Sivil toplum kavramına kökten bir eleştiri getirmek: Rousseau, Hegel ve Marx

Sivil Toplum ve Ötesi; Rousseau, Hegel ve Marx’ın sivil toplum kavramına eleştirel yaklaşımlarını ve bu yaklaşımların sınırlarını tartan ve de "Sivil toplum-devlet ikiliğini merkeze oturtup devlet karşısında sivil toplumun sınırlarını genişletmeyi ana hedef olarak belleyen yaklaşımların tersine, sivil toplumu kapitalist ilişkiler bağlamında açıklayan çözümlemesine dayanarak tartışmaya sivil toplumu aşma perspektifinden müdahil" olan bir çalışmadır.



16-05-2021 00:20

Zilan Yıldırım

Sivil toplum kavramını gündeme getiren akademi içi/dışı çeşitli ülkelerin aydınları ve düşünürleri bu kavrama Brenstein gibi daha çok olumlu değerler yüklüyor ve ulaşılacak bir amaç olarak bakıyorlar. "Refah devleti" döneminin kapanışı ile hem sağ hem de solda devlet ve otorite karşıtı fikirlerin kitlelerde daha fazla karşılık bulmasıyla artan bu eğilim devletle doğrudan yüzleşmek yerine bireyci özgürleşmiş sivil toplumun ve kurumlarının önemi fikrini öne çıkarıyor.

Feminizm, LGBTİ+ hareketi, çevreci hareketler, ezilen halklar gibi tabanı sınıfsal olmayan çeşitli hareketlerin sivil toplumun içinde ortaya çıkması ve bu hareketlerin otoriteryan devlet aygıtlarının tam karşısında geniş bir kitle hattı oluşturması da bu kavramın üzerinde düşünülmesi elzem bir durum yaratıyor. Özellikle az gelişmiş ülkelerdeki baskıcı otoriteryan devletlere karşı bu kavram ve hareketlerin de oldukça etkili pratikleri az görülen bir durum olmaktan çıkıyor. Çok sayıda ülkenin sol siyasetçi ve aydınları bu kavram etrafında buluşurlarken mücadele hatlarının piyasa ilişkileri ve ussal bir kapitalizm eleştirisinden çok, bireyin ve çeşitli toplumsal grupların devlet karşısındaki özgürlük alanlarının genişletilmesine dönüştüğü de görülüyor.

Tam da bu noktada Gülnur Acar Savran; Rousseau, Hegel ve Marx’ın bu kavrama yaklaşımlarının temelini oluşturduğu, eleştiri niteliğindeki bu eseri yaratma ihtiyacı duyuyor. Kitabın amacından bahsederken Savran, Gramsci’nin metinlerindeki bu sivil toplum yüceltmesinin karşısına Marx’ın eleştirel yaklaşımını koyarak ve kapitalist ilişkiler temelinde konuyu ele aldığını söylüyor. Bu sayede sivil toplumun ötesine geçme perspektifinden müdahale etmeyi amaçlıyor. Sivil toplumu burjuva ve proletaryanın olduğu sınıf perspektifinin dışına çıkaran fikre eleştiri yöneltiyor ve yıkıyor yazar. Marx’ın bu sivil toplum eleştirisi ve burjuvanın belirlediği sınırların dışına çıkamayan özgürlük ve eşitlik anlayışı yorumu, Hegel’in sivil topluma yönelttiği eleştirilerden etkileniyor. Marx’ın aksine Hegel sivil toplum eleştirilerinin yanında ona olumlu değer de yükler. Bu eleştirilerin köklü bir kopuşa sebebiyet vermediği de görülür. Gramsci’nin de bu olumlu yönün üzerine koyarak fikirlerine şekil verdiği görülür.

Sivil toplumun bölünmüşlüğüne ve soyut bütünselliğine karşı eleştirel bir yaklaşıma sahip olan Rousseau’nun sivil toplum/devlet ikiliğine yönelttiği eleştiri, Hegel ile birlikte Marx’ın yaklaşımlarında öncü rol oynuyor. Savran’ın üçe böldüğü ve her bölümde birinin fikirlerine yer verdiği bu üç düşünür (Rousseau, Hegel ve Marx) için "Hegel Rousseau’yu bir kopuşla aşmış, Marx da Hegel’i" yorumunu yapıyor. Rousseau ve Hegel’in eleştirilerinin sınırlarını irdeleyen Savran şu sonuca varıyor: "Sağlam bir toplumsal eleştirinin tutarlı bir doğa/tarih ilişkisi anlayışına dayanması gerekiyor. Marx’ın üstünlüğü de siyasal köktenciliğini böyle tutarlı bir felsefe-ontolojik çerçeveye yerleştirebilmiş olmasında yatıyor."

İlk bölümde Hobbes ve Locke’nin "doğa durumu" yorumları üzerine Rousseau’nun bu "doğa durumu" ve "burjuva toplumu" arasındaki ilişkiyi nasıl nitelediği üzerinde duran yazar Rousseau’nun sivil topluma ya da burjuva toplumuna yönelttiği eleştirileri tahlil etmeye ve değerlendirmeye çalışıyor.

İlk iki bölümde Rousseau ve Hegel’in sivil toplum kavramına eleştirel yaklaştığını ve bu eleştirel bakışın temelinde, sivil toplumun gerçek bir topluluk duygusuna izin vermeyen bir toplum biçimi oluşunun yattığını belirten yazar, ancak her ikisinde de sivil toplumun ilerisine geçemediğini ve kökten bir eleştiri getiremediğini savunuyor. Bunun altında yatan sebebi Rousseau için "eleştirinin sınırlılığı, düşünürün kuramının içinde barındırdığı çelişkiler ve yalpalanmalardan" kaynaklandığını, Hegel’de ise "dolayımların özgül niteliğine bağlı olarak sivil toplumun son tahlilde meşrulaştırıldığını" söylüyor.

Çalışmanın son kısmı olan Marx’ın sivil toplum kavramına yaklaşımında ise bu iki düşünürün eleştirilerinde ortaya çıkan sınırlılıktan hareket ediyor yazar. Marx’ın tahlilini ve anlamlı bir toplumsal dönüşüm projesini ise şöyle işaret ediyor: "Sivil toplum/devlet ilişkisi, iki terimin birbirine içsel olarak bağlı olduğu ve bu terimlerden ilkinin belirleyici olduğu, diyalektik bir ilişkidir. Bu tahlil çerçevesinde sorunun çözümü, sivil toplumun köklü bir biçimde dönüştürülmesiyle ikiliğin kendisinin ortadan kaldırılmasından geçer." Ve bu kısımda Marx’ın sivil topluma yönelik köklü bir eleştiri geliştirip bu topluma özgü bakış açısının ötesine geçmesini olanaklı kılan şeyin, emeğe en temel ontolojik kategori olma önceliğini tanıması olduğunu göstermeye çalışan Savran; emeği bu düzeye yerleştirerek Marx’ın insan ile doğa arasındaki ilişkinin kavranış biçimini tümüyle değiştirdiğini belirtiyor.

Künye: Sivil Toplum ve Ötesi Rousseau, Hegel, Marx, Gülnur Acar Savran, Dipnot Yayınları, 2020, 365 sayfa.