Sömürülenlerin bağımlılık diyalektiği

Dipnot Yayınlarından okuyucularıyla buluşan, Brezilyalı İktisatçı Ruy Mauro Marini'nin ''Bağımlılığın Diyalektiği'' çalışması; bağımlı ekonomilerin sermaye döngüsüne, Marx'ın artı değer kuramını ve mutlak-göreli artı değer üretimi tartışmasını tekrar ele alıyor.



19-09-2021 01:38

Şadi Erarslan

Marksist bağımlılık kuramının en önemli kuramcılarından biri olan Brezilyalı iktisatçı Ruy Mauro Marini, Latin Amerika'nın küresel ekonomik yapının içindeki mevcut durumunu göz önüne alarak tartışma merkezinin noktasını Latin Amerika gibi bağımlı ülkeleri referans göstererek tartışmayı büyütmeyi hedef alır.

Dipnot Yayınlarından okuyucularıyla buluşan, Brezilyalı İktısatçı Ruy Mauro Marini'nin ''Bağımlılığın Diyalektiği'' çalışması; bağımlı ekonomilerin sermaye döngüsüne, Marx'ın artı değer kuramını ve mutlak-göreli artı değer üretimi tartışmasını tekrar ele alıyor.

Marini, daha gelişmiş toplumsal formların daha açık bir şekilde anlaşılmasını embriyon halindeki formların anlaşılması gerektiğine bağlar. Marx'ın deyişiyle ''İnsan anatomisi maymunun anatomisi için bir killittir.'' Toplumun mevcut gelişmesinin yetersizliğinin incelenmesi, basit olanın analiz edilmesi ve basit olanı tahakküm altına alan daha karmaşık yapının aydınlatılması için bir giriş noktasıdır. Marini, Latin Amerika gibi bağımlı ülkeleri merkez kapitalist ülkelerin ekonomik durumlarını kavranabilir hale getirmek için kullanır. 

İlk olarak Marini, Latin Amerika'nın küresel sermaye içindeki rolünü belirterek sanayi devrimini başlangıcından itibaren değerlendirmeye çalışır. Marini, Latin Amerika'nın küresel piyasaya katılımını yalnızca basit bir eklenme olarak görmez. Ona göre bağımlı ülkelerin merkez kapitalist ekonomilerin oluşmasında büyük katkıları vardır. Bağımlı ekonomilerin küresel piyasa içindeki rolleri basit bir mübadele değildir. Bağımlı ekonomiler, merkez sermayenin büyümesi için kilit durum teşkil eder ve bu kurucu rolü Sanayi Devrimi'nden itibaren üstlenmiştir. Küresel piyasalar bağımlı ülkelerden yoksun olsaydı büyük oranda ortaya çıkmaları güçleşir ve ulusal ölçüde gelişmeleri gerçekleşirdi. Latin Amerika'nın ise küresel piyasaya katılımı, sanayileşmiş ülkelerin niceliksel büyümelerini kolaylaştırmaktan öteye gider. Sanayi ekonomilerindeki birikimin odağı olan mutlak artı değerin,  nispi artı değerin üretilmesine doğru evrilmesine yol açar. Bu da emeğin üst seviyede sömürülmesini gerçekleştirir. 

Marini'nin bu analizi bir sonraki teziyle de ilgilidir. Ne kadar çelişki arz etse de bağımlı ekonomide aşırı sömürü, kapitalist merkezlerde emek gücünün tüketim değerini düşürür. Marx sanayileşmeyle beraber emeğin kendini yeniden ürettiği zamanın düşürülmesi sonucu emeğin değerinin düşürülmesine dikkat çeker. Bu yönteme ise göreli artı değer denilmektedir. Marini'ye göre ise bu çelişkili durum yeterli değildir. Ona göre göreli ve mutlak artı değer aynı anlama gelmektedir. Latin Amerika'nın spesifik durumundan yola çıkarak sömürgelerde emeğin aşırı sömürüsü kapitalist merkezlerde mutlak artı değeri artırmanın bir biçimi olarak ortaya çıkacağını öne sürecektir. Kapitalist ülkeler ise göreli artı değeri artırmanın yollarını ararken aynı zamanda sermayenin merkez pazarlardan uzaklaşarak, bağımlı ekonomileri daha bağımlı hale getirerek aşırı sömürüyü de beraberinde getirir. 

Marksist bağımlılık kuramının önemli yapıtlarından biri olan ''Bağımlılığın Diyalektiği'' birçok tartışmanın çıkış noktası. Marini, Latin Amerika özelinden yola çıkarak bağımlı ekonomilerin politik analizini sunuyor bize. Hem verdiği mücadele bakımından hem de bu mücadelenin yolunu açma arayışı içerisinde olması bakımından çalışmalarının önemi çok büyük.

KÜNYE: Bağımlılığın Diyalektiği, Ruy Mauro Marini, Dipnot Yayınları, 2021, 107 sayfa.