sahip olan tek kesim ise bu ülkenin soludur. Türkiye solu olarak yıllardır cemaatlere karşı mücadele ettik. Bunlar hem eylemlerimizde hem yayınlarımızda hem de devlete yerleştirilen cemaatçilerin tehlike gördüğü anda yaptığı operasyon ve gözaltılardan kaynaklı emniyet arşivlerinde vardır.

'GENÇLİĞİN KENDİ İÇ DAYANIŞMA AĞLARINI KURMAK TEMEL HEDEFLERİMİZDEN'

Bizim yapmak istediğimiz ise Zap suyu üstüne kurulan Devrimci Gençlik köprüsünden bugüne aynıdır. Çok basit bir şey söyleyelim burada: Genç bir insan neden solcu olur? Çok basit. Yoksulluğun kader olduğunu kabul etmez, karda ayakkabısız yoksul çocuğu görür, çocuğunu okutamadığı için intihar eden babayı görür, çocuğu üşümesin diye fön makinasını açıp yan odada intihar eden anneyi görür. Buradan çıkan dayanışma pratiği tabii ki birileri gibi kendi müridi yapıp iktidarı korumak olmuyor. Bizim için dayanışma yoksul halkımızla dayanışmaktır, daha güzelinin ancak sol ile olabileceğini göstermektir. Yılbaşında yaptığımız etkinlik ise buraya oturmaktadır ve burayla sınırlı kalmayacaktır. Küçük kardeşlerimizi fahiş dershane fiyatlarına karşı sınavlara hazırlayacağız. Gençliğin kendi iç dayanışma ağlarını kurmak ise temel hedeflerimizin başında gelmektedir.